Cenk Başlamış: “Rusya ve Ruslar Hakkında ‘Sırlar’a Ulaşacağınız Konusunda İddialıyım”

Pazar, 7 Şubat 2016 12:18

HÜMEYRA GÜZELSOY

 

21 yıl Moskova’da haber biriminde çalışmış olan gazeteci Cenk Başlamış’ın “Gorbaçov’dan Putin’e Rusya’nın Sırları” adlı kitabı yakın bir zamanda okuyucularıyla buluştu. Bir günlük niteliğinde hazırlanmış bu kitap, Rusya ve Rus halkıyla ilgili pek çok ilginç ayrıntıyı gün yüzüne çıkartıyor. Yalın ve sürükleyici anlatımıyla kendini bir çırpıda okutan gazeteci yazar Cenk Başlamış ile henüz çok yeni olan kitabını konuştuk.

 

Kitabın ismi ilk duyulduğu zaman, insanlar kitabın Rusya hakkında siyasi bir kitap olduğu düşüncesine kapılabiliyor. Halbuki okurken Rusya’nın mevsimsel durumlarından tutun, Rus gelinlerin neden mutsuz olduğuna kadar Rusya’ya dair bilinmeyen pek çok şeyle karşılaşıyoruz. Kitabın içeriği hakkında, henüz okumamış olan okuyuculara neler demek istersiniz?

Haklısınız ama içeriği öyle görünmese de özünde siyasi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de Rusya ile ilgili siyasi değerlendirmelerin yapıldığı kitaplar elbette var. Bunlar doğal olarak belirli bir kitleye hitap ediyor, akademisyenler, uzmanlar, gazeteciler… Oysa Rusya’yı ve Rusları gündelik yaşam üzerinden anlatmaya çalışan kitaplar bildiğim kadarıyla hemen hemen hiç yok. Ben de, hem daha geniş bir kitleye seslenebilmek hem de hiç tanımadığımız bu ülkeyi ve insanlarını daha iyi tanıtabilmek için böyle bir yol seçtim. Türkiye’de öyle ya da böyle Rusya ile ilgili milyonlarca kişi var turizmden tekstil ve gıda sektörüne. Örnek verdiğiniz mevsim konusu ilk anda “havadan sudan” bir konu gibi gelebilir ya da “Rus gelinler neden mutsuz” başlığını duyan okur sıradan bir magazin haberinden söz edildiğini sanabilir. Benim yapmaya çalıştığım şey, Rusya’daki gündelik hayatı, büyük bölümüne şahsen tanık olduğum olayların yardımıyla anlatmak ve aralara ya da arka plana asıl bilgileri, asıl anlatmak istediklerimi serpiştirmekti. Yani, mevsimlerle ilgili yazıyı okuduğunuz zaman buna kitapta neden yer verildiğini, bu konunun Rusları tanımak açısından neden önemli olduğunu bence anlıyorsunuz. Rusya gerçekten farklı ve anlaması zor bir ülke. Bu nedenle yazıların konusunu mümkün olduğu kadar değişik alanlardan seçmeye çalıştım. Kitapta 60 civarında yazı yer alıyor, içlerinde Rusların ruh halinden ekonomik krizin gündelik hayata yansımasına, alkol alışkanlığından entelektüellerin dünyasına farklı konular var. Yazıların kısa ve kolay okunur olmasına dikkat ettim ki, aldığım ilk tepkiler de bu yönde. Rusya’yı ve Rusları anlatmak için kendimce basit bir yol seçtim. Tabii, bu “basit yol”un gerisinde orada yaşadığım 21 yıl yatıyor. Önsözde yazdığım gibi, kitaptaki yazıları beğenmek ya da beğenmemek kişisel bir konu ama son sayfaya geldiğinizde Rusya ve Ruslar hakkında o ana dek sahip olmadığınız bilgilere, yani bir anlamda “sırlar”a ulaşacağınız konusunda iddialıyım. O “sırlar” elbette sadece toplumsal konulardan oluşmuyor, içinde psikoloji de var, kültür de var, ekonomi de var, devlet mekanizması da var. Bu bilgiler bir araya geldiğinde okurun kafasında bir Rusya izlenimi oluşuyor ki, bence sonuç olarak varılan nokta büyük ölçüde siyasi, zaten özünde siyasi bir kitap dememin nedeni de buydu. Tabii, kitap Türk-Rus krizinden sonra çıktığı için son bölüme 24 Kasım’daki uçak olayı, Türk-Rus ilişkilerinin geçmişi, Moskova’nın Suriye’ye müdahalesi ve Putin’in yaşam öyküsüyle ilgili yazılar da eklendi.

