Cüneyt Özdemir Dipnot Tablet’e yazdı, “Yaz Saati Uygulaması”!

Pazar, 28 Temmuz 2013 11:32
fotograf

Sabahları uyumayı seviyorsanız çocuk yapmayın. Zira bir çocuğunuz olduğu zaman ilk veda ettiğiniz şey sabah uykuları oluyor. Onunla yatmasanız da onun muazzam enerjisi ile güne başlıyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın mecburi değil gönüllü bir uyanış oluyor bu. Kimse avazı çıktığı kadar bağırmıyor ya da ciyak ciyağa ağlamıyor. Tam tersi sabah mahmurluğundan gözlerini ovuşturan oğlanın tüm mahmurluğu ile size bakıp sanki hayatında ilk kez veya son kez görüyormuşçasına coşkuyla size gülümsemesi sizi yatağınızdan zıplatmaya yetiyor. Özellikle oğlan yürümeye başlayıp henüz konuşamıyorsa sabah vakti ailece kendinizi eğlenceli bir sessiz sinema seansında buluyorsunuz. Hemen herşeyi anlayan ama tek bir kelime edemeden derdini ‘huaaa’  ‘haaah’ ile anlatmaya çalışan biri odada fır fır dönerken sabah uykusuna tekrar dalmayı ancak rüyanızda görebilirsiniz.

Bir süredir yaz aylarının nerede ise 2-3 ayı Güney’de geçiriyorum. Hedefim ileride bu süreyi 6-7 aya çıkartabilmek. Eğer bir Güney kasabasına ev sahibi olup demir attıysanız bir süre sonra büyükşehre yönelik pek çok telaş alıp başını gidiyor. Günün en önemli olayı hava durumu oluyor.

‘Bugün rüzgar esecek mi?’ ‘Esecekse nereden esecek, fırtına çıkar mı?’

Bu sorulara göre gün içinde ne yapacağınızı belirliyorsunuz. Son bir yıldır Londra’daki hayatımda beni en çok bunaltan rezervasyon ve program yapma zorunluluğuydu. Bu gözler yakın arkadaşların 2, 3 ay sonrası için birbiri ile randevulaşıp restaurant rezervasyonu yaptığını da gördüğü için yaza alışmak kolay olmadı. Gelin görün ki artık tamamdır. Bütün yelkenler suya indirilmiş durumda. Yemek programları, buluşmalar bırakın bir iki ayı, haftayı, bir kaç gün üzerinden bile çok nadir organize ediliyor. Herkesin kendi keyfine göre takıldığı, buluştuğu ya da buluşmayıp kafasını dinlediği bir Akdeniz saati hayatınızın yürüyüşünü teslim alıyor.

Böyle olunca da kafanıza hiçbir şeyi takmıyorsunuz. Programlarınızı o günki haleti ruhiyenize göre belirliyorsunuz.

O gün rüzgar ters esiyor ve sizin canınız akşam buluşmayı düşündüğünüz yemeğe gitmek istemiyor mu? Gitmiyorsunuz. Kimse de alınganlık yapmıyor.

Yaz yine de çok yoğun geçiyor. Mesela benim geçen haftaki en önemli olayım oğlumla birlikte yaptığım ilk kumdan kale girişimi oldu. Girişimi diyorum zira kum ne yazık ki kaleye pek benzemedi. O kadar benzemedi ki benim oğlan pat küt iki yumrukta  yerle bir etti. Sonra da en sevdiği oyun olan dalgalara el vurma oyununa geçti. Öyle olunca ben de ona eşlik ettim. Bir an acaba dışarıdan durum nasıl gözüküyor diye kendi kendime sordum. Bir elimde kova diğerinde kürek, tırmık ile beline kadar kuma bulanmış durumdayken oğlum ile ellerini suya vurarak eğlenen 43 yaşındaki bir insan malum habercilik ciddiyetini yerle bir etmeye yetip de artıyor gibi geldi. Neyse ki bunları kafaya takacak dönemleri geride bırakalı çok oldu. Halime güldüm. Benim oğlan da bana güldü.

Şap şap şap…

Yazlık bir kasabada gözlerden ırak yaşamanın bir başka güzel yanı da aileniz ile birlikte bol bol yemek yapmaya başlamanız. Yazlığa geldiğiniz ilk anlarda makarnaya yüklenseniz de bir süre sonra artık hakim olamadığınız göbeğiniz sizi zorunlu bir rejime itiyor. O zaman gelsin envai çeşit salatalar.

O kadar farklı çeşitte o kadar şahane salatalar yapmaya başladım ki yakında Sosa’ya rakip bir restaurant zinciri kuracak kıvama geldim diyebilirim…

Yazlar bir süredir böyle geçiyor işte.

Telaşsız. Koşşuturmadan uzak.

Kendi ailemize, içimize kapandığımız güneşin kemiklerimizi ısıttığı bir dinginlikte. Rüzgarın hayat programımızı belirlediği, oğlanın ne yediğinin gün boyu konuşulup ana meseleye dönüştüğü bir yavaşlıkta.

Herkesin farklı bir yaz anlayışı ve tatile bakışı var.

Aslında daha analatacaklarım bitmedi ancak oğlan şu anda başıma dikilmiş el çırpıyor ve kuramadığı bir kaç cümleyi ‘hööö ‘ ‘huu’ diyerek anlatmaya çalışıyor.

İzninizle şimdi ayağa kalkıp, müziğin sesini açıp, ellerimizi havaya kaldırarak maymun dansı yapmaya başlama saatimiz geldi.

Maymun dansının nasıl olduğunu ne siz sorun ne ben tarif edeyim!

Cüneyt ÖZDEMİR

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