Cüneyt Özdemir yazdı: “Müslüman Kahramanın Vedası”

Cumartesi, 11 Haziran 2016 13:22

CÜNEYT ÖZDEMİR

Çok uzun bir yoldan geldim. Gelir gelmez de yeniden yola çıktım.

Yorgunum ancak beni bekleyen bir cenaze töreni var.

Gitmem şart!

Bizim cenazelerimiz hep bir aceleyle, hep biraz apar topar kalkar. Gidenin arkasından şöyle iki cümle söyleyelim, son yolculuğuna uğurlarken bir düzen içinde devam etsin diye bir istek söz konusu olamaz. İster ünlü ister zengin isterseniz sıradan bir vatandaş olun herkes biraz apar topar öbür dünyaya uğurlanır. Camide namaz öncesi belki şöyle sıramsı bir düzen olabilir ama hocanın saflara çağırmasıyla bir karmaşa başlar. Erkekler öne, kadınlar arkaya doğru hareketlenir. Zaten ayakta kılınan cenaze namazı biter bitmez de artık hocanın keyfine göre birkaç cümle ya edilir ya edilmez. Artık tabutun altına kim girerse bir hengame koşuşturma başlar…

Ne cenaze arabasına kimin bineceği bellidir ne de mezarlığa kimin geleceği…

Benzer kargaşa mezarlıkta da devam eder. Gelenler kalabalıksa diğer mezarlar çiğnenir. Hayatınızda tanımadığınız birileri cenaze yakınlarını gözüne kestirip para kopartmaya çalışır. Hava yağmurluysa çamurun içindesinizdir. Zaten öyle bir düzen de çoğu zaman yoktur. Apar topar hızla gömülür ve aynı hızda sanki dünyevi işlere yetişmemiz gerekiyormuş gibi koştura koştura dağılınır.

Geçen gün babasını kaybeden bir arkadaşım da benzer durumdan yakınıyordu. “En çok dua okunduğu anlarda veda edebildim babama” diyordu…

Evet, ne yazık ki düğün işini ne kadar iyi beceriyorsak cenaze işlerinde böyle sınıfta kalıyoruz.

Bu sefer de bir cenaze törenine gidiyorum ama bu sefer cenazesi kaldırılacak Müslüman kişi diğerlerinden farklı. Dünya çapında bir üne sahip. Siz de tanıyorsunuz muhtemelen; Muhammed Ali Clay!

Dünyanın en büyük boksörü… Amerika’da artık siyahlar arasında efsane bir isim.

Dünya çapında bir şöhret. Dünyanın belki de yaşayan ilk süper Müslüman kahramanı!

New York’tan Louisville’deki cenaze törenine doğru yola çıkmadan önce uzun uzun Muhammed Ali ile ilgili yazılanları çizilenleri okudum. Ne kadar müthiş bir hayat hikayesi. Ne kadar kibirli, ne kadar öfkeli bir hayatın film geçidi gibi geldi bana…

Muhammed Ali’nin büyüklüğü sanırım doğru zamanda (ya da yanlış da diyebiliriz) bir dünya şampiyonluğu kazanması, söylemleri ve meydan okuması…

Durun doğru kelimeyi buldum sanırım; “meydan okuma!”

Hayatı hep bir meydan okuma ile geçmiş gibi… Çocukluğundan itibaren yaşadığı mahallede, okuduğu okulda, bisikleti çalınıp çalanları dövmeye karar verdiğinde, dünya ağır sıklet şampiyonu olduğunda, savaşa karşı çıktığında, ırkçılığa karşı çıktığında, farklı bir dine geçtiğinde, dini gibi adını değiştirdiğinde hatta hayatının son yıllarında kendisine musallat olan Parkinson hastalığına karşı hep bir meydan okuma var hayatının her satırında…

Doğduğunuz coğrafya insanın kaderini belirliyor diyorum sık sık. Muhammed Ali de tam bunun göstergesi. Aynı insan acaba ırkçılığın tavan yaptığı bu şehirde doğmayıp daha varlıklı bir şehirde mesela beyaz olarak doğsaydı yine dünya çapında bir şöhret sahibi olur muydu?

Hayır hiç sanmam!

image
-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 273. sayısını indirmek için

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play