Cüneyt Özdemir yazdı: İş hayatında ofislerin sonu gelmedi mi?

Pazar, 10 Mart 2013 12:33

evden_calisma1Dipnot Tablet Başyazarı Cüneyt Özdemir bu hafta 7 ay önce Yahoo’nun başına geçen Mayer’in, çalışanlara “Ofise dön!” çağrısı yapması üzerine bir yazı kaleme aldı.

İşte Özdemir’in “İş hayatında ofislerin sonu gelmedi mi?” başlıklı yazısı:

Geçtiğimiz yıl ofiste arkadaşların yanına gidip bugüne kadar hiç düşünmedikleri bir soruyu sordum ve hoşlarına gideceğini sandığım teklifte bulundum. ‘Neden çalışmak için bir ofise ihtiyacımız vardı? Gelin ofisi kapatalım herkes evlerinden çalışsındı.’ Kısa bir sessizlik oldu. Bu teklifi yaparken günlük çalışma alışkanlıklarımızın ne kadar çok atıl zamanı beraberinde getirdiğini düşünüyordum. Hepimiz aynı ofisin farklı odalarında olmamıza rağmen günün büyük bir kısmında birbirimize emailler atarak haberleşiyorduk. Ancak kısıtlı bir zaman aralığında gerekirse kırk yılın başı toplantı için bir araya geliyor ardından herkes önündeki bilgisayarlara kafasını gömüp çalışıyordu.

Üstelik İstanbul trafiğinde kimi arkadaşlarımızın ofise gelmeleri saatlerini alıyordu. Şehrin merkezinde bir ofis tutmak pahalıydı. Geliş gidiş pahalıydı. Öğle yemekleri cabasıydı.

Eğer ofisi kapatırsak pek çok masraftan kurtulacağımız kesindi.

Benim bu teklifim ekip içinde uzun tartışmalara neden oldu. Önce herkes gidip tek başına bir düşündü, ardından kendi aralarında dedikodular döndü, sonra da nihayet benimle konuşmaya sıra geldi.

Ekip arkadaşlarımın hiçbiri ofisin kapatılmasını ve evden çalışmayı istemiyordu.
Her birinin farklı gerekçesi vardı.

Kiminin evdeki şartları müsait değildi. Pek çok arkadaşımız aileleri ile yaşıyorlardı ve hemen hiçbiri annesi ile bütün günü aynı evde geçirme fikrini gözlerinde canlandıramıyordu.

Evin dışına çıkılsa her gün hangi kafeye gidecekleri meselesi vardı. Üstelik bu yöntem oldukça pahalıya mal olabilirdi.

Evli hatta çocuklu arkadaşlarım da farklı nedenlerle bu fikre karşı çıktılar. Kimi çocuk varken konsantre olamayacağın söyledi, kimi evdeki durumdan bahsetti. Bütün bu karşılıklı tartışmalarımızın sonunda anladım ki evden çalışmak fikri kolay değildi. Bunun önündeki en büyük engel fiziksel şartlar olduğu kadar alışkanlıklardı.

Bir yere iş için gidiyor olmak insanlarda bambaşka bir motivasyon yaratıyor. Gidilen yerde arkadaşlarla ilişkiler bunun en önemli göstergesi.
Ev daha çok stresin bittiği ve rahatlanacak bir mekan olarak algılanıyor.

Velhasıl ofisi kapattık ancak başka bir ofise taşındık. Şu anda kimi arkadaşlarımız bu derginin hazırlandığı Kadir Has Üniversitesindeki ofisimizde , kimileri Cnntürk Haber merkezinde, Kimi Londra’daki yayın stüdyomuzda çalışıyorlar. Son 8 aydır evden çalışan bir tek ben varım.

Yazılarımı Londra’da evde yazıyor, program toplantılarını evde bilgisayar ile hallediyor ve yayın saatine bir saat kala evden çıkıp stüdyoya gidip yürüyerek geri eve dönüyorum.

