Cüneyt Özdemir Yazdı: Aman Karşıdan Karşıya Geçerken Bus Basmasın!

Cumartesi, 26 Aralık 2015 11:03

CÜNEYT ÖZDEMİR

Bayılırım böyle Kıprıs Türkçe ‘si ile söylenen cümlelere…

Bir de bunun “N’apan gülcüğüm eyisin’i?” var.

Benim babam 1974 harekatında Kıbrıs’a havadan indirilen birliklerin arasındaydı. Bildiğiniz savaşı gördü. Dönüşte de gördükleri hakkında yıllarca bizlere tek bir kelime anlatmadı. Biz de soramadık. Derken günlerden bir gün ablam Kıbrıslı enişteme aşık oldu. Babamın kurtardığı topraklarda 27 yıldır yaşıyor. Bu yüzden doğdum doğalı bildim bileli hayatımda bir Kıbrıs muhabbetidir dönüp gidiyor. Ha unutmadan bir de buna yıllarca beraber çalıştığım rahmetli Mehmet Ali Birand’ın Kıbrıs takıntısını ekleyin varın düşünün halimi…

Kıbrıs’ı ben sıkıcı bulurum. Yazın çekilmez bir havası var. Oteller desen kumar ile zerre alakam olmadığı için ilgimi çekmez, son bir kaç yılda Lefkoşa dere boyundaki dükkanları saymazsanız Türkiye’den kalkıp Kıbrıs’a tatile gidilecek yer olarak bakmam. (Ama haksızlık etmeyeyim, Karpaz’da hiç tesis yok ama Bahamalar gibi bir yer Girne Bellabais ve İngiliz köyü de ilginç ve hala bozulmamış alanlardan) Neyse bu hafta bir kaç gün Kıbrıs’ta geçirdim.

Denktaş’ın çözümsüzlük dışında Kıbrıs halkına en büyük hediyelerinden biri olan sınırdaki açık kapılardan birinden geçip Güney Kıbrıs’a gittim. Zaten ablamlar da Christmas kutlamalarını görmek için bir kaç gün önce kimliklerini gösterip geçmişler. Onlar için durum şu; çarşıda yürüyüşe çıkıyorsun arada gümrük var, kimliğini uzatıp gösteriyorsun yola devam. Çarşının devamı bir Avrupa kentine çıkıyor. İnanın hayli travmatik bir durum. Türkiye’den gelenler aynı turu yapmak isterse Atina üzerinden Larnaka’ya uçmak zorunda. 41 yıldır çözülemeyen bir meseleye yeni iki lider çözüm arıyor. Güney Kıbrıs’ta ‘bu ada bizim zaten’ adlı kibir sahneleniyor. Kuzey Kıbrıs’ta ise masada ‘Sizi biz kurtardık zaten’ diyen Türkiye abisinin gölgesi var masanın üzerinde. Velhasıl çözüm imkansız değil ancak bu şartlarda kolay da değil. İşin garibi adanın her iki tarafının da marjinallerin yiyeceği haltlardan korkmaları. Özellikle yaşlılar geçmiş günleri bildikleri için her türlü barışa birleşmeye antine kuntine mesafeli duruyorlar. Genç kuşak daha ılımlı..

Kıbrıs sorunun çözüldüğünü ben görebilirim miyim?

Emin değilim. Benim çocuklarım görebilir mi bakın bundan bile emin değilim.

Kıbrıs sorunu Kıbrıs’ta geçen zamana benziyor. Lawrance Durrel bir zamanlar bu adada kendi tabiri ile elçi olarak bir hayli zaman geçirmiş. Onun yazdığı romanlardaki cümlelerin benzerleri ile tarif edersek; ‘O öğleden sonra çözümsüzlük limon ağaçlarının arasından sessizce esen meltemin üzerinde aramızda dolaşıyordu. Her birimiz o meltemin hayatlarımızı hiçbir zaman değiştirmeyeceğinin ama her an yanımızda olup bizleri yaşadığımız bu yere mahkum edeceğinin bilincindeydik. Kıbrıs’ta yaşamak aynı zamanda hem ödül hem bir cezaya benziyordu’

 

Dün Sana Bir Ambulansın Ön Koltuğundan Baktım İstanbul!

Evde benim küçük oğlan koşturuyor, halası da arkasında… Koltuğun etrafında fır dönüyorlar. ‘Yakalamaca’ oynanıyor. Derken küt diye bir ses duyuyorum ablam yerde! Önce anlamıyoruz ardından kolunun çıktığını fark ediyoruz. Hemen telaşla ambulans çağrılıyor. Ambulans yolu bulamıyor buluyor derken geliyorlar. Apar topar bir sedyeyle ablamı ambulansın arkasına atıyoruz ben ön koltuktayım başlıyoruz İstanbul trafiğinde yol kavgasına. Kavga diyorum zira kimsenin ambulansı iplediği yok. Taksiciler bazen kerhen şöyle bir kenara çekiliyorlar, millete siren miren vız gelip tırs gidiyor. Kimse kenara çekilmediği gibi çekilenlere de çıkışıyorlar. Ambulans şoförü benim hayretle bakışımı ve kendimi tutamayıp salladığım küfürleri duyunca bana ‘abi bunlar daha ne ki’ gibi bir bakış fırlatıyor. Geldiğimiz nokta bu, ‘ambulansa’ bile yol verilmeyen bir trafik. Mesele sadece kırmızı ışıklar yollar, köprüler değil İstanbul’un tepesine sinen bu ‘değersizlik’ bir ambulansa bile değer vermiyorsanız o zaman kırmızı ışık yeşile döndüğünde ZART diye basarsınız o kornoya elbette. O korna hiç susmaz bu trafik bu bencillikle hiçbir zaman çözülmez.

 

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 249. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play