Cüneyt Özdemir yazdı: ‘Yüz’ünü Dökme Sakın!

Cumartesi, 16 Şubat 2013 16:01

dipnot tabletDipnot Tablet Başyazarı Cüneyt Özdemir bu haftaki yazısında Dipnot Tablet’in 30 yıl öncesine kadar giden doğuş hikayesini kaleme aldı;

İlkokul 5. sınıfın başındayım. Ankara Keçiören Fevzi Atlıoğlu’na gidiyorum. Mahalle mektebi. Sınıf hocamız el işi öğretmeni. Bu yüzden sürekli orlonu balona sarıp jöleye batırıp, donduktan sonra balonu patlatıp lambalar, el işi göz nuru bir şeyler yapıp icatlarla okul zamanını geçiriyoruz. Matematik ve fen bilimleri hakkında bilgimiz sıfır. Hayatımda ilk testi ortaokul sınavlarında görecek kadar cahilim. İleride bir mimar olamayacağım kesin ama el işinde becerilerim fena değil.

Bir de okulun folklör kursuna gidiyorum. Şanslıyım. Zira pek çok sınıf arkadaşımın durumu folklor kursuna gidebilecek kadar bile iyi değil. Okul takımı Artvin yöresi oynuyor. Ben ise Van yöresine yazılıyorum. Bir nevi ikinci göz ağrısı gibiyim. Her hafta sonu gittiğim kursta öğrendiklerimi gelip sınıfta kurduğum halay ekibine öğretiyorum. Kimsenin haberi yok. Haberleri olursa ekstra para isterler diye korkuyoruz.
Aylar geçiyor.
Her hafta sonu öğreniyorum ve ne öğreniyorsam hafta içi hep beraber sınıf takımı ile uyguluyoruz. Bu arada 23 Nisan yaklaşıyor ben de şiir okuma yarışmasında Ankara’da okul okul dolaşıp ezberden 10 kıta İstiklal Marşı’nı okumaya girişiyorum. (Neyse ki o zamanlar şimdiki gibi youtube yok. Birisi çekip internete koymuyor!) Ankara’da en iyi şiir okuyan 3. çocuk seçiliyorum. Gelin görün ki İstiklal Marşını birinciler okuyor. Olsun benim de kaderime küçük bir Atatürk şiiri düşüyor. Törenlerin yapıldığı stada çıkıp iki kıta bu şiiri okuyacağım. Herkes izci kıyafeti ile çıkacak. İyi de bizim mahalle mektebinde izci kulübü diye bir şey yok. Tek bildiğim izci Teksas Tommiks’ten tanıdığım Rodi! Neyse bana bir günlüğüne ödünç bir izci kıyafeti ayarlanıyor.

Bu arada 23 Nisan’a bir kaç gün kala bizim Artvin ekibinin o zamanlar Halit Kıvanç’ın sunacağı 23 Nisan şenliklerine katılma ihtimali beliriyor. Ancak bir sorun var. Eğer onlar törene katılırlarsa okuldaki törenlerde folklor oynayacak başka bir ekip yok. Büyük sırrımızı ilk kez o zaman açıklıyorum. Benim öğrettiğim gizli folklor ekibi ortaya çıkınca el işi sınıf öğretmeni inanamıyor. Müdür muavini inanamıyor, müdür inanamıyor. Biz ise ‘inşallah ekstaradan para istemezler’ derdinde kaçamak bakışlarla inanamayan yüzlerine bakıyoruz.

Neyse 23 Nisan’da ben çakma izci kıyafetimle 19 Mayıs stadına çıkıp şiirimi okuyorum. Canlı yayında 11 yaşındaki oğlunun okuduğu şiiri radyodan dinleyen annem gözyaşlarına boğuluyor. Bizim Artvin folklor takımı canlı yayına çıkamıyor törenleri kapalı statda tribünden izliyor. Benim arkadaşlarımı eğittiğim folklor ekibi ise okul töreninde alkıştan yıkılıyor.

Bizim Dipnot Tabletin hikayesi bundan 30 yıl önceki bu hikayenin bir benzeri aslında.