 

3d84b6065d6de5b7aa467b0d23e4afb8

 

21 yıl Rusya’da haber birimi için çalışan bir gazeteciden son derece samimi ve mizahi bir üslup okuyucuları bekliyor. Ben şahsen olay ve durumlar karşısındaki sizin yorumlarınızı bol bol hissettim. Bundan bilerek sakınmamış olmalısınız? Biraz bu kitabı ne amacıyla yazdığınızdan bahseder misiniz?

Malum, gazeteciliğin temel kuralıdır, haberi yorumsuz yazmak zorundasınız. Bir anlamda olayla okuyucu arasında görünmez olmalısınız. Haber yazarken titizlikle uyguladığım bu kural kitap için, hele hele Türk okuruna yabancı bir ülke ve toplum söz konusu olduğunda geçerliliğini yitirdi. “Rusya’nın Sırları” adını koyduğunuz kitapta okuyucuyu hiç bilmediği diyarlara, sonunda “sırlar”a ulaşacağına iddia ettiğiniz bir yolculuğa davet ediyorsunuz. Rehber olarak hem doğru yoldan gitmek hem de giderken yolculukla ilgili bilgi vermek durumundasınız, en azından ben öyle hissettim. Dolayısıyla yorumlardan kaçınmadım ama şu var: Yıllarca gazetecilik yaptığınız için adil ve objektif olmanız gerektiği gerçeği bilinçaltınıza saplanmış durumda. Yani, ister istemez yorumlarımın bile belirli bir çerçeveyi aşmadığına inanıyorum.

Gelelim, kitabı neden yazdığım sorunuza…

Uçak olayı öncesine kadar ne kadar yakınlaşmış olursak olalım, Türklerin Rusya ve Rusya hakkında hiçbir şey bilmediğini, en azından çok sınırlı bilgiye sahip bulunduğunu çok uzun süre önce fark ettim. Fark ettiğim başka bir şey daha vardı: Bilirsiniz, bize özgü sandığımız olaylar karşısında “Tabii, burası Türkiye!” ya da “Böyle şeyler sadece Türkiye’de olur” deriz. Oysa aynı durumlarda Rusların da aynı tepkileri verdiğini, “Burası Rusya”, “Bu sadece Rusya’da olur” ya da “Rusça böyle incelikli bir dil işte!” dediğini gördüm, duydum. Dolayısıyla hem Rusya’yı ve Rus toplumunu Türk halkına anlatmak hem de aradaki benzerlikleri göstermek istedim. Elbette oturup tamamen siyasi analizler içeren bir kitap da yazabilirdim ama öyle bir kitap amacıma hizmet etmezdi ve eminim daha dar bir okuyucu kitlesiyle sınırlı kalırdı.

Ayrıca şu da var: Moskova’dayken binlerce haber yazdım, işte Yeltsin şunu dedi, Putin şunu açıkladı, Rus-Çeçen savaşında şu kadar kişi öldü, ekonomik kriz halka şöyle yansıdı, iki ülke başbakanları ne görüştü… türü “rutin” diye tabir edilen gündelik haberler. Ama hiçbir haberi yazarken bu kitaptaki yazılar kadar keyif almadım. Bu yazıları görenlerden de benzer tepkiler aldım.

