Cüneyt Özdemir yazdı: “Beyaz ile Göz Göze”

Cumartesi, 9 Ocak 2016 11:19

CÜNEYT ÖZDEMİR

Bundan yıllar yıllar yıllar önce CnnTürk’te 5N1K programı ilk yayınlandığı yıllarda  dönemin CNNTÜRK genel müdürü Taha Akyol ile programın içeriği konusunda tartışmaya girdik. Ben BBC’de yıllardır yayınlanan ‘Hard Talk’ benzeri bir program yapmak istediğimi söylüyordum. Taha bey ise bunun Türkiye’de imkansız olduğunu zira net sorular sorduğum bir programda 3. yayından itibaren kimsenin konuk olmayacağını iddia ediyordu. Haklı mıydı emin değilim. Zira sonraki yılarda ben de önüme gelen herkese her soruyu sormaya başladım. Fena da gitmedi ancak yine de Türkiye gibi kendini sorgulama özürlü bir toplumda ‘hard talk’ yapmanın çok da uzun ömürlü olmayacağını düşünüyordum. ‘Dum’ diyorum zira ünlü şovmen Beyazıt Öztürk geçtiğimiz aylarda Beyaz Show’da matrak bir bölüm başlattı. Göz göze adındaki bu bölümde Beyaz konukları ile bir masanın etrafında oturup birbirleri hakkında düşündüklerini sansürsüz söylüyorlar. Çoğu kişinin aklından geçip de söylenemeyen , sorulamayan sorular sıkıştırmalar iddialar havada uçuşuyor. Sonunda iş tabii tatlıya bağlanıyor ama inanın bu şakacıktan bölüm bile özlediğimiz dürüstlüğü bizlere hatırlatıyor. Göz göze adındaki bu formatı şöyle bir siyasilere uyguladığınızı düşünün. Emin olun ya kovulur ya da siyasilerin yakınları tarafından taşa tutulursunuz. Dayak yemeniz hatta sorduğunuz bir sorudan dolayı öldürülmeniz bile mümkün olabilir.

Böyle hassas bir coğrafyada gazetecilik yapmaya çalışıyoruz.

Neyse ki Beyaz var. Artık gazetecilerin bırakın sormayı ağır sansürden dolayı akıllarına bile getirmeyi unuttukları bir formatı bizlere tekrar hatırlattı. Şakacıktan canım, korkacak bir şey yok. No panic!

https://youtu.be/0RbFy48rjAs

Bir Humus Canavarının Güncesi

Bir şehrin denizin kenarında bulunması o şehrin denizle bir ilişkisi olduğu anlamına gelmiyor. Bakınız İstanbul. Yaz aylarında bir kaç müdavim yüzücüyü saymazsanız İstanbul’da denize ancak bakarsınız. En fazla boğazın kenarında yalıların ve yüksek duvarların izin verdiği  kadar yürüyüş yaparsınız , o kadar.. Oysa mesela Rio’ya gittiğiniz zaman otelden ya da şanslıysanız evinizden mayo ile çıkıp kendinizi şehrin ortasındaki denizde bulabilirsiniz. Barcelona’da da bunu yapmanız mümkün. Ortadoğu’da bunu yapabileceğiniz şanslı şehirlerden biri de Tel Aviv’dir. Tel Aviv’e şu aralar çok sık gidiyorum. Geçtiğimiz yıl Gazze’ye giderken uğramıştım. Geçen aylarda Mescid’i Aksa’daki çatışmaları yerinde görüntülemek için gittim. Son olarak geçen hafta da yumuşayan İsrail Türkiye ilişkileri vesilesi ile kendimi yine Tel Aviv’de buldum. Bizi Türkiye’den göç etmiş bir Yahudi taksi şoförü karşıladı. Gün boyunca da hiç susmadı. Bir ara baktım belinde tabanca var. ‘Hayırdır ne iş?’ diye sordum. ‘Buralarda durumlar kritik belli olmaz’ dedi. Doğru daha geçen hafta birisi otomatik silahla Tel Aviv’de kafede oturanları tarayıp 2 kişiyi öldürmüştü.

Sabah sabah ilk randevumuza zaman olduğu için sahile gidelim dedik. Bir de ne göreyim. Ocak ayının ortasında Tel Aviv’de millet denize giriyor. Bir kaç kişi sörf yapıyor çocuklar sanki yaza ışınlanmış gibi kumsalda top oynuyor.

Oysa uçağa bindiğim İstanbul’da kar yağıyordu. Şaşırmamak elde değil. Biraz sahilde turladık sonra randevumuza gittik. Söyleşiler söyleşileri izledi ve öğleden sonra kendimizi Kudüs’e yakın bir Abu Gosh adlı kasabada bulduk. Söyleşi yapacağımız Büyükelçi’ye daha bir saatimiz var. Bari yemek yiyelim dedik. Meğerse burası bir HUMUSLAND’miş! Taksicimiz bizi kasabanın en ünlü Humus’cusuna götürdü. Humusu biz meze olarak yiyoruz oysa İsrail’de bayağı bir tabak yemek olarak önünüze koyuveriyorlar. Üzerine de bir kaç nohut atılıyor. Etrafında küçük tabaklara ise Turşu patlıcan salata kırmızı lahana yancı olarak eşlik ediyor. Humuslarımızı yedik kalkacağız restorantın sahibi Arap kameramızı gördü. Hemen bize bir röportaj mizanseni yarattı karısına verdiği cep telefonu ile sanki kendisi ile röportaj yapıyormuşuz gibi bir mizansende çekimler yaptırıyor. Duvara asacak! Güler misin ağlar mısın.. İyi dedik as bakalım…

Tel Avive geri döndüğümüzde daha bir kaç gün önce saldırıya uğrayan kafelerin önünden geçtik. Ardından taksicimizin anlatımı ile bir kaç yıl önce canlı bombaların kendini patladığı çarşının oraya geldik. Biraz ileride daha önce havaya uçurulan bir otobüs durağı var. Onu gördük. Taksici bir savaş müzesini gezdirir gibi Tel Aviv’i gezdiriyor bizi.. Neyse ki sonunda havaalanına sağ salim bıraktı. Tel Aviv havaalanı itiraf edeyim çok havalı. Mimari kim bilmiyorum ama uzun bir koridor ve cereyan yapan bir meydan var. Meydanın hemen yanında food court’ta ise ne bulsam beğenirsiniz. Elbette humus!

Dipnot Tablet’in 251. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play