Cüneyt Özdemir yazdı: Memleketin dağlarına bahar gelmesi kolay olmayacak!

Cumartesi, 23 Mart 2013 21:17
vanda-nevruz-coskusu-IHA-20130317AW000523-10-t

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tarihi günlerden geçiyoruz. Lafın gelişi söylemiyorum. Bayağı tarihin yazıldığı günlere tanıklık ediyoruz.

30 yıl sonra ilk kez elimizde olgunlaşan, büyüyen bir barış umudunu tutuyoruz. Tutuyoruz tutmasına ama bu ham meyveyi olgunlaştırmamız büyütmemiz kolay olmayacak.

Silahların bırakılmasından, PKK’nın sınır ötesine çekilmesinden, mecliste gerekli yasal düzenlemelerin çıkmasından bahsetmiyorum, yanlış anlaşılmasın.

Bunlar da kolay değil ancak bir anlaşma varsa öyle ya da böyle bir şekilde zaman içinde bütün bunlar hayata geçebilir, geçecektir de…

Eğer olası bir kaç provkasyon eylemi ve eski dönemden nemalanan sert siyasi kışıkırtamalara karşı dik durulursa bunları aşmanın da yolu bulunur.
Asıl zor olan zihinlerin içindeki algıları aşmak, değiştirmek hatta yerine yenilerini koymak olacak.

Türkiye’nin güneydoğusunda 30 yıldır devam eden bu savaş belki de iki toplumu Kürtleri ve Türkleri coğrafi olarak birbirinden ayırmadı ama kafaların içindeki algıda büyük farlılıklar yarattı.

Yıllar boyunca devlet kendi elleri ile biraz korkutarak biraz da zaten gönüllü olan medyada hep aynı savaş ve nefret dilini ve söylemini diri tutu. Abdullah Öcalan için ‘Ermeni dölünden, Bebek katiline’ kadar geniş bir nefret imgesi yaratıldı. Yıllar içinde savaştığı bir düşman için böyle bir propaganda yapmak anlaşılır bir şey olabilir ama zamanında hiç kimse günün birinde bu savaşın biteceğini biterken de görüşülecek kişinin savaşın muhattapları olacağını düşünmedi.

Savaşın karşı cephesinde de durum farklı olmadı. Türkler için olmasa da devlet için benzer bir nefret söylemini yıllar içinde nerede ise bazı kuşakların genlerine yerleştirdi.

Bu nefret dilinin yumuşaması , bitirilmesi yerine yeni ve barışçıl bir dilin girmesi her iki taraf için de inanın hiç kolay değil.

Bu nefret dilini değiştirmeye sadece medyanın çabası da yetmez. Zira bir yanda zorunlu askerlik , diğer yanda gönüllü dağa gidenlerle nerede ise 4-5 kuşağın gençlerinin şiddetin içinde düşmanlıkla büyüdüklerini düşünürseniz daha büyük bir toplumsal kabule, anlayışa ve bunlar için de zamana ihtiyacımız olduğunu görürsünüz.

Daha önce söyledim, bugün trafikte yeşil ışık yandığında arkanızdaki arabada sabırsız ve gergin bir şekilde kornaya basan adamın içinde böylesine bir şiddet saklı. Benzer bir durum evinde karısının önünde çocuklarını döven adamın havaya kalkan elinin de arkasındaki zihniyete sinmiş durumda.

DIYARBAKIR NEVRUZ KUTLAMASIBu şiddet dilinin bir anda yok olmasını beklemek yanlış olur.
Her şeyden önce unutmaya ve unutmak için de zamana ihtiyacımız var.
Şiddetten arınma zamanına…Vücudumuzdan, belleğimizden atma zamanına..

Bugün ‘helaleşmek’ gibi masum bir isteğe bile ‘Ne helalleşmesi ulan’ diye tepki veren siyaset dilindense hiç bahsetmiyorum. Onların da kuşukusuz oluşturulan bu atmosferden yıllardır rant sağladığını ekmeğini yediğini unutmamalıyız.
Şiddet aslında bir çözümün en kestirme en kanlı ama en kolay yoluydu.

Zor olan barışmak.

Barışın dilini bulup, onun dümenine tutunup, yelkenleri doldurmak.
Birilerinin nerede ise peygamber mertebesine yükselttiği bir siyasi lider, birilerinin nerede ise şeytan mertebesinde gördüğü bir siyasi imgeye tekabül ettiği şu günlerde barışa ulaşmamız zaman alacak.

Evet, kolay olmayacak belki ama biz inanırsak olacak.
Hele Kürd’üyle Türk’üyle bir bunu başaralım.
İşte o zaman gerçekten tutmayın Türkiye’yi….

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