“Derdim kendini ciddiye alan insanlarla!” Barbaros Altuğ yeni kitabını Dipnot’a anlattı

Pazartesi, 2 Eylül 2013 09:50

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Onu Dipnot Tablet Dergisi’ndeki edebi, Taraf Gazetesi’ndeki eğlenceli yazılarından ve sivridili ile attığı tweet’lerinden tanıyoruz.

Ünlü edebiyat ajanı Barbaros Altuğ edebiyat ve kültür-sanat dünyasının yakından takip ettiği biri.

Başarılı bir şekilde çizdiği kültür-sanat haritaları ile hiç bilinmeyenleri ortaya çıkarıyor, gözden kaçanları ise gözünüze gözünüze sokuyor.

Yanına çekinerek gittiğim, sonrasında onunla tanıştığım için kendimi çok özel hissettiğim Barbaros Altuğ ile yeni çıkan kitabı ‘Bazıları Siyah Sever’i konuştuk. Tabi ki söyleşimiz sadece kitapla sınırlı kalmadı. Altuğ ile herkesi korkutan açık sözlü kişiliğini, Robinson Crusoe Kitapevi’ne verdiği desteği, edebiyat dünyasının son durumuna kadar -merak edilen ne varsa- her şeyi masaya yatırdık.

Hatta kendisine bir de sürpriz yaptım ve ünlü yazarlar ile sanatçılardan Altuğ hakkında çok özel sorular aldım.

İşte keyifle okuyacağız o söyleşi:

“GRİ BİRİ DEĞİLİM YA SİYAHIM YA BEYAZ!”
Dilerseniz ilk önce herkesin merak ettiği soru ile başlayalım; Neden ‘Bazıları Siyah Sever’? Siyahın otoriteyi, soğuk ve ulaşılmaz olduğunu gösterdiği için mi?
Ben biraz siyah ironiden hoşlanıyorum. Yazdığım şeylerin daha dik başlı, daha dokunur cinsten olmasını tercih ediyorum. Normalde çok sert bir insan değilim ama yazılarımda sert bir insan olduğum için siyahı daha çok yakıştırıyorum kendime. Gri biri değilim ya siyahım ya beyaz.

Beyaz yönünüz de var yani…
Tabii var ama onları yazmamın bir anlamı yok, zaten sevdiğim insanları herkes biliyor.

Taraf Gazetesi, Dipnot Tablet Dergisi, Medyaradar ve Hürriyet’te yazdığınız makaleleri derlediniz. Peki kitapta yer alan yazılarınızı seçerken kriteriniz var mıydı?
Vardı tabii… Birincisi; Beni hep bir yönümle tanıyan insanlar vardı. Mesala Taraf’taki yazılarımla tanıyanlar. Oradaki yazılarım daha eğlenceli, daha günlük, daha magazinel malzemeye yatkındı. Dipnot Tablet’teki yazılarım ise daha entelektüel daha edebi yönümü ortaya çıkartıyordu. Medyaradar’daki yazılarım ise medyadaki bazı kimliklerden ve onların yaptığı işlerden neden hoşlanmadığımı anlatıyordu. Hepsini bir araya toplarsam daha iyi bir portre ortaya çıkar diye düşündüm açıkçası.

Kitabın kapağında “Barbaros Altuğ ile Sivriliyoruz” yazısı var. Siz de sivri dilli, açık sözlü, biraz da kalp kırıcı kişiliğiniz ile tanınıyorsunuz. Böyle olmanızın bir nedeni var mı?
Öbür türlü bu tür yazılar yazmanın bir manası olmadığını düşünüyorum. Bir roman yazarsam eğer bu sloganların hiçbiri olmaz ama deneme yazıyorum ve genel olarak kültür-sanat ve medya üzerine yazıyorum denemelerimi. Eğer söyleyeceğim şey sivri bir şey değilse söylememeyi tercih ediyorum.

Çok ortadan “Biz de muhallebi yer, birbirimizi çok severiz.” Türünden yazıları zaten ben de okumuyorum. Bu tür yazı yazanlar o kadar çok ki etrafımızda; Pembe gülücükler, kelebekler, onlar, şunlar….

