Cüneyt Özdemir Dipnot Tablet’e yazdı: “Ekim Vıkvıklanması”

Cumartesi, 3 Ağustos 2013 15:25

asdqwd‘EKİM’ VIKVIKLANMASI

Vıkvıklanmalara bakarsak ,emareler belirdi!

Gezi olayları elbette sadece Gezi’de kalmayacaktı. Önümüzdeki günlerde çeşitli alanlarda kendine vücut bulacak ve farklı şekilde eriyecek ya da büyüyecekti. Aslına bakarsanız daha ilk gün yaz sıcağında eriyip gidecek bir çevreci protesto hükümetin sert tavrı ile kar yangınına dönüşmüştü. Sonrasında hükümet (ki bu artık hepimizin bildiği gibi Başbakan oluyor) hafiften geri vitese taktı ama yine de söylemi yumuşatsa bile tehditlerden ve tedbirlerden vazgeçmedi.

Yine küçük bir hatırlatma yapalım. Gezi olayları tam da Türkiye’de hayatın yaz tatiline çıktığı bir zamanlamaya denk gelmişti. Evet Okan Bayülgen’in söylediği gibi havalar çok güzeldi, park ve parklar dolmuş, gençlere meşgale çıkmıştı ama yine de olay sadece bundan ibaret değildi. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde rastlanmayacak bir şekilde, İstanbul gibi büyük bir metropolün anameydanında tam 14 gün boyunca barikatlarla kapıtılıp Gezi Komünü adını verebileceğimiz bir yaşamın kurulmuş olması öyle havalarla mavalarla açıklamaya kalkılmayacak kadar önemli bir olaydı. Sonrasında herkes gibi Gezi eylemcileri ve destek verenler de yazın rehavetine kapılıp tatile çıktılar. Başbakan Erdoğan her ne kadar ‘Bodrum’a kapağı attılar’ diye kafa bulsa da aslında bu zamanlama bir siyasetçi için bulunmaz bir fırsattı.

Araya giren zaman pek çok şeyin unutulması için ilaç gibi olabilirdi.

Ancak hükümet Gezi olaylarını daha ilk günde olduğu gibi anlamamakta direndi. Hala direniyor!

Güneydoğuda yıllarca denenmiş ve hiçbir işe yaramamış olan ‘güvenlikçi politikalar’la bu sefer Gezi Olayı ile baş etmeye çalışıyor.

Ekim ayından korkmlarının nedeni de bunun bir işe yaramayacağını içten içe bilmenin çaresizliği.

Gezi olayları durdu ancak bitmedi.

Tsunamide dalga geri çekildi.

Kitle dağıldı ama farklı mekanlarda farklı yerlerde yine toplanacak.

Bu sefer toplandıkları yer Gezi parkı olmayacak. Kimi zaman bir futbol maçı, kimi zaman bir konser alanı, kiminde öğrenci kantini, bir başkasında bir düğün, film festivali açılışı, üniversitelerin açılış törenleri ve daha öngörülemeyen onlarca mekan…

Daha önce de hükümete yönelik benzer tepkilerin emareleri vardı ama bir yere bağlanamıyor ve geçiştiriliyor ya da arada kaynayıp gidiyordu. Oysa görünen o ki bu sefer sloganları, kollektif bir dili ve en önemlisi hedef belli.

Rahmetli Mehmet Ali Birand’ın güzel bir sözü vardı. Ne zaman bir şeyleri tam olarak söyleyemeyip lafı dolandırmaya başlasam ‘yine vıkvıklanmaya başladın sen..’ derdi. Şu aralar hükümete açıktan desteklerini esirgemeyen yazarların yazılarında bu ‘vıkvıklanma’ tonunu görmemiz biraz da görünen bu köyün kılavuz istememesinden kaynaklanıyor.

Böylesine açık bir durumu bile esrarengiz bir örgüte bağlamak için büyük komplolar eşliğinde Ekim ayında hükümete yönelik portestoların başlayabileceği istihbaratından bahsediyorlar. Oysa öyle özel istihbarata gerek yok. Bakın ben sadece günlük gazeteleri okuyup, sosyal medyayı ve interneti takip ederek bile oturduğum yerden böyle bir öngörüde bulunabiliyorum.

Peki ne yapılmalı, hükümet ne yapıyor?

Hükümet şu anda öğrencileri bursla, futbol taraftarlarını kombine biletlerin iptali ile, Çarşı’yı stadla, kulüp yönetimlerini ceza ile, iş adamlarını Koç grubuna yönelik operasyonla, gazetecileri işten attırarak ve sıradan insanı da Gezi operasyonları düzenleyerek sindirmeye ve korkutmaya çalışıyor.
Hala uluslararası komplo zırvalığını ısrarla gündemde tutup, Gezi olaylarını objektif okumamakta ısrar ediyor.

Sizlere çok açık ve hiç vıkvıklamadan bir şey söyleyeyim işte bu güvenlikçi politikalar ve kasıtlı yanlış anlamalar bırakın Gezi olaylarını bastırmayı daha da arttıracaktır.

Baskı dönemleri mizahı patlatır. Gezi bu dili iyi yakaladı. Abdulhamit döneminde gazetelerde kullanılması yasaklanan kelimelerden birinin ‘burun’ olduğunu bilmem hatırlayanınız var mı?
Yarın birgün baskıyla sindirmeye çalıştığınız kitleler karşınıza öyle yaratıcı protesto yöntemleri ile çıkarlar ki oturup kalırsınız yerinize!

Yapılacak şey ise çok basit aslında.

Gezi olayları öncesinde daha ilk gün yapılması gereken şeyi bugün hayata geçirmek yeter de artar bile… Hayatlarına müdahale edilen insanların tepkilerini daha fazla hayatlarına müdahale ile değil onları anlayarak ve siyasetin bu yeni dilini söyleminize taşıyarak aşabilirsiniz.

Aksi taktirde komşuları ispiyonlatmaya kadar paronayınızı büyütseniz bile Ajda Pekkan şarkısı söylemekten kendinizi alamazsınız.

‘Sardı korkular gelecek yıllar….’

Cüneyt Özdemir, Dipnot Tablet, 124. sayı