Davutoğlu’ndan ortak Suriye makalesi

Cuma, 2 Ağustos 2013 13:59

Ahmet-Davutoğlu3Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Bosna Hersekli mevkidaşı Zlatko Lagumciya ile birlikte Washington Post’un internet sitesi için Suriye’deki krizi yazdı.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile Bosna Hersekli mevkidaşı Lagumciya, Washington Post gazetesinin internet sitesinde yayımlanan makalede, dünyanın, 18 yıl önce Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa kentinde yaklaşık 8 bin Bosnalı erkeğin öldürülmesine ve 30 bine yakın kadının topraklarından sürülmesine tanık olduğunu hatırlattı. Srebrenitsa’nın, yalnızca eski Yugoslavya’daki çatışmanın vahşetinin değil, insanlığın en kötü ve ahlaktan yoksun halinin de sembolü haline geldiğine işaret edilen makalede, şu ifadelere yer verildi:

“Birçok canlı varlığın aksine, insanlar hatalarından ders alma yeteneğine sahiptirler. Srebrenitsa, büyük bir ders çıkarılması gereken trajik bir hataydı. Ancak şimdi de, Srebrenitsa’daki vahşetten ve Bosna Hersek’in yaşadığı travmadan 18 yıl sonra, 21. yüzyılın en kötü insani felaketi Suriye’de yaşanıyor. Başka bir mekanda ve başka bir zamanda, yine toplu bir trajediye tanık oluyoruz. Dünyanın “bir daha asla” taahhüdünde bulunduğu bu trajedi, bir kez daha vuku buluyor.”

Bosna Hersek’te 3 yıl süren savaşın ardından ölü sayısının 300 bini aştığına ve mülteci sayısının 1,3 milyona ulaştığına değinilen makalede, Suriye’de 2011 yılında başlayan barışçıl ayaklanmada ise 100 binden fazla insanın öldürüldüğü, insani yardıma muhtaç Suriyelilerin sayısının 7 milyonu aştığı, 4 milyon Suriyelinin yerinden edildiği ve 1,4 milyon kişinin komşu ülkelere sığındığı belirtildi.

Saraybosna, Halep ve Humus’ta ekmek kuyruğunda öldürülenler Bosna Hersek ve Suriye’de yaşananlar arasında benzerlikler kurulan yazıda, şunlar kaydedildi:

“1992 yılında Saraybosna’daki Vase Miskina Sokağı’nda ekmek kuyruğunda bekleyen masum insanlar öldürülmüştü. 2013 yılında, Halep ve Humus’ta yaşayan masum insanlar evlerine ekmek götürmeye çalışırken vahşetin hedefi haline geldi. Bosna Hersek’te sivil vatandaşlara ağır silahlar ve toplarla saldırılmıştı. Suriye’de ise insanlar, halka açık mekanlara atılan balistik füzelerden kurtulmak için kaçıştı. Bunun yanında, Suriye rejiminin kendi halkına karşı kimyasal silah kullandığı da teyit edildi. Bosna Hersek’teki çatışmada insanı iğrendiren husus etnik temizlikti. Suriye’de rejim, dünyanın gözü önünde, insafsızca ve görüldüğü kadarıyla da utanmadan yüzlerce sivil insanı katletti.”

Suriye sorusu

Davutoğlu ile Lagumciya, makalede uluslararası toplumun Suriye krizine yönelik tutumunu ise şu ifadelerde eleştirdi:

“Neden küresel toplum, bunca barış ve merhamet yanlısı insan, bunun tekrar yaşanmasına izin veriyor? “Koruma sorumluğuna” ilişkin uluslararası doktrin, Bosna Hersek’teki trajediye tepki olarak ortaya çıkmıştı. Eğer koruma sorumluluğu ilkesi Suriye için uygulanmayacaksa, nerede uygulanacak? BM Güvenlik Konseyi, gözler önünde böyle bir kıyım yaşanırken daha ne kadar başka tarafa bakmaya devam edecek? Şam’daki rejimin ellerinde her ay neredeyse 5 bin Suriyeli hayatını kaybederken, uluslararası toplum daha ne kadar geride duracak? Dünya, Bosna Hersek’te olduğu gibi, yine bir BM Genel Sekreteri’nin, insan elinden çıkma bir insani felaket karşısında harekete geçilmediği için özür dilemesini mi bekliyor?”

“Özgürlüğün bedeli hala bu kadar yüksek mi olmalı?”

Suriye halkının krize karşı duruşunun da övüldüğü makalede, şunlar belirtildi:

“Suriye halkının, önünde sonunda bu kanlı rejimin zincirlerinden kendini kurtaracağına eminiz. Halkın iradesi her zaman galip çıkar. Onlar, onlarca yıl süren baskının ardından, otokratların değil kendi iradelerinin üstün geldiği ve şimdiye kadar erişimleri engellenen demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim gibi evrensel değerlerlerden faydalanmak isteyen halkın egemenliğe bütünüyle sahip olduğu bir ülkede yaşamak istiyorlar. Suriye’nin yürekli erkekleri ve kadınları, cesaretleri ve bu hayal için ortaya koydukları asil mücadeleyle uzun süre hatırlanacaklar. 21. yüzyılda, özellikle de tarihten gelen dersler bize rehberlik etmek üzere önümüzdeyken, ilkel bir zihniyetle yürütülen acımasız bir baskıya yer olamaz. Bosna Hersek’te yaşanan dehşetten 20 yıl sonra, özgürlüğe sahip olmanın bedeli hala bu kadar yüksek mi olmalı? Gelecek nesiller dönüp Suriye’nin devrimine baktıklarında, her bir bireyin eylemlerini yargılayacaklar. Şimdi, tüm Suriyeliler ve uluslararası toplum için tarihin doğru tarafında yer alma zamanı. Neticede, hiç kimse yaşananlardan ders almazsa, tarih kendini tekrar etmeyi sürdürecek.”