Cüneyt Özdemir yazdı: Avrupa’nın Büyük İkiyüzlülüğü

Cumartesi, 13 Şubat 2016 09:51

CÜNEYT ÖZDEMİR

Türkiye’de 2016 yazında, iki önemli sorun bizi bekliyor. İlki Kürt sorunu, ikincisi mülteciler. Kürt sorunu hakkında gök kubbede söylenmedik söz kalmadı. Tanıdık kanlı bir filmin yeni çekim versiyonu vizyona girdiği için, söyleyecek yeni bir cümle bulmak da kolay değil. Bu yüzden biraz mahcup, biraz bıkkın, biraz kırılgan, biraz da çaresizlik içinde susuyoruz. 90’lar filminin yeni sürümü ile vizyona sokulduğu Kürt sorununda, ne yazık ki yeni bir cümle kuramamanın çaresizliği içinde, film seyreder gibi, ölen komşu çocuklarının cenazelerini kaldırmalarını, tanıdık acıları, çaresiz ölümleri seyrediyoruz.

Mülteci krizi ise son yıllarda Türkiye’nin önüne çıkan en ciddi uluslararası sorunlardan birine dönüştü. Üstelik konu sadece Türkiye’yi değil bütün Avrupa’yı da yakından ilgilendiriyor. Son 2 yıldır Suriye’den Türkiye’ye, Türkiye’den Ege adalarına oradan Avrupa’nın farklı ülkelerine kadar konuyu başından sonuna yakından takip ediyorum. Bu konuyla ilgili Türkiye Suriye ve Avrupa’da konuşmadığım yetkili, yapmadığım haber kalmadı. Bu yüzden isterseniz son durumu ve önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi neyin beklediklerini ‘bir bilen’ olarak konuşmaya çalışalım.

‘Suriye savaşı şu nedenle çıktı,’ ‘suçlu buydu’, ‘şunlar müsebbip oldu’ gibi cümleleri isterseniz şimdilik tarihin vicdanına bırakalım. Elbette gün gelecek bu sorular ve bu soruların cevabını verecek sorumlular da tarihin önünde sorguya çekilecek, hesap verecekler. Gelin görün ki işin bir de bugünü ve yakın geleceği var. Aslına bakarsanız Suriye’deki savaş da göçmen meselesi de ‘Ortadoğu’da olanın Ortadoğu’da kaldığı’ bir gerçeklikti. Ta ki mülteciler ‘yetti artık’ deyip kaderlerine razı olmayıp Lübnan, Ürdün, Türkiye gibi ülkeleri terk edip dümenlerini Avrupa’ya kırana kadar. Son bir yılda Türkiye üzerinden Avrupa’nın farklı ülkelerine dağılan mültecilerin ölümcül yolculuğu Avrupa’nın bütün değerlerini, iç politikasını, insafını vicdanını, evrensel değerlerini alt üst etti. Tüm ezberleri bozdu. Değer yargılarını rafa kaldırttı ve belki de tanıdık ama görmezden geldiğimiz, hiç ses çıkartmadığımız ikiyüzlülüğü ile bizleri yüz yüze bıraktı.

Bugün Almanya’dan Danimarka’ya Yunanistan’dan Lüksemburg’a kadar büyüklü küçüklü bütün Avrupa ülkelerine baktığınız zaman tek bir gerçeklikle karşı karşıyasınız. ‘Buraya yani Avrupa’ya  gelmeyen mülteci bin yıl yaşasın.’ ‘Parası neyse verelim yeter ki gelmesinler’. ‘Hangi değerlerden vaz geçilecekse geçelim yeter ki Mülteciler Avrupa’ya gelmesin’. İster Türkiye’de kalsın, ister Ege’de boğulsun. Avrupa’da özellikle Paris saldırılarından sonra hemen hemen hiçbir hükümetin umurunda değil. Avrupa derken bütün kıtada yaşayan insanları yargılamak, aynı kefeye koymak mümkün değil ancak, şu anda ülkelerin en demokratik partileri bile sağcı partilerin ırkçı söylemi ve yükselişi karşısında baskıya dayanamıyor ve tamamen oy gibi, kamuoyu desteği gibi ‘duygusal’ sebeplerden dolayı tek tek teslim bayraklarını çekiyorlar.

Bu öylesine bir baskı ki Avrupa Birliğine düne kadar alınmayan Türkiye’ye kapılar aniden açılıveriyor. Yeter ki mültecileri bırakmasın Türkiye.. ‘Schengen mi istediğiniz alın size Schengen.’ ‘Uluslararası düşünce özgürlüğü mü boş verin gitsin’ diyorlar. ‘Can Dündar, Erdem Gül cezaevindeymiş ne gam!’ Avrupa’nın umurunda değil. Yeter ki Mülteciler Türkiye’den Avrupa’ya gönderilmesin her şey göz ardı edilebilir, susulabilir. Kaç milyar dolarsa verilebilir!

Evet daha şimdiden ortaya çıkan ve kapalı kapılar ardında yapılan çirkin pazarlıklar bizlere bunu söylüyor. Hem de ne söylemek suratımıza tokat gibi çarpıyor. Milyonlarca mültecinin Türkiye’ye girmesine sessiz kalan NATO bile sınırı Türkiye Yunanistan arasında çekiveriyor. Savaş gemileri zavallı mültecilerin uyduruk botlarını engellemek için Ege’de devriyeye çıkmaya hazırlanıyorlar.

En acısı da milyonlarca mültecinin Avrupa’dan Türkiye’ye postalanması projesi. Evet anlaşma sağlanırsa onlarca fedakarlıkla yapılan yolculuklar son noktasında yeniden başa döndürülecek. Mülteciler hayatı binbir güçlükle vardıkları umut yolculuğunun son duraklarından toplanıp uçaklara, otobüslerle, gemilerle Türkiye’ye postalanacaklar.  2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Bosna Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın gördüğü en utanç verici mülteci sınavında son durum bu işte… Avrupa yine aynı dersten kalıyor. Bir insanlık sınavından daha yine çakıyor!

Suriye savaşı neden çıktı?

Bu soru çok konuşulur, konuşulmalı da…

Stratejik derinlikte boğulanlar, hayallerinde Emevi Camiinde namaz kılmayı düşünüp şimdi bataklıktan nasıl çıkacağını kara kara düşünenler, günlük çıkarlara bel bağlayanlar ve daha konuşulacak neler neler var…

Gelin görün ki bir de madalyonun diğer yüzü karşımızda duruyor. İlk günden itibaren Türkiye milyonlarca mülteciyi kapı önünde, sınırın ötesinde bırakmadı. Kapılarını sonuna kadar açtı. Hala açıyor…

Bu büyük misafirperverliğin değeri, şimdi Avrupa’nın takındığı bu vicdan dışı tutum ile daha da belirgin ve net olarak ortaya çıkıyor.

Suriye savaşından geriye yıkılmış bir ülke ve başta Türkiye olmak üzere dünyanın Avrupa’nın farklı bölgelerine dağılmış milyonlarca insanın acılı hikayesi kalacak.

Kiminin gurur duyacağı, kiminin ise tarihin o tozlu sayfalarında unutmak isteyeceği bir insanlık sınavdan geçiyoruz.

Evet aynen böyle.

Bu kadar acı ve bu kadar net.

-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 256. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play