İnsanlar ikiye ayrılır; hayal kuranlar ve başkalarının kurduğu hayallerin peşinde koşanlar.

Ben hayal kuranlardanım. Bazen boş boş oturup hayaller kurarım. Kendimi bilmediğim bir ülkede hayal ederim. O ülkenin bilmediğim sokaklarında kaybolur, ilk kez gördüğüm plajlarında güneşlenir, Mohitoları götürür yüzümü güneşe çevirip gözlerimi kapayıp ‘teşekkürler Allahım’ derim. Oysa o sırada muhtemelen İstanbul trafiğine takılmış yağmurlu bir günün içindeyimdir. Aldırmam.

İnsanlar ikiye ayrılır; rüya görenler ve görmeyenler. Rüya görenler benim için daha yaratıcı insanlardır. Zamanın, mekanın, engelin olmadığı tuhaf mekanlardır rüyalar. Bilmediğim rüyalarda kaybolmak bir macera filminde başrol oynamaya benzer. Oysa rüya görmediğimiz bir uyku hayattan çaldığımız saatlerdir, o kadar.
Rüya görmek ile hayal kurmayı birbirinden ayıran, rüyaların geçmiş zamanda kalması hayallerin ise gelecek zamana tahvil edilmesidir.
Hayaller iyidir. Hele de hayata geçirilebiliyorsa. Hele de 100 hafta boyunca her türlü mikansızlığa, zorluğa rağmen inatla vücut buluyorsa, daha da değerlidir. Şu anda Tablet yayıncılığının Türkiye’deki Amiral Gemisi Dipnot Tabletin bundan 100 hafta önce ilk yayınını düşününce kendimi ‘Bir daha olsa kurar mıydım?’ diye sormaktan alamıyorum.
Maddi manevi çok zorlandığımız anlar oldu.
Bunların en tuhaflarından birini anlatayım. Türk basınında gazetecilerin patronlara sırtını dayayıp , kazandıkları parayı mala mülke yatırdığı bir dönemde ben hem varımı yoğumu bu yayına hem de kariyerimi riske etme pahasına yatırıyordum. O dönem bir reklam filminde oynamayı kabul etmiş ve o reklam filminin parasını dipnot tabletin sermayesi yapmıştım. Tam da o günlerde sırtını televizyon kanallarına dayamış bir profesör beni ekran ekran dolaşıp etik olarak eleştiriyor, yerden yere vuruyordu.
Hayatın garip bir dengesi ve adaleti var.

O profesör nicedir işsiz. Oysa bakın biz emeğimiz, kendi paramız ve alınterimiz ile kurduğumuz Dipnot Tabletin 100. sayısını kutluyoruz.
Türkiye’nin %100 gazeteci sermayesi ile kurulan tek yayın organıdır Dipnot. Üstelik 100. Sayımızda yeni bir maceraya giriyoruz. Bu sayıda ilk yayınladığımız uygulama kitabı ‘Hayata Kısa Bir Ara’nın ilanını göreceksiniz. Yakında farklı alanlarda bu tür kitapların sayısını artttıracağız.
Bu sayımızda sizlere 100 haftanın hikayesini hazırladık. Kadrolu yazarlarımız bize dışarıdan destek veren yazar arkadaşlarımız, dünyanın farklı yerlerinden bizi alan, okuyan her hafta merakla bekleyen okurlarımız bizim bu maceramıza destek veren reklam verenlerle bir hayalin nereden nereye geldiğinin hikayesini anlattık sizlere…

Heyecanımız ve coşkumuz büyük.

Bütün bu maceranın ardında aslında 11 yaşında teneffüslerde arkadaşlarına gizlice hafta sonu öğrendiği figürleri öğreten bir çocuğun hayalleri, rüyası ve kaybetmediği heyecanı var.

İnsan zamanla çok değişiyor ama zaman bazı duyguları hiç değiştiremiyor.

Daha nice 100 sayılara.

Hepinize teşekkür ederim…

Dipnot Tablet AppStore ve Android Market’te. Hem de ücretsiz.