Cem Yılmaz Fundamentals’da enteresan kahkaha modellemeleri

Pazar, 20 Ocak 2013 15:30

http://www.youtube.com/watch?v=QqZrMfncFsc

Dipnot Tablet’in “Ters Köşe” adlı bölümünün yazarı Oğuzcan Dilmener bu haftaki yazısından Cem Yılmaz’ın “Fundamentals” filmini değerlendirdi.

Cem Yılmaz Fundamentals… Uzun süredir sinemaya gidecek fırsatım olmaması canımı sıkmıyor değildi aslında. Arkadaşlarıma bu durumdan dert yandım, sonra filmlere baktık. Cem Yılmaz “Fundamentals” gelmiş. Zaten geçen hafta içinde kiminle konuştuysam, “Abi Cem Yılmaz’ a kesin git”, “Oğlum, Cem Yılmaz efsaneydi” ve “Karnım ağrıdı gülmekten, Fundamentals’ e gitmen lazım” cümlelerini duydum. Dedim “O zaman tamam, madem öyle, elimiz mahkum gidicez.” Sevdiğim bir arkadaşımla Taksim’e gittik.

Neyse sinemaya girdik biletleri aldık falan, salona gideceğiz, baya bir kalabalık var. Günlerden Pazar olmasından dolayı “normal” buldum bu kalabalığı. O kadar çok salon, film var, millet gelmiş. Bizim salona gitmek için yukarı çıktım, e baktım kalabalık hiç azalmıyor. “Herkes Cem Yılmaz’ a mı gelmiş ya?” dedim. Arkadaşım güldü, boş bir soruydu zaten. Bu arada şunu da belirteyim, arkadaşım ikinci kez izlemeye geliyor. Benim için fedakarlık yapıyor değil tabi, ne kadar hoşuna gitmişse artık film, ikinciyi izlemek
istemiş. Yaklaşık 10 dakikalık bir itiş kakıştan sonra salona girdik, yerimize oturduk.

Şöyle bir etrafıma baktım; genç, yaşlı, kadın, erkek.. Herkes gelmiş hakkaten de. Trailer’ lar, reklamlar başladı ve sıra Cem Yılmaz’ a geldi. Böyle de bir garip oldu, gösteride oturup gelmesini beklemek var, bir de böyle sanki normal bir film izlemeye gelmiş gibi
reklamları, trailer’ ları izleyip sonra gösteri izlemek var.

Cem Yılmaz Sana Takarsa..
Gerçekten de komik başladı film. Abisi Can Yılmaz’ a takılarak baya bir güldürdü bizi. “Can Yılmaz, Çin malı Cem Yılmaz gibi. Adamın adını Google’ a yazıyosun, ‘Did you mean Cem Yılmaz?’ çıkıyo.” Değişik bir durum var aslında ortada, sahnede izleyip gülmeye alışmışız ya, şimdi ekrandan izliyoruz, tamam yine gülüyoruz ediyoruz, bakıyorum salonda herkes eğleniyo ama şu değişik: Gösteride seyirciler arasında oturduğumuzda, Cem Yılmaz’ ın bir anda size takılıp bir şey demesi gibi bi ihtimal var. He bu güzel bi yerde, kim istemez orda onunla konuşmayı? Ama takarsa kafayı sana, o biraz sıkıntılı olabiliyo o kadar insan arasında. Hele bi de karşılık ver, böyle ufak bi dalga geçmeye çalış=) Durur mu? Durmuyo, direk 2-3 katı bezdirici cevaplarla geliyo. E şimdi ekrandan izliyoruz, öyle bi ihtimal yok. Aslında onun rahatlığı da var, rahat rahat esneyebiliyosun, saate bakabiliyosun falan. Saçma gelebilir ama gerçekten bu ihtimalin varlığından dolayı Cem Yılmaz’ ın gösterilerine gelmeyen arkadaşlarımı biliyorum. Ufak çaplı travmalar yaratabiliyo bu durum insanlar üzerinde.

