Çirkin Kral ‘Yılmaz Güney’in İmralı Günleri…

Perşembe, 16 Ekim 2014 09:35

‘Bütün koşu atlarını dinlendirirler ve onlara özel itina gösterirler. Ama biz, hep koşmak zorundayız… Terimizi de koşarken soğutacağız üstelik… Burada bunalıyorum artık… Ivır, zıvır işler beni boğuyor.’

Tutuklu bulunduğu İmralı adasından Nihat Behram’a bu sözleri yazıyor Yılmaz Güney.

1974 yılında tutuklandığında ilk önce Toptaşı Cezaevi’ne götürülen daha sonra başka cezaevlerinde isyan çıkar korkusuyla İmralı Yarıaçık Cezaevi’ne nakledilen Yılmaz Güney, adanın merkeze uzak bir tepesinde baraka tarzı bir evde geçiriyor tutsaklık günlerini.

Yılmaz Güney’in İmralı’da geçirdiği günler kariyeri açısından büyük önem taşımadıktadır. Toptaşı Cezaevi’ndeyken tamamladığı Sürü burada uluslararası başarıya ulaşmış, Düşman filminin senaryosu burada yazılmış ve daha sonra Yol adını alacak Bayram‘ın çalışmaları buradayken başlanmıştır.

Güney’in İmralı günleri hayatının bilinmeyen yönlerinden biriydi. Everest Yayınları tarafından çıkarılan İmralı Günlerinde Yılmaz Güney’in fotobiyografisi Ahmet Boğa’nın adada çektiği fotoğraflar ve Nihat Behram önsözü ile yayınlanan bu kitap belgesel bir özellik taşıyor.

Yılmaz Güney yaşamının 12 yılını cezaevlerinde ve sürgünde geçirdi. Bu süre içinde 15 cezaevi gördü ve yine cezaevindeyken kaçtığı Fransa’da 1984 yılında hayatını kaybetti. Hayatının 12 yılını cezaevlerinde geçiren Güney’in İmralı günlerine ışık tutan fotoğrafçı Amet Boga ile Yılmaz Güney’i, adadaki günlerini ve o fotoğrafların hikayesini Dipnot Tablet için konuştuk.

Hazırlayan: Rabia Çelik

İmralı’ya gidip Yılmaz Güney’in fotoğraflarını çekme teklifi nasıl geldi?

Ben Yılmaz abiyle İmralı’dan önce de görüşmüştüm. Onunla ilk görüşmem 1976 yılında Toptaşı Cezaevi’nde yattığı dönemdir. Yakın dostum Suha Pelitözü ile birlikte ziyaretine gittik. İlk kez fotoğrafını da o gün çekmiştim. Bu görüşme onunla dostluğumuzun başlangıcıdır. Fotoğraf makinamla onu kare kare görüntülemek zaten düşünce olarak içimde vardı. O dönemde Güney Film’i yöneten Nihat Behram’la tanıştık ve yakın dost olduk. Onun da benzer bir düşüncesi vardı. Sanatsal değeri olan görüntülerle tutsaklık günlerinin Yılmaz Güney’in öyküsü anlatılsın istiyordu. Düşüncelerimiz örtüştü. Şartları olgunlaşınca da çekimler için adaya gittik.

sohbetimiz gulectir1Adaya gittiğinizde neler yaşandı?

Yılmaz Güney’in, bir insana baktığında anında o insanın kişiliğini tartma gücü vardı. Güvendiği insanla sıcak bir dotluk oluştururdu. Toptaşı Cezaevi’ndeki görüşmemizde bana güvenmişti ki dotluğumuz sürdü ve daha sonra da İmralı’da gün boyu birlikte olmamızı, fotoğraflarını çekmemi kabullendi. Nihat’ın “Yılmaz abi bizi bekliyor, istediğin kadar fotoğraf çekeceksin” dediğinde hem heyecanlandım hem çok sevindim. Adaya bu duygularla gittim. Vardığım andan itibaren de cezaevindeki doğal yaşamını kare kare izlemeye koyuldum.

Yılmaz Güney ile adada ilk karşılaşma anı nasıldı? Size neler söyledi?

İmralı’ya her hafta mahkum yakınları vapurla giderdi. Mahkumlar ziyaretçilerini İmralı’da iskelede beklerdi. Biz indiğimizde Yılmaz abi bizi bekliyordu. Tabi ki her zaman çevresi kalabalık olurdu. Her mahkum yakını onu görmek, konuşmak, hatıra fotoğrafı çektirmek isterdi. Adaya vardığımızda ilkin Yılmaz abinin çevresindeki kalabalıktan kurtulmasını bekledik. Sonra birlikte oradan ayrıldık. Yılmaz abi adanın diğer yakasındaki tepede, kulübe türü bir evde kalıyordu. Oraya doğru yürümeye koyulduk.

Bu fotoğraflar nasıl çekildi?

Günboyu birlikte olduk. Daha doğrusu 24 saatiyle onu adadaki yaşamı içinde objektifimle izledim. Zaman zaman ara verip sohbetlerimiz dışında o kendi yaşamına döndü. Büyük bir sanatçıyla çalışıyorsunuz, üstelik bu büyük sanatçı büyük bir aktör ve yönetmen. Bunun getirdiği bir zorluk vardı. Ama Yılmaz abi sihirli gücüyle bu zorluğu anında yok etti. Özgür çalışmaya koyuldum. Diğer zorluk, öykümüzü fotoğraf kareleriyle anlatacaktık. Film çekmiyorduk. Bu Yılmaz abi için de bir ilkti. Çekmeyi düşündüğüm görüntülerin ‘anı fotoğrafı’ dışında bir anlamı vardı. Koşullar zordu. O günlerin teknik olanakları sınırlıydı. Fotoğrafların bir kısmını onun objektife görüntü vermesi biçiminde çektim, büyük kısmını ise, onu gölgesi gibi izleyerek doğal yaşamının seyrinde çektim. Adaya daha sonraki günlerde de gittim. Onun tutsaklık günlerinin bir parçası da zaman zaman izinli olarak İstanbul’a gelmesiydi. Bu gelişleri ve geldiğinde kaldığı mekanlar can güvenliği nedeniyle gizli tutulurdu. Yine Nihat’la beraber, kaldığı eve gittik. Bazı fotoğraflarını da böyle bir izin gününde çektim. Albümdeki takım elbiseli fotoğrafları bunlardır.

bazı gunler kırmızıydı3“Çirkin Kral” diyorlar ama, onun kadar güzel bakanı olamaz

Yılmaz Güney ile çalışmak nasıldı? Zorlukları var mıydı?

Sanki kameraya bakmak için doğmuş bir insan. Ne zaman oynuyor ne zaman doğal anlayamazsınız. “Çirkin Kral” diyorlar ama, onun kadar güzel bakanı olamaz. Her duruşuna, her bakışına bir öykü, bir anlam yükleme gücüne, sihrine sahip. Onun o anki duygusuyla bütünleşirseniz o anlamı yakalayabilirsiniz. Kızdığını düşündüğünüz yerde şakalaşır, şakalaşıyor sandığınızda belki kızmaktadır.

Söyleşinin devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play