Londra’da evden çalışmak demek eğer şanslıysanız 2 metrekarelik bir odaya sığınmak anlamına geliyor.

Öyle bir odadayım ki bu yazıyı yazdığım bilgisayarın üzerinde durduğu masanın altından ayağımı uzattığımda karşı duvara değebiliyorum.

Kollarımı iki yana açtığımda ellerim aynı anda iki duvara da değebiliyor. Küçücük bir kutunun içindeyim ancak önümde bir laptop, bir ipad ve geniş ekranlı bir Apple bilgisayar açık.

İnanın kendimi İstanbul’da ofisimde çalışıyor gibi hissediyorum.
Bunu sağlamak kolay değil bazı kurallarım var. Mesela asla evde yatak kıyafeti ile dolaşmıyorum. Sabah kalkıp işe gider gibi giyinip odaya geçiyorum.

Odanın kapısı kapalıysa evde herkes buna saygı duyuyor. Kimse paldır küldür içeri dalmıyor.

Yetiştirmek zorunda olduğum yazılar cevap vermek zorunda olduğum mailler düzenli okuduğum onlarca gazete ve hergün katıldığım görüntülü haber toplantılarını düşünürseniz son derece disiplinli bir mesaim olmak zorunda.

İpin ucunu kaçırmak , geç kalkmak takılmak gibi bir lüksüm bulunmuyor.

En büyük yardımcım teknoloji. Pek çok iş görüşmesini internet üzerinden görüntülü olarak yapabiliyorum. Öğle yemekleri için dışarı çıkmıyorsam çoğu zaman çalışma odamın dışında yiyorum.

En büyük lüks 11 aylık oğlum gündüz uykusuna giderken ya da uykusundan uyanırken muhakkak bana uğruyor. Ya öperek uykuya uğurluyorum ya da uyandırma zamanı geldiğinde ben de bir kaç dakikalığına da olsa yanına gidiyorum.

Akşam saatlerinde yayına giderken her şeyimi kapatıp çıkıyor ve akşam yayından geldiğimde asla çalışma odasına girmiyorum.
Böylesine bir disiplini sağlamak kolay olmadı.

Ancak bir kez sağladıktan sonra çok pratik olduğunu itiraf etmeme izin verin.

Geçtiğimiz gün Yahoo CEO’su Marissa Mayer’in evden çalışmayı son veren kararını okuyunca bir an kendi hayatımı ve çalışma tempomu düşündüm. Sonra gözümün önünde iş yerlerindeki çalışma ortamı geldi. İsterseniz gelin bir de pek çok iş yerindeki çalışma şartlarını düşünelim. Gerçekten verimli bir çalışma ortamı mı var yoksa ofislerde kaybedilen harcanan saatler mi? İlk olarak ofise gidiş ve geliş zamanı. Trafiğe çıkıp da yarım saat kaybetmeden iş yerine ulaşan var mı sahi aranızda? Varsa bravo valla…

Ya verimlilik…. Mesela gerçekten ofiste çalışmak daha mı verimli?

Ben bir ay boyunca her gün sabah ofise gelip akşama kadar video game oynayan gazeteciler biliyorum. Ya da bizim iş kolunda sabah servis saati ile akşam servis saati arasında en büyük amacı öğle yemeği saatini beklemek olan pek çok yaratıcı kişiyle de karşılaştım. Kalabalık ofis ortamlarından arada kaybolan, koridorlarda kim daha büyük odayı alacak hırsıyla birbirinin kuyusunu kazan, yüzüne gülüp dedikodunun kralını çevirmeyen ofise zaten nicedir ofis denmiyor.

Böyle bir ortamı görünce sormaktan bir kez daha kendimi alamıyorum. 2 metrekarelik bir odanız ve internet bağlantılı bir bilgisayarınız varsa şu anda teknoloji ile yaşayan pek çok iş kolunda gerçekten bir ofise ihtiyacınız var mı?

Bunun cevabı sanırım iş anlayışınızda gizli.

İyi haftalar…

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