Yani, karmaşık ve yabancı bir konuyu basit yoldan giderek anlatmaya çalıştım. Takdir okurun.

https://www.youtube.com/watch?v=JTgGtNspCMw

 

Ben özellikle size niçin Rusya olduğunu sormak istiyorum? Siz Türkiye’de iken dış haberler servisindeydiniz, bu dönem içerisindeyken Rusya’ya olan halihazırda bir ilgi ve meraktan bahsedebilir miyiz? Bize Rusya’ya gidiş serüveninizden biraz bahseder misiniz?

Rusya meselesi tamamen bir tesadüf. Önce THA’da sonra Milliyet’te dış haberler servisinde çalıştım. Başlarda Rusya’dan çok Ortadoğu haberlerine ilgi duyuyordum. Gorbaçov’un Sovyet lideri olmasından sonra, yani 1986’da dünyanın gözü Moskova’ya çevrildi. Milliyet’te çok deneyimli gazeteciler vardı, herhalde o dönemde Sovyetlerde başlayan reform sürecini en iyi izleyen gazete Milliyet’ti. Rahmetli Mehmet Ali Birand o sıralarda Brüksel’de yaşıyor ama Moskova’ya sık sık gidiyordu. Gazetecilik açısından çok önemli olaylar yaşanacağını gören Birand şefimiz Metin Çorabatur’a Moskova’ya daimi bir muhabir göndermek istediğini söylemiş ve isim sormuş. Metin de beni önermiş. Ben o sırada Boğaziçi’nde 3.sınıf öğrencisiydim. Aralarında geçen bu konuşmadan iki gün sonra büyük bir tesadüf Birand’la İzmir Havaalanı’na karşılaştık ve uçakta yan yana oturduk, bu konuyu konuştuk. Dünyanın gözünün çevrili olduğu bir başkente gitme düşüncesi beni çok heyecanlandırdı. Birand bana aslında benim aklına geldiğini ama öğrenci olmam nedeniyle gidemeyeceğimi düşündüğünü söyledi. Haklıydı ama Moskova muhabirliği genç bir gazeteciye altın tepsi içinde sunulan bir fırsattı. Hemen üniversiteye gidip bölüm başkanımız Abdullah Kuran’a konuyu anlattım. Sağolsun büyük anlayış gösterdi. Böylece 1989’un ilk ayında Moskova’ya ayak bastım. Saklamaya gerek yok, çok temel bilgiler dışında Sovyetler ve Moskova hakkında hiçbir şey bilmiyordum, tabii dili de ama Birand’ın bana duyduğu güveni boşa çıkarmadım sanırım. Şunu da söylemem lazım, Birand benim Moskova’da daimi görev yapmam konusunda çok ısrar ettiği için Aydın Bey (Doğan) kabul etmişti ve aslında gazete yönetimi bu konuya çok sıcak bakmıyordu ama Moskova haber kaynıyordu, ben de elimden geldiği kadar çok çalışınca durum hemen birkaç ayda değişti. O dönemdeki Genel Yayın Yönetmeni Doğan Heper’in haberlerimi güzel kullanmak, iyi göstermek için özel bir çaba harcadığını, yani emeğimi karşılıksız bırakmadığını ve beni sürekli motive ettiğini de mutlaka söylemeliyim. Ne ilginç bir tesadüf ki, beni Moskova’ya göndererek hayatımı değiştiren Birand, yıllar sonra artık dönmek istediğim ama Milliyet’teki koşulların uygun olmaması nedeniyle dönemediğim bir anda yine yardımıma koştu ve Türkiye’ye dönmemi sağladı.

 

Ben kitabı okurken sizi kah milliyetçi bir Türk vatandaşı olarak kah 21 yıl yaşadığı Rusya’yı ve Rus halkını benimsemiş biri olarak buldum. Gerçekten böyle bir durumdan bahsedebilir miyiz? 21 yıl öncesi ve sonrasında Ruslara olan bakışınız değişim gösterdi mi ya da nasıl değişti?

