Çözüm; helalleşmeyle beraber adalet ve barışın tesisinde

Perşembe, 22 Ocak 2015 19:58

Kürt meselesi uzun yıllara dayanan ve derin acıları, travmaları barındıran bir mesele. Bu nedenle de zorlu bir çözüm süreci yaşıyoruz ve yaşayacağız. Ancak zorluklarına rağmen en kritik eşiği aşmış durumdayız. Şöyle ki; bu konuda rahat ve özgürce konuşmak bile yakın zamana kadar mümkün değilken şimdi her yönüyle konuşabildiğimiz, muazzam bir zihni kırılmayı yaşadık. Yani herkes konuşabiliyor ve artık silah sesleri kelimelerin sesini kapatamıyor. En önemlisi bu. Bu sürece girmiş olmanın mutluluğunu Doğu, Batı her yerde görüyoruz. Elbette ki kolay olmayacak. Öncelikle bu sürecin barışla/başarıyla sonuçlanmasını istemeyen dış aktörler gibi menfaat grupları da söz konusu olmaktadır ve olacaktır. Tıpkı savaşlar gibi bu tür çatışma ve krizlerin kendine özgü menfaat (siyasi, ekonomik vb) grupları oluşmuştur. Bu tür krizlerden menfaatler devşirmek isteyenlerin yanı sıra bir de güvensizlik oluşturan tıkanmalar, masadan çekilme şantajları, 6-8 ekim olayları, Cizre’de yaşananlar gibi bazı vakaların başta bölge halkı olmak üzere herkesi tedirgin ettiği aşikar. Tüm bunların ortasında süreci hala umutla takip eden bıkmış, bezmiş, bir taraftan kendi olabilmeyi isteyen, bir taraftan nesne olmaktan çıkmak için uğraşan, rahat huzurlu bir yaşam sürmek arzusunu taşıyan halk. Neşe içinde oyun oynayan mutlu çocuklar yerine hala sokaklarında çocukların ölebildiği Kürt insanı.

Israrla ve inatla umut sadece umut beslemek istiyorlar barış ve adalet için. Hem de tüm hassasiyetle. Tıpkı Cizre’de askerlere taş atan çocukları durduran kadının tepkisinde sembolleşen “aman çözüm sürecine zarar verirsiniz durun” diyen Kürt kadının tavrındaki gibi. Zaman zaman bölgede dolaştığımızda evlerde, sokakta çeşitli ortamlarda muhabbet ettiğimizde yükselen ses bu. Sekiz yıl önce Hakkari’de tanıştığım, evlatlarından iki tanesini kaybetmiş bir yaşlı kadın Allah’tan korkan birinin bir gün bu sorunu çözmesi için her gün Allah’a dua ettiğini söylemişti Kürtçe. Herkesin Allah’tan korkması gerekiyor. En kuvvetli mesaj annelerden hükümete, devletin tüm kurumlarına ve PKK’ya keskin şekilde ulaşmıştır. Masum bir insanın ölümü bütün insanlık ailesinin mesuliyetidir. Kendi çocuklarımızı kaybediyoruz. Hep birlikte kaybediyoruz. Bölgeye kulak verdiğimizde bölgede yaşayan Kürt, Türk, Arap ve diğer etnik gruplarla tüm inanç gruplarının ortak sesinin çözüm sürecini kuvvetli bir şekilde desteklenmesi gerektiğidir.

İnsana temas etmeden üretilmeye çalışan hiçbir çözüm metodu başarıya ulaşmaz. Sorunu ve çözümü sadece politik analizlerle masa başında çözmek, masaya gelen halkın iradesi değilse karşılık bulmaz kim tarafından getirilirse getirilsin. Sorunu doğru anlamak ve doğru tarif etmek zorundayız. Tam da bu noktada 20 yıldır Doğu ve Güneydoğu bölgesinde ve Kürt nüfusunun yoğun göç ettiği şehirlerde nerdeyse kesintisiz çalışma yürüten İHH hem temel hak ve özgürlükler ile kimlik sorunun çözümü hem de bu meseleye bağlı ekonomik ve sosyal sorunlar bütününün çözümü için son dönemde yeni bir yol haritası çıkardı. Bildiğiniz üzere İHH sadece insani yardım yapan değil insanları yardıma muhtaç eden politikalarla mücadele eden sivil bir kuruluş aynı zamanda. İnsan hayatıyla beraber insan onurunun korunması en önemli görevimiz. İnsan hak ve özgürlüklerinin korunduğu, herkesin adil bir hayat yaşadığı, din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeksizin kimsenin kimseye muhtaç olmadığı el açmak zorunda kalmadığı bir dünyada insan onurundan bahsedebiliriz. Bu nedenle dünyanın diğer yerlerinde yürüttüğümüz kriz çözümlerindeki tecrübemizi Kürt meselesinin çözümünde de her daim aktif etmeye çalıştık. Son dönemde en dikkat çekici adım olarak bir saha araştırması ile halkın bu konuya nasıl yaklaştığı ve ne talep ettiği üzerine bir rapor yayınladık. Bu rapor içerisinde aynı zamanda 1920 yılından bu yana yayınlanmış tüm Kürt Raporlarını da içeriyordu. Aslında bu çalışma meselenin çözümü için tüm taraflara biraz daha cesur yaklaşma ve adım atma gerekliliğini açıkça ortaya koyuyordu. Sonrasında ise alim, mele, medrese hocaları, esnaf, kadın, genç bölge insanının çözüm sürecine bakışlarını yansıttığımız çalıştayların sonucu ilan edildi. 2,5 yıl değişik yöntemlerle sürdürülen bu çalıştayların sonucunda ikinci bildiri ile Hükümet’e , PKK ve unsurlarına, bölgedeki diğer aktörlere öneri ve uyarılar sunuldu. Bu çalışmalar esnasında dikkatimizi çeken en önemli husus, silahların bırakılması süreci ile Kürt kimliği, temel hak ve özgürlükler sorununun çözümü ile ilgili sürecin birbiriyle bağlı şekilde yürütülmesi ve PKK’nın sanki Kürt meselesindeki tek taraf ve muhatapmış gibi alınması ile ilgili problem ve buna tepki idi. Diğer muhatapların, özellikle siyasal örgütlenmelerin dışındaki yapıların sesinin duyulmaması yada seslerini yükseltememeleri sorununun aşılmasının süreçte önemli bir etken olacağı da diğer dikkati çeken husustu. Tam da buna cevap yada bu talebin dile getirilmesi olarak sayabileceğimiz 10 Ocak 2015 tarihli Diyarbakır toplantısı gerçekleşti. Bileşenlerince de tarihi bir toplantı diye tarif edilen basın toplantısı İHH’nın çağrısı ile gerçekleşti. Doğu ve Güneydoğu’dan 56’sı alim 780 sivil toplum kuruluşu tarafından imzalanan ortak bildiri Kürtçe, Türkçe ve Arapça olarak alimler tarafından paylaşıldı. Çözüm süreci ile ilgili olarak ilk kez bu şekilde bir araya gelen ve oldukça dikkat çeken blok, aslında halkın “biz bu sürecin sahibi, tarafı ve takipçisiyiz” iradesinin de beyanı idi. Ortak bildiride “Adalet ve Barış İçin Sesimizi Daha Fazla Yükseltiyoruz” başlığıyla kamuoyuna seslenen 780 imzacı kurumun bir taraftan çözüm sürecine yönelik çabalar için memnuniyeti dile getirirken diğer yandan da “PKK ve unsurlarının tek tipçi anlayış ve yaklaşımı ile mütedeyyin kimlikteki insanlara yönelik sindirme çabaları ve başka kimliklere tahammülsüzlüğü barış ve çözüm sürecindeki en önemli engellerden birisidir.” diyerek riske dikkat çekildi.

Diyarbakır toplantısının bileşenleri aşağıdaki hususlarda çağrıda bulundu: “Reformların yapılması, sadece kültürel haklar verilmesi, anayasaya eşit yurttaşlıkla ilgili maddeler konulması gibi sınırlı düzenlemelerden daha çok, ülkede adalet merkezli ve insanların kimliğini ve inancını özgürce yaşadığı siyasi, kültürel, ekonomik yaşam kalitesini topyekun yükseltecek köklü düzenlemelerden geçmektedir. Hükümet Türkiye’deki bürokratik oligarşiyi, anayasayı ve tüm kurumları insana saygılı bir içeriğe dönüştürmenin yolunu ararken, diğer toplum kesimleri de farklı destek yöntemleriyle süreci kolaylaştıracaktır. Bu sorun tek başına hükümetin değil, yasama, yargı ve devletin tüm mekanizmalarının olduğu gibi tüm siyasi partilerin, STK’ların, üniversite, medrese, aydın, medya, tarikat, cemaat ve tüm kanaat önderlerinin meselesidir.

