Cloverfield Yolu No:10’la İlgili 10 Gözlem

Cumartesi, 9 Nisan 2016 10:00

ALİ ARIKAN 

1. Geçen hafta vizyona giren Cloverfield Yolu No:10 (10 Cloverfield Lane) sessiz sedasız bir yapım süreci sonrasında, seyirciye ulaştı. Bunda tabii ki yapımcı JJ Abrams’ın “her şeyi gizli tutalım da seyirci hiçbir şey bilmesin” mantığı üzerine kurulu “gizem kutusu” felsefesi yatıyor. Abrams bunu şöyle açıklıyor: Çocukken buna anası babası hediye verdiğinde en eğlenceli an, o hediye paketini açmadan önceki birkaç dakikaymış. O beklentinin verdiği heyecanı izleyici de yaratabilmek için de böyle her şeyi, çok büyük bir sırmış gibi saklayarak yapabileceğine inanıyor.

2. Bu yaklaşımın ne kadar başarılı olduğu tartışılır. Çünkü insanlarda bu gereksiz bir beklenti de yaratabiliyor. Mesela üç sene önceki Star Trek Into Darkness’ta, Benedict Cumberbatch’in oynadığı karakterin ismini vermemek için kastı da kastı. Oysa herkes Star Trek evreninin en ünlü kötü adamı Khan olduğunu çakmıştı. Bunun üstüne adam yalan söyledi bariz bir şekilde. “Yok, John Harrison diye alakasız bir elemanı oynuyor” diye gazetecilere demeçler verdi. Sonra filmi izleyince ortaya çıktı ki adam Khan. Hem film dandikti, hem de böyle saçma atraksiyonlara girerek filmin etrafında, saçma sapan bir atmosfer yarattı.

cf3

3. Buna benzer, PT Barnum-vari şovmen ayaklarını bu film için de yaptılar. Bir kere filmin isminde bariz bir şekilde Cloverfield geçiyor ama bu filmin, 2008 tarihli o uzaydan gelen dev canavar filmiyle ilgili uzaktan yakından pek bir alakası yok. Abrams’a göre sadece “ruh ikizi”. İyi de o filmin ismini ne diye koyuyorsun buna? Gerçek şu ki film aslında Josh Campbell ve Matt Stuecken’ın yazdığı bir gerilim. Bende bu versiyon var. Sonunda da Alacakaranlık Kuşağı vari bir finalle bitiyor. Bu filmi ucuza alıp çekmek isterken, Abrams’ın şirketi Bad Robot bir takım atraksiyonlara girip sonunu değiştiriyor ve bir şekilde Cloverfield’e bağlıyor.

4. Normalde bu filmlerde JJ Abrams’a sadece yapımcı gözüyle bakmak lazım; orada da sadece genel olarak fikirsel ve felsefi etkisi oluyor. Yani iş adamı gözüyle bakıyor bu filmlere. Fakat etrafında öyle bir mit yaratıldı ki ismi geçen her şeyin sanki A’dan Z’ye sorumlusuymuş gibi bir his oluşuyor; o da zaten bunun tersi bir şey söylemek veya yapmaktan kaçınıyor. Bu filmin de yönetmeni Dan Trachtenberg ve senaristleri, biraz evvel belirttiğim iki elemanla, onların senaryosunun üstünden geçen Damien Chazelle. Yani filmin yaratıcı tarafıyla Jay Jay Okocha ne kadar alakalıysa JJ Abrams da o kadar alakalı.

cf2

5. Peki tüm bu garip ilişkilere rağmen film nasıl? Çok iyi. Hatta beklediğimden de güzel. Orijinal senaryoyu birkaç ay önce okumuştum; bana küçük ama çok gergin bir yapım olabileceği hissi vermişti. Chazelle’in eklediği son (ve diğer ekstra detaylar) da filmi daha iyi yapmış. Karakterler gelişmiş; heyecanın dozu artmış. Senenin iyi filmlerinden biri.

6. Bunda yönetmen Dan Trachtenberg’ün payı büyük. Filmin çoğu yer altında iki odalı bir sığınakta geçmesine rağmen coğrafyasına o kadar hakim ki her karede başka bir köşeyi gösteriyor. Heyecan ve tansiyon böylece artıyor. Ayrıca karakterlerin arkasındaki boşluğu geniş tutuyor, her an biri çıkacak diye ödünüz patlıyor. Filmin tonu sahneden sahneye değişiyor; bir ara gülüyorsunuz, hemen sonrasında ekrana bile bakamıyorsunuz. Kim doğru söylüyor, kim yalan? Doğru dürüst hiç bilmiyorsunuz.

cf4

7. Aktörlerin de hakkını yememek lazım. John Goodman’ın iyi mi, kötü mü, hırlı mı hırsız mı olduğunu bir türlü anlayamıyoruz ama dengesiz olduğu kesin. Mary Elizabeth Winstead, küçük ama süper kastın en iyisi. Artık her filmi bir sanat eseri veya eğlence unsuru olarak değil de Kulturkampf’ın cephelerinden biri diye görmek pek bir moda oldu. Bundan dolayı da her filme “Dava İçin İyi mi” diye bakıp duruyor insanlar. Bu filmde de Winstead, “güçlü kadın karakteri” oynuyor ve dandik, dördüncü dalga Twitter feminizmi bundan pek bir hoşlandı. Fakat Winstead’in başardığı bunun gibi ucuz “millennial” takıntılarından daha da öteye giden bir zafer. Filmin merkezinde o var, siz de gözünüzü ondan alamıyorsunuz. Bu kadar küçük bir filmde bunu yapamasaydı film izlenmezdi. Sonlara doğru bir “Come on!” (“Hadi be!”) deyişi var ki süper.

8. Filmin benim için biraz sorunlu olan tek yanı dijital çekilmiş olması. O kadar eski tip bir film ki bu… Daha doğrusu çocukken izlediğimiz Alacakaranlık Kuşağı veya Amazing Stories gibi dizileri anımsatıyor. Bundan dolayı da dijital görüntü beni biraz soğuttu. En son böyle bir sorunu Michael Mann’in Public Enemies filminde yaşamıştım. Orada da 1920’lerde geçen bir hikâye iPhone’la çekilmiş gibiydi. Ama işte, 35mm filmle çekince de bütçe üç katına çıkıyor. Yapacak pek bir şey yok. Bu gibi küçük filmleri seyretmek istiyorsak buna katlanmamız gerek.

cf1

9. 10 Cloverfield Lane’in belki de seyirciyi en fazla bölen yeri sonu. Ben bayıldım ama biraz önce dediğim gibi Alacakaranlık Kuşağı’na da bayılırım. Hikayenin gidişatına uygun bir son. Ki karakterlerden birini de bir seçim yapmaya zorluyor. Bu tarafıyla da iyi.

10. İzlemediyseniz filmin uluslararası fragmanını kesinlikle izlemeyin. “Spoiler” korkusunun abartıldığı kanısında olduğumu sıklıkla dile getiririm ama bahsettiğim fragmanda filmin tüm gizemi gözler önüne seriliyor. JJ Abrams görse yüreğine iner.

 

-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 264. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play