Ben benim yaptığım tarzda yazıların neden yazılmadığını kurguluyordum zaten ve bana olanak verdi hem Taraf hem Dipnot Tablet. Mesela ilk olarak Cüneyt Özdemir geldi “Bize yazı yazar mısın?” diye. İlk düzenli olarak yazı yazdığım yer Dipnot’tu sonra Taraf’tan böyle bir teklif geldi, daha sonra da bu tür yazılar yazmam için Medyaradar’dan teklif geldi. Asıl keşfedilme nedenim ise Twitter’dı. Herkes oradaki tweet’lerimi işlek ve sivri bulduğu için beni istiyordu. Demek ki bu tür yazılara ihtiyaç vardı.

Eğer bir roman yazarsam dediniz. Roman yazmayı düşünüyor musunuz?
Düşünüyorum tabii. Bir tane üzerinde çalıştığım Novella var. Roman çok uzun soluklu bir şey ve şu an başka işlerim var. Romana kapanacak kadar bir zamanım yok ama bir tane roman ve bu kitaba çok yayınlanmamış yazılarımı derlediğim bir kitap var aklımda.

“DERDİM KENDİNİ CİDDİYE ALAN İNSANLAR İLE”
Tuna Kiremitçi kitabınız hakkında yakın zamanda bir tweet attı. “Haftanın en rock’n roll kitabı, Barbaros Altuğ’dan “Bazıları Siyah Sever”. Kafam gözüm acıdı lan okumaktan :) ” diye. Bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence attığı tweet ironik ve tatlıydı. Birincisi kitabı okumuş olması büyük bir şey, o yüzden ben de “Bundan sonra Tuna Kiremitçi’ye kafa göz girişemem!” diye yazdım. Attığı tweet’te kendini o kadar da ciddiye almadığını anlıyoruz. Benim en büyük derdim kendini çok ciddiye alan insanlarla. Ben de kendimi hiç ciddiye almıyorum mesela. Kendini çok ciddiye alıp kendini bir yere koyuyorsan eğer ya o yerde olman gerekiyor ya da onun gibi davranman gerekiyor. İkisini de beceremiyorsan ben de sana laf etme hakkına sahibim. Tuna Kiremitçi’ye derdim bundandı. Bundan sonra bir derdim olmayabilir.

Sanat, hayat, edebiyat, partiler, magazin, seyahat, Nazım Hikmet, Neruda, Orhan Pamuk, Tuba Ünsal… Yok yok bu kitapta. Biz bir de sizden duyalım okuyucular bu kitapta neler bulacaklar, kimlerden ve nelerden bahsediyorsunuz?

Bu kitapta bir kültür-sanat haritası var. Ben kendi beğendiğim şehirler ve o şehirlerde yaşayan edebiyatçılar, o şehirlerin bana verdiği edebi ve sanatsal izleri de sürmeye çalıştım. Berlin var çok sevdiğim şehirlerden. Yaşadığım şehirlerden ise Londra, uzun süre yaşadığım New York var. Buraları niye seviyorum ben? Oralardaki kültür-sanat aslında niye dünyanın kültür sanat haritasında çok önemli bir yerde duruyor? Bütün bunları kitabımda anlatmaya çalışıyorum.

Bazı yazarlarımız var gözden kaçan. O yazarlarımızı gözden kaçırmayalım diyorum. Bazı yazarlar var Türkçe’de yayınlanmayan; onların nedenlerini sorguluyorum ve yayıncılara bunları da yayınlayın diyorum. Sadece var olan bildiğimiz şeyler üzerine olan bir kitap değil bu. Birazcık da bilmediğimiZ ve gözden kaçanlar hakkında bir kitap.

Kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Robinson Crusoe Kitapevi’ne ilk destek verenlerden birisiniz. Sizce Robinson Crusoe’un önemi nedir? İnsanlar neden bu kitapevine sahip çıkmalı?
Orada bir organizasyon yapmaya çalıştım. Robinson’un iflasın eşiğine gelmesinin ilk nedenlerinden biri Gezi eylemlerinden sonra oraya olan akış azaldı. İkincisi ise Robinson İstiklal Caddesi’nin çok ucunda kalıyor. Masaların dışarıya çıkmaması dolayısı ile Tünel’deki öğrenci akışı ve oraya giden insan akışı da azaldı. O nedenle Robinson’un işleri azaldı ama kirası azalmadı. Bu yüzden ben “Oraya tekrardan okur akışı nasıl olur?”u planlamaya çalıştım. Çok tanınmış yazarlar ile beraber Robinson’u bilmeyen ve güzel bir kitapçıyı keşfetmeyi isteyen insanları oraya yönlendirirsek eğer, belki sağlam bir sistem kurulabilir.