Bu toprakların binlerce yıllık İslami mirası, bugünkü sorunların çözümünde de temel rolü oynayacaktır. Tüm hukuki ve siyasi adımlarla birlikte İslam kardeşliği yeni dönemin temel harcı olacaktır. Türkiye’deki sivil toplum yapıları olarak bu tartışmalardaki yerimiz, inancımızın bize vermiş olduğu hakkaniyet ölçüleriyle çerçevelenmiştir. Zira inanıyoruz ki kavimler ve diller üstünlük veya aşağalanma sebebi değil, birbirimizi tanımak için yaratılmış ayetlerdir.

Süreci çözecek politika adalet ve kardeşlik hukuku üzerine inşa edilmelidir. Sürecin olumlu bir şekilde yürütülmesi için tüm imkan ve olanaklar kullanılmalıdır. Manevi, dini, ahlaki bir ruha sahip olmak ve gençleri bu ruh ile yetiştirmek gerekir. Bu saatten sonra çatışmalarda ölen her insan için herkes kendisini sorumlu hissetmelidir. Bu nedenle tüm siyasilerin politik beklenti ve hesaplardan öte insan hayatını önceleyen bir sorumlukla hareket etmeleri gerekmektedir.

İnsana, Allah’ın verdiği tüm hak ve özgürlükler koşulsuz olarak sağlanmalıdır. Sorunların çözümünde katılımcı taraflar kim olursa olsun İslami, insani, adil ve özgür bir yaklaşım sergilenmelidir.

Ortadoğu’daki genel çatışma ve huzursuzluğun farklı farklı aktörlerden kaynaklandığı düşünülse de sorun aslında tek orijinlidir. Dolayısıyla Kürt meselesi, Mescid-i Aksa olayları, Suriye meselesi, Irak’ın istikrarsızlığı ve Kobani olayları tamamıyla birbiriyle ilintilidir. Emperyalizm ve Siyonizm’in aktörlerinin bu meselenin çıkışı ve çözümsüzlüğüne yönelik aktivitesi bilinen bir gerçektir. Küresel güçlerin bölgesel hegemonyasına, bölge halkının kanı üzerinden kurulan oyunlara dikkat çekmek gerekir.

Ancak mazlum Kürt halkının ABD, İngiltere, İsrail ve işbirlikçilerinin oyunlarına karşı kendi kardeşlerinin ve bölge halkının ve değerlerinin yanında, adaletin yanında yer alacağı, tarihî bir sürecin içinde olduğu da görülecektir.
Sorun, ülkedeki tüm kesimler için travmaya dönüşmüştür. Psikolojik ayrışmayı derinleştiren bu durumun ortadan kaldırılması adına devlet, kısıtlanan, engellenen ve gasp edilen bütün hakları iade etmelidir. Hakların verilmesi, silahların bırakılması sürecine bağlanmamalıdır. Haklar ve özgürlüklere dair düzenlemeler derhal gerçekleştirilmelidir. Silahların bırakılması süreci PKK ile devlet arasındaki bir süreçtir. Haklar ve özgürlükler konusu ise devletin vatandaşına karşı yükümlülüğüdür. … “

Bundan sonraki süreçte çözüm sürecine katkı verecek her türlü çabanın artacağı farklı alanda çalışmaların öne çıkacağı aşikar olmakla beraber mutlaka ve mutlaka diğer siyasi partilerin mevcut tutumlarını değiştirerek siyasi hesaplardan bağımsız olarak Kürt meselesinin çözümüne aktif olarak katkı vermesi herkesin beklentisidir. “Mücadele ve Bedel” söylemiyle süreçte riskli manevralar yapan PKK bileşen yapılarının da Kürt halkına “”amacın mücadele mi? yoksa mücadeleye konu olan hedefler mi?” sorusunun cevabını vermesi gerekir.

Her halukarda sorunun temeli sayabileceğimiz bu nedenle de ilk gerçekleşmesi gereken adım, hiç vakit kaybetmeksizin Allah’ın insana verdiği hak ve özgürlüklerin verilmesi sorumluluğunun devlet tarafından yerine getirilmesidir. Burada sadece Kürtlerin değil toplumun diğer tüm etnik, dini ve ideolojik gruplarının kimlik ile ilgili sorunlarını çözecek ,taleplere cevap verecek ruhuyla ve lafzıyla adil bir anayasa süreci tamamlanmalıdır. Bütün süreç şeffaf bir şekilde toplumun gözü önünde sürdürülmeli ve düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

İnsanoğlu için mutlaka barış en güzel ve en hayırlı olandır.

Hazırlayan: AVUKAT GÜLDEN SÖNMEZ

İHH İnsani Yardım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

İHH Kürt Meselesi Çalışma Grubu Başkanı