Cehennem Melekleri 3: İhtiyar Heyetinin Dönüşü

Pazartesi, 25 Ağustos 2014 11:20

Türkiye’nin en iyi sinema yazarlarından Ali Arıkan, Arnold Schwarzenegger ve Sylvester Stallone’un rol aldığı serinin son filmi Cehennem Melekleri 3′ü Dipnot Tablet için kaleme aldı.

Bir maskara ve soytarıya beyaz saçlar ne kadar da yakışmaz…

Dördüncü Henry Bölüm 2: Perde 5, Sahne 2

Seksenli yılların sonlarında Cannon veya Carolco şirketlerinin yaptığı ve Türkiye’deki videocuların el altından verdikleri “mikifilmleriyle” birlikte en fazla kiraladıkları ikinci sınıf aksiyon filmlerini benim neslimin erkekleri hala sevgiyle anar. Doğrusu bunun sebebini şahsen anlamıyorum. O yaşlarda da sadece testosteron üzerine kurulu bu filmleri sevmezdim, onların günümüz türevlerine karşı da bir sempati beslemem. Jean Claude Van Damme, Chuck Norris, Michael Dudikoff ve benzeri bir sürü garip adamın asmak, kesmek, kelle uçurmak noktaları arasında mekik dokuduğu bu kültürel kalıntılar, tarihsel ilgi dışında bir şey cezbetmez.

Arnold Schwarzenegger ve Sylvester Stallone’u ise burada farklı tutmak şart. Seksenli yılların en büyük yıldızı tabii ki Arnold Schwarzenegger’di ama ikinci yıldızı da kesinlikle Sylvester Stallone’du. Tabii aktörleri takım tutar gibi tutmak saçma (estağfurullah) ama ben her zaman Schwarzenegger’i tercih ederdim. Sebebi de hem adamın kendisi sempatikti hem de filmleri Stallone’unkilerden daha eğlenceliydi.

Zaten Arnold Schwarzenegger’i yıllar boyunca Stallone’dan ayırt eden (ve Van Damme, Chuck Norris filan gibi yirmi beşinci sınıf adamlar ve filmlerinden tamamıyla başka bir seviyeye taşıyan) de onun bu mizah anlayışı oldu. Tam anlamıyla dev gibi bir cüssesi olmasına rağmen Schwarzenegger her zaman çok sevimli bir yıldız olmuştur. Aksiyon sinemasının liderlik meşalesini California valisi olduğunda devrettiği Dwayne Johnson’da da belli bir sevimlilik olmasına rağmen, Arnold’ta şeytan tüyü vardır. Terminator’da gelecekten gelmiş katil bir robotu oynadıktan sonra sadece kötü adamları oynaması istenebilirdi ondan. Ama hem Schwarzenegger’in hırsı hem de bahsettiğim sempatikliği onu zamanında dünyanın en büyük yıldızı yaptı.

Cehennem Melekleri 3.2Sylvester Stallone’daysa durum biraz farklı. Tabii herkesin kişisel hayatı kendine ve Arnold’ın da öyle tertemiz bir geçmişi olmadığı ortada. Ama Stallone’da her zaman bir sahtelik olmuştur. Adamla ilgili çıkan dedikodular (mesela setlerde çalışanlara gözlerinin içine kesinlikle bakmamasını emretmesi) ister istemez imajını yıllar boyunca etkiledi. Tabii ki sinema sanatı açısından Schwarzenegger’den daha yetenekli olduğu kesin (ikisi de berbat oyuncular ama Stallone en azından vasatın üstü bir yazar ve yönetmendir). Buna rağmen o ebleh konuşmaları ve her an kafatasından ayrılıp yere düşecekmiş gibi görünen suratı (o kadar ameliyat ve botokstan sonra iyice Eriyen Adama döndü), adamın filmlerinin belli bir nesli çok büyük etkisi altına almasına engel olmadı.

Belki de bu iki oyuncunun başarılarının en büyük sırrı, siyah ve beyazın çok rahat ayrıştığı bir dünyada iyi ve kötünün arasındaki çizgiyi sorgusuz, sualsiz ve tabii ki nüanssız temsil etmeleriydi. 11 Eylül sonrası dünyada renkler birbirine karıştı; grinin çeşitli tonlarında yaşıyoruz hepimiz (hayatımız kötü bir erotik roman anlamında söylemiyorum tabii ki bunu). Ama Arnold ve Stallone’un dünyaya hükmettiği sıralar iş öyle değildi.

Örnek vermek gerekirse, Vietnam Savaşı’nın 1973’te bitmesine rağmen etkileri seksenlerde hala devam ediyordu. Bu sebepten de savaş, özellikle Vietnam filmleri sıklıkla ekranlara gelirdi. (Irak ve Afganