Cüneyt Özdemir yazdı: Kedi kediyi tanır

Cumartesi, 2 Şubat 2013 16:34

Dipnot Tablet’in 98. sayısı “Lost” kapağı ile yayında! Derginin başyazarı Cüneyt Özdemir, bu haftaki yazısında “Dünyayı Dolaşmanın Dayanılmaz Hafifliği”ni kaleme aldı.

İşte Özdemir’in “Kedi Kediyi Tanır” başlıklı o yazısı;

Bundan iki yıl önce bir yılbaşı arifesi oturup saydığımda bir yıl içinde 52 haftanın 42’sini şehir dışında geçirdiğimizi fark etmiştim (ne gezmiştik ama!). Sanırım bir yıl içinde gidebildiğim en çok yere gittiğim yıllardan biriydi. Son 20 yıldır, yılın neredeyse 6 ayını yaşadığım şehrin dışında geçiriyorum. Az buz bir zaman aralığı değil. Yeni şehirler, yeni insanlar, yeni sokaklar, en önemlisi de o bilmediğiniz sokaklarda kaybolmanın lüksü insanı müthiş cezbediyordu. Böylesine bir şehirden bir başka şehre gitmek her hafta, sanki bir semt kahvesine gider gibi, bilmediğiniz bir şehrin tanımadığınız insanları ile dolu bir restoranında yemek yemenin insanı yenileyen bir yanı vardı. Kendinize dair her şeyi geride bırakıyor ve yenileniyordunuz. Her ne kadar müdavimlik insanı dinginleştiren bir müessese olsa da, bilmediğiniz şehirlerin tanımadığınız insanları ile teğet geçmenin de ayrı bir lüksü vardı.

Hele bir de benim gibi ilk yurtdışı seyahatinizi 20’li yaşların başında yaptıysanız dünya sizin için büyük bir oyun bahçesine dönüşebiliyordu. (Ya bu oyun bahçesi de tam reklamcılardan araklanacak çikın trasleyşın bir tanımlama değil mi?)

Dünyayı dolaşan insanların dostluğu da dünyaya değer oluyor. Bir zamanlar İstanbul Cihangir’de böyle bir grubumuz oluşmuştu. Hepimiz sürekli dünyayı dolaşıyor sonra da gittiğimiz şehirlerdeki mekanları birbirimize tavsiye ediyorduk. Zaman zaman bu konuşmalarımıza dışarıdan katılan insanlar sanki İstanbul’daki lokantalardan bahsedermişçesine Hong Kong, Peşaver, Los Angeles, Amsterdam veya artık dünyanın hangi yeriyse o an konuştuğumuz, oralardaki mekanlardan sanki orada yaşayan insanlarmışçasına haberdar oluşumuza şaşırıyorlardı.

Bilmedikleri kedinin kediyi bulduğuydu!

Oysa şaşıracak bir şey yok. Dünya küçük ve pek çok insanın zevkleri farklılaşsa da benzer bir ölçüde herkes bir benzerini buluyor sonuçta. Bunu geçtiğimiz gün Londra’da gittiğim bir meyve suyu dükkanında fark ettim. Dükkanın duvarlarında benim evdeki müzik sisteminin aynı markasından hoparlörler asılıydı. İşin asıl ilginç yanı neredeyse benim kendi dinlediğim ve bizzat kendi seçtiğim playlistlerin benzeri bir şarkı çeşitlemesi çalıyordu. Hem garson hem aşçı hem kasiyer olan 30’lu yaşlarındaki sahibiyle çok rahat arkadaş olabilirdik. ( Zaten 5. dakikadan sonra işi kankaya bağladık.) Üstelik önümüze gelen tostun peki ala aynısını hatta daha güzelini ben de evde yapabilirdim.

Biz gezdikçe dünya küçülüyor, dünya küçüldükçe benzerlerimizi bulabiliyoruz. Benzerlerimiz derken herkes dengi dengine.

Bundan yıllar önce hiç tanımadığım bir şehirde yeni tanıştığım bir kadının gittiği bir gece kulübünde kendi cinsel tercihlerine uygun (son derece farklı tarzdaydı) bir kadın ile şıppıdınak buluştuğunu görüp şaşırmıştım. O da benim buna şaşırmama şaşırmıştı. ‘Yahu girer girmez nasıl da buldunuz birbirinizi?’ diye afallayarak sorduğumda ‘Kedi kediyi tanır canım’ demişti. Sonradan bunun pek çok alanda geçerli olduğunu fark ettim.

Diyelim elektronik müzik mi seviyorsunuz gittiğiniz tanımadık şehirlerde kendinizi bir anda en cool elektronik müzik yapılan mekanda bulabiliyordunuz. Ya da iyi yemek mi peşindesiniz? Biraz dikkatli incelerseniz (hele de internet sayesinde) gelsin size en kral lokantalar.

İşin gelebileceği noktayı şöyle bir örnekle anlatayım. Bundan bir kaç yıl önce daha doğrusu 6-7 yıl diyelim biz buna. Ayhan Sicimoğlu ile bir grup Küba’ya partilemeye gittik. Partilemek derken Ayhan abi sağolsun bizlere rumba samba partileri yapmayı vaad etmiş biz de inanıp peşine düşmüştük. Havana’da mahalle lokallerine gidip, müzik grupları buluyor, romları alıp tüm mahalleli ile beraber (ki genelde işçi sınıfıydı) vur patlasın çal oynasın sabaha kadar dans ediyorduk. Maksat eğence ise din dil hatta ırk fark etmiyor, kedi kediyi dünyanın öbür ucunda da olsa buluyordu.

Bir süredir buralarda ya da Avrupanın çeşitli şehirlerinde turlarken nicedir kedilere denk gelmediğimi fark ettim. Mesela, nerede ise 6 aydır burada, Londra’dayım ve inanın İstanbul’un bir semtinde yaşıyormuş gibi günlerimi geçiriyorum. Günlük program yapmak, güncel yazılar yazmak ve Dipnot Tablet’i her hafta Türk izleyicisine göre çıkarttığınız zaman biraz da internet sayesinde ve yüzünden benim kedi dönüyor dolaşıyor Türkiye’deki kedileri buluyor.

‘Şikayetin var mı?’ diye soracak olursanız, inanın yok. Sadece arada bir interneti keşfedene, iletişimi böylesine kolaylaştırana ve sosyal medyayı hayatımıza sokanlara sağlam bir iki küfür sallıyorum, o kadar…

Zira bazen kedilerden uzaklaşmak kendi kedinizi eve bırakıp tatile çıkmak da ayrı bir lüksmüş bunu fark ediyorum.
Ancak ne mümkün!
Neyse uzatmayayım.
Yan profili ile Türk televizyonlarının en tuhaf programını yapan Adnan Hoca’dan bir alıntı ile bitirirsek; Hay kedi canını senin!

Facebook’unuz Batsın! Eski Arkadaşlar ile Yeni Tanışıklıklar

Bu Facebook’un çok faydalı bir alet olduğunu düşünmüyorum. Yabancıların, en özel fotoğraflarınızı görmesinin ötesinde yıllardır görmediğiniz insanlarla sizleri buluşturuyor olmasının apayrı sorunlara yol açtığının farkındayım. Geçen gün en son 25 yıl önce gördüğüm birisi ısrarla benimle buluşmak istedi. Aynı lisedenmişiz. O benden bir iki dönem öncesinden mezun olmuş. O kadar çok anı biriktirmiş ki hepsini hatırlıyor. Oysa ben hafızamı ne kadar zorlarsam zorlayayım hatırlayamıyorum. Bir kahve için buluştuk. İçine düştüğüm durumu anlatamam sizlere. O anılar anlatıyor, yüzüme hatırlamam için bakıyor, bense ilk kez duymuş gibi gülüyorum. Bu arada Cihangir’de oturduğum yıllarda bir iki defa bu şekilde eski dost ayağına dolandırıldığım için biraz da şerbetli ve ön yargılıyım, kabul edeyim. Her neyse işkence dolu bir yarım saat nasıl geçti bir de bana sorun. Ya da boş ver sormayın ve çocukluk ya da lise arkadaşlarınız ile 20 yıl geçtikten sonra buluşmaya kalkmayın.

Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz derginiz Dipnot Tablet 98. Sayısı ile ücretsiz olarak AppStore ve Android Market’te.