Enteresan Kahkaha Modellemeleri
Tabi her şakası herkese komik gelmeyebiliyor, herkes her şakaya diğer insanlar kadar gülmeyebiliyor. Ama bazı anlar vardı filmde, oralarda hakkaten “Gülmekten karnıma ağrılar girdi” lafını yaşadım, hayır bi de film devam ediyo, evde vidyodan falan izliyo olsam durdururum, iyice bi gülerim rahatlarım, sonra tekrar Play’ e basarım. E ulan bu öyle değil ki! Nefes kesiliyo bazen insanda. Bi yerde bi tane İngiliz turistten bahsediyo; şimdi kelimesi kelimesine hatırlayamıyorum ama ana fikriyle şöyle bi durum, işte turist kardeşimiz İstanbul’ a gelmiş, buna soruyolar “Did you like Istanbul?” diye. “Yes” diyo, “I liked Istanbul very much. Everybody is very happy and friendly! There was this cute little truck that was going around and playing the song “Hi Guys!” “Adam, Aygaz tüp kamyonunu belediyenin sağladığı bi hizmet sanmış turistler için. Hee oldu.” Orada öldük hakkaten gülmekten. İkinci kez izlemeye gelen arkadaşım sanki ilk kez izliyor bu arada, baya bi gülüyo. Zaten yanımıza oturan 3 kişilik bi kız grubu vardı, biz kahkaha atıyoruz ama onlardan başka bi ses çıkıyo, bizimki kahkahaysa onlarınki başka bi şey yani, hıçkırık sesleri falan. “Ulan” dedim, “Bunlar gülüyolar mı yoksa bi şey oldu da ağlıyolar mı?” Çünkü hakikaten ikisinin arası bi şey, gözlerinde yaşlar, suratlar domates gibi kızarmış. Bizim koltuk sırası ve arka sıra bi ara komple sustuk, onları seyrettik, anlamaya çalıştık, sonra farkettiler baktılar bize, zorla bi kaç kelimeyi bi araya getirdiler: “Ay-çok komik- ay nefesim kesildi” Sonra biz de koptuk, herkes gülmeye başladı. O an “Ah be!” dedim, “Şimdi gösteride olmak vardı, Cem Yılmaz bunu hayatta kaçırmazdı”

Abime Ne Vereyim?
Her şey komik, iyi, güzel de, bi de bi tane muhabbeti vardı, o bizi bitirdi: Şimdi bazı lokantalara gittiğimizde, hakikaten bazı garsonlar var, menüyü falan hiç sallamazlar, gerçekten de menüye baktmamıza izin vermeden sorarlar: “Ne vereyim abime?” İnsan şaşırıyo tabi, yemek yemeye gelmişsin, bi anda bi adam geliyo sana, bakıyo gözlerine, sonra da diyo ki “Abime ne vereyim?” Elleriyle de masaya tabak koyarmışçasına garip bi işaret yapıyo. Bu durumu anlattığı yerde kafayı yedi bütün salon gülmekten. Müşteri olarak buna gelen cevap da bi soru oluyo tabi haliyle: “Ne vereceksin bana?” “Ne vereyim abime?” “Menüden seçeyim” “Abi bırak ya menüyü, sen en iyisi bana bırak” Bi de ondan sonra her şeyden azar azar ortaya tabak yapma muhabbetimiz var, başka kültürlerde pek eşi benzeri bulunmayan, başka dillerde ifade edilmesi kolay olmayan bi istek bu. Bunu anlattığı yerde tek kelimeyle bittik. Orayı gittiği bi kebapçıda yemek yemesine fırsat vermeden her gelen çalışanın onu öpmesinden kafayı yediğine bağladı, en sonunda fıttırmış tabi Cem Yılmaz, demiş: “Ya bu kadar öpülür mü ya bi adam? Bence biz iskenderi bi kenara bırakalım, biz zaten iskenderi her zaman yeriz, önce sizin işiniz görülsün.”

Baya iyiydi, gitmeyen hakkaten gitsin, acaip kafa dağıtacaksınız, benden size garanti..

Oğuzcan Dilmener

Tags