Bu tespitlerinize kısmen katılırım. Hangi ülke olursa olsun, yurtdışında yaşarken şöyle bir durumla karşılaşıyorsunuz: İnsanlar sizin üzerinizden ülkenizi, ülkeniz üzerinden de sizi yargılıyor, en çok da ikincisini yapıyor. Yani, herhangi bir konuda Türkiye’nin yaptığı bir şey ya da Türkiye’de yaşanan bir olay üzerinden sizinle ilgili yargılara varıyor. Yani, bir olaydan yola çıkarak, “…Siz Türkler” diye lafa başlıyor…Bu aslında Ruslara özgü bir durum değil, hepimiz diğer milletlere karşı ortak önyargılıyız. İşte yabancı bir ülkede yaşarken siz de ister istemez bu önyargıyla savaşmaya başlıyorsunuz. Çünkü hem ülkenizi seviyorsunuz ve haksızlık yapılmasını istemiyorsunuz hem de karşınızdaki kişide Türkiye ile ilgili oluşan olumsuz yargının dönüp dolaşıp sizi vuracağını biliyorsunuz. İşin “milliyetçilik” kısmı böyle.

Ben Moskova’ya gittiğimde 26 yaşımdaydım, döndüğümde ise 47. Yani, yetişkin hayatımın neredeyse tamamını orada geçirdim. Bazen şaka yaparım, “Rusya’ya gençliğimi verdim!” diye…Bu kadar uzun yaşadığınız, dilini öğrendiğiniz toplumun bir şekilde parçası oluyorsunuz. Ama şunu söylemek lazım, Rusya, özellikle Moskova bir yabancı için yaşaması çok zor bir yer. Sadece yabancı olduğunuz için karşılaştığınız zorluklar var. Basit bir örnek. Ben Ulitsa Donskaya, yani Don sokağında oturuyordum, rahmetli Birand’ın da 1980’lerde geldiğinde kaldığı ev. Burasının sahibi UPDK denilen bir devlet kurumu. Her yıl kira sözleşmesini uzatmak için elime bir liste tutuştururlardı. Ne mi isterlerdi? Milliyet’in tüzüğü, ticari sicil kaydı, Milliyet’in o kuruma yazdığı kirayı ödeme garantisi mektubu, bunların Rusça çeviri, apostillenmiş hali vs. Bu anlattığım süreç her yıl birkaç ayımı alırdı. Ne oluyor, alt tarafı kira sözleşmesi uzatıyoruz! Anadolu Ajansı muhabirinden benzer bir şekilde AA’nın tüzüğünü, hem de orjinalini istemişler, “Orjinali Anıtkabir’de” denilince ne yapacaklarını şaşırmışlar!

İşte, hem bürokraside hem de sokakta hayatını zorlaştıran durumlarla çok sık karşılaşıyorsunuz. Tabii bunlar canınızı sıkıyor, moralinizi bozuyor, içinizde olumsuz duygular yeşermeye başlıyor. Diğer yandan dışarıdan bakmayı başardığınızda bu davranışların hepsinin bir nedeni olduğunu görüyorsunuz, mesele hak vermek vermemek değil ama hepsinin kendine göre bir açıklaması var. İşte ben de kitapta sadece Rusların nasıl davrandığını değil, neden öyle davrandığını da anlatmaya çalıştım.

İlk gittiğimde orası ile ilgili hiçbir şey, özellikle de dilini bilmediğim için nereden nereye geldiğini söylemem zor, yani zaman içinde tanıdım. Ama başlarda tahmin ettiğimden zor ve karmaşık bir toplumla karşılaştığımı itiraf etmem lazım.

 

Bir Rus’un sevgisini kazanabilmek için ‘saygı gösterme’ ve ‘samimiyetine inandırabilme’ diye 2 şart koymuş olduğunuzu fark ettim kitapta. Siz bu sevgiyi kazanma yolunda neler yaşadınız? Bulunduğunuz süreçte Rus insanları ile ilgili aklınızda özellikle kalan enteresan bir anınız varsa anlatabilir misiniz?

