Cüneyt Özdemir yazdı: Açık Ofis, Kapalı Kafa

Pazar, 17 Mart 2013 19:08

2

Cüneyt Özdemir bu hafkaki yazısından büyük kurumlardaki hiyerarşiyi kaleme aldı:

Geçtiğimiz gün son zamanlarda İstanbul’un en ama en havalı ofisini yapan mimarlardan biriyle sohbet ediyoruz. Bu ofisi yaptıktan sonra başlarına gelenleri anlatıyor. Ardı arkasına teklifler gelmeye başlamış. Onlar da sunumlar hazırlamak için briefler almak için şirketlere gitmeye başlamışlar. 

Gittikleri firmalarda en zorlandıkları şey yaşam ve çalışma tarzlarında hiçbir şeyin değiştirilmemesinde ısrar ederken dekorasyonun değiştirilmesini isteyen müşteriler olmuş. Pek çok büyük kurumda şeflerin yemekhanesi ile çalışanların yemek yedikler yer ayrıyken ortak yemekhanelerin talep edilmesi, ya da nerede ise bazı kurumlarda imtiyazlı kişilere özel asansörler bile tahsis edilmişken bol ortak kullanım alanların talebi karşısında ne yapacakların şaşırmışlar.

Bana anlatırken gülüyordu. ‘Hiçbir şeyi değiştirmeden paketi değiştirmek istiyorlar…’ diye özetledi.

Elbette üzerine bayağı bir dalgasını geçtik.

Asıl gelmek istediğim yer büyük kurumlardaki tam da bu hiyerarşi meselesi.

Yıllardır pek çok farklı kurumun farklı vesilelerle içine girip iç işleyişlerini yakından inceliyorum.

Hemen hiçbirinde büyük farklılıklar yok. İnsan kaynaklarının çalışma ve ödüllendirme kafa yapısı değişmiyor.

Yani bu yazıyı okuyan ve ünlü bir uluslararası şirketin Türkiye şubesinde çalışan ama camdan bakıp karşı plazadaki bir başka uluslararası şirkette işlerin daha iyi yürüdüğünü düşünüp hayıflanan arkadaşım, inan durum hayalini kurduğun gibi değil. Orada da aksi bir kadın müdür var, orada da bir müdür yardımcısı çaktırmadan genel müdürün altını oymaya çabalıyor, orada da acayip hinoğlu hin iş arkadaşları yüzüne gülüp arkandan konuşuyor, orada da feci dedikodu dönüyor.

Beni şaşırtan da zaten biraz orada olan her şeyin burda da olması. Bu kadar farklı iş yerinde iş yapma biçiminde nerede ise hiçbir farklılık yaratılamaması. Belki de kapitalizmin iş yapma şekli bu… Nasıl Sanayi Devrimi dediğimiz şey fabrikalarda mesai saatleri üzerinden emek sömürüsünü getirdiyse yeni bilgi toplumu da ofislerde hırs üzerinden duygu sömürüsünü getirdi.

Bu yüzden iş kolları, binalar, plazalar, dekorasyonlar değişse de muhasebe departmanları üç aşağı beş yukarı aynı işliyor, yemeklerin kalitesi nerede ise aynı, servisler aynı saatte kalkıp aynı saatte iş yerlerine varıyor ve herkes dünyanın en hayati en önemli işini yaptığını sanıyor.
Hayatlarını idame ettirmek için çalışacakken, çalışmak hayatlarına dönüşmüş, hayatlarını çalmış insanlardan bahsediyorum.

Gomovari gatto Mr. Kurumsal insan robatto!

Bakın burası önemli işte.

Şirketlerin farklılıkları yaptığınız işe sizin de inanmanız daha dorusu inandırılma derecenizden geçiyor.

Ne kadar inanıyorsanız kendinizi o kadar o işe veriyorsunuz, kendinizi ne kadar o işe verirseniz o kadar hırslanıyorsunuz ve ne kadar hırslanırsanız o kadar kırıcı oluyor ve basamakları o kadar hızlı yükseliyorsunuz.

İnanın abartmıyorum son 10 yılda Türkiye’nin 100 büyük şirketini yakından tanıma fırsatım oldu. İçlerinden 10 tanesini yöneticilerinin yarattığı farklı ve insani yaklaşımı bir kenara koyuyorum 90 tanesinde işler tam da bu anlattığım şekilde yürüyor.

Kurumsal dünyada farklılaşmak çok zor. Ofislerde çalışan sayısı arttıkça sistem kendini kontrol altında tutabilmek için kontrol mekanizmasını makineleştiriyor.

Duyguların yerini hırslar alıyor. Ortam sertleşiyor. İlişkiler plastikleşiyor.

Çalıştığımız ofisleri değiştirmekle ne yazık ki bu saydıklarımın hiçbiri değişmiyor.

Başa dönersek eğer siz iş yapış şeklinizde bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız işe dekorasyondan değil kafa yapısından başlayabilirsiniz. Bırakın en havalı ofis karşı plazada yer alsın varsın. Kafa bir kez değişmedikten sonra ofis değişse de bir şey fark etmiyor.

Mesela içten bir soru soracağım; açık ofislerde başkalarına sigara içirmeyip kendi odasında sigara içmeyen tek bir yönetici gördünüz mü?

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