Her hafta yazarlar ile söyleyişiler yapılabilir. Bu tür etkinlikler ile orası ayakta durabilir diye düşünüyorum.

Bugün yine okuyoruz ki Pandora da kapanma tehlikesi ile karşı karşıya ama bunları ancak biz koruyabiliriz okur olarak. Bence bunlar Gezi’nin bir parçasıydı. “Gezi’deki yeşilliği ve oradaki kültür-sanat dokusunu yok etmeyindi” Bu yüzden bunun ucu biraz bize dayanıyor. Gitmezsek tabi ki yok olacak orası. Sonra oraya da ayakkabıcı açılır çünkü piyasa ekonomisi böyle işliyor.

Son olarak Türkiye edebiyatında kendi yolunda izler bıraktığını düşündüğümüz özgün yazarlar kim?
En başta tabii ki en başta Orhan Pamuk. Kazandığı Nobel ile Türkiye’de büyük bir iz bıraktığı aşikar. Onun dışında Türk Edebiyatı’na en çok iz bıraktığını düşündüğüm kişi Latife Tekin’dir. Latife Tekin Türk Edebiyatı’nın yönünü değiştiren bir yazardır 80’lerdeki yazdıkları ile…
Yenilerden ise Murat Menteş’i çok beğeniyorum. Çok özgün bir dili var. Kendini sorguluyor ve aynı zamanda kendisini çok zorluyor yeni bir şeyler yaratabilmek için. Yenilerden adını belki duymadığınız Berrak Yurdakul var. Yeni bir romanı çıkacak. Bence muazzam bir roman. Felsefe ile dini birleştiren şeyler yazıyor. Yeni ortaya çıkmamış yazarların üstünde durmamız lazım ki yeni bir damar açabilelim.

ÜNLÜLERDEN ALTUĞ’A SORULAR
Naim Dilmener: Daha ortalığı ne kadar karıştırmayı düşünüyorsun? 
İnsanlar beni istemeyene kadar! Benim pilimin bittiği şey kimsenin beni okumaması olur.

Ayşe Kulin: Neden benim kitaplarımı seviyorsun?
Birincisi Ayşe Kulin’in hiç dokunulmamış konuları kendi dili ile muazzam akıcı işlediğini düşünüyorum ve kimsenin göremediği konuyu o gördüğü için seviyorum. Örneğin Nefes Nefese de 2. Dünya Savaşı’nda Yahudileri kurtarma hikayesi orada duran bir konu ya da Aylin’in içindeki o muazzam hikayeyi çıkartabilmesi ve romana dönüştürebilmesi. Bu benim çok ilgimi çekiyor ve herkese ulaşabilecek şekilde yazılar yazıyor.

Ayşe Kulin: Benim “Edebiyat Ajanım”dan bekletilerim tabi ki var, peki onun yazarlarından beklentiler nelerdir?
Ayşe Kulin bütün beklentilerimi karşılıyor. Bir yazardan beklentim sadece benimle iyi geçinmesi.

Şebnem Bozoklu: Siyah seven bağzıları kim? Bunu açıklık getirirse mesud olurum.
Siyah seven bağzıları benim bütün arkadaşlarım, çünkü benim gibi değiller ise onlar ile çok arkadaş olamıyorum. Yani biraz köşeli olan insanlar ve bağzı şeyleri görmek isteyen insanlar.

Ahmet Ümit: Yazarların okurlara ilginç gelecek halleri nelerdir? Bunlardan bir iki tanesini anlatabilir misin?
Bence içki sohbetleri. Çünkü bence yazarların en çok kendi oldukları zaman o. Özellikle Ahmet Ümit, Ayşe Kulin gibi çok büyük çapta hayranı olan insanlar imza günlerinde de, burada oturup konuştuğunuzda da belli bir çerçevede kendileri gibi olabiliyorlar. İçki sohbetlerinde o masada kendi başlarına kaldığında çok daha kendileri ve çok daha eğlenceli oluyorlar. Buna Ahmet Ümit de dahil olmak üzere.

Buket Uzuner: Sayın Altuğ siyah renk kitabınızın metaforlarından… Peki ya beraber çalıştığınız yazarlardan birisi, sizin baş karakter olduğunuz bir roman yazmayı, şimdiden hınzırca gülümseyerek gizli gizli düşünüyor ise o kitabın renk metaforunun ne olmasını arzu ederdiniz?
Elbette ki gökkuşağı renklerinde olmasını dilerdim.

Çağla Gillis
@caglagillis

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