Tabii bir de olmazsa olmaz “Rusça bilme” koşulunu eklemek lazım. Demin Rusya’nın yabancılar için zor bir ülke olduğunu söyledim ama Rusya Ruslar için de zor bir ülke, bunu da göz ardı etmeyeyim.. Devlet vatandaşının her şeyine karışıyor ve onlar adına kararlar alıyor. Bence Rusya’da sisteminin özü, devletin vatandaşının hayatını zorlaştırarak, bezdirerek devletin tartışmasız üstünlüğünü kabul etmesini, böylece herhangi bir muhalefete kalkışmasını en baştan engellemeye dayanıyor. Yani, kendinizi o kadar ezik, güçsüz ve çaresiz hissediyorsunuz ki, hiçbir konuda itiraza yeltenmeye cesaret edemiyorsunuz. İronik olan şu, devletin böyle davrandığı vatandaşlar, tepki olarak birbirlerine, daha doğrusu tanımadıkları insanlara da aynı şekilde davranarak gizlice intikam almaya çalışıyor. Zaten bu konuda da kitapta bir yazı var.

Sorunuza dönecek olursam, devlet tarafından değersiz hissetmeleri sağlanan insanlar doğal olarak birilerinden saygı görmeyi bekliyor. Bu konu bu yüzden önemli. Samimiyet ise, size güven duymalarını sağlıyor. Yani, tanımadığı ve dolayısıyla güvenmediği insan için kılını kıpırdatmayan bir Rus’un, eğer onu manevi olarak fethedebilmişseniz, sizin için yapmayacağı şey yoktur. Açılmaz sanılan kapıları bu yolla açabilirsiniz. Tabii bu yakınlaşmanın yolu kimi zaman içki sofrasından geçiyor! Ruslar içmeyene, az içene ya da içer gibi yapanlara sinir olur! Bu nedenle, zaten içkiye karşı özel bir ilgi duymayan ben gündüz garip saatlerde, hem de aç karnına bayağı bir eziyet çekmek zorunda kaldım! Diğer yandan Ruslar çok konukseverdir, bunu Moskova’da da gördüm, Rusya’nın gittiğim diğer köşelerinde de.

 

Moskova’dan döndükten sonra “Medya Günlüğü” adlı bir medya eleştiri sitesi kurdunuz. Bu projenizden biraz bahseder misiniz?

Moskova’dan Milliyet’e döndüm ama benim yetiştiğim gazete artık yoktu, farklı bir gazetecilik yapılıyordu. Bunun üzerine 2011 ortasında, yani satışının ardından gazeteden ayrılmaya karar verdim. Türkiye’deki gazetecilik koşulları nedeniyle o anda artık mesleğe nokta koymak geçiyordu aklımdan. Fakat Moskova’da 21 yıl geçirince Rusya konusu sizi bırakmıyor. Ben gazeteciliğe başladığımdan beri dış haberciyim, iç politikadan, hele hele iç politika yazmaktan hiç hoşlanmıyorum. Diğer yandan, şöyle düşündüm: Bu kadar yıllık gazeteciyim (şu anda 33 yıl), köşeme çekileceğime, meslekte kendimce edindiğim tecrübeleri bir şekilde aktarmalıyım. Böylece Medya Günlüğü fikri doğdu, medya eleştirisi yapan, aynı zamanda benim gerektiğinde Rusya ile ilgili düşüncelerimi paylaşabileceğim bir mecra. Zamanla Medya Günlüğü, herhangi bir konuda söyleyecek fikri olan ama yayınlama olanağı bulamayan insanların farklı konulardaki görüşlerini de paylaştığı bir yer haline geldi, yazar sayısı 25’e yaklaştı. Şunu vurgulamak isterim, Medya Günlüğü kâr amacı taşıyan bir site değil, zaten bu nedenle özellikle reklam almıyor. Medyadaki yanlışları eleştiren, genç gazetecilere doğruyu göstermeye çalışan ve farklı görüşlere sesini duyurma olanağı vermek isteyen idealist bir site. Sizin aracılığınızla seslenmek isterim: Herhangi bir konuda, siyaset olsun, ekonomi olsun, kadın sorunları olsun, sanat olsun, spor olsun yazma ihtiyacı duyan, yazmasını seven ama yayınlama olanağı bulamayanlara Medya Günlüğü’nün kapısı açık.

 

-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 255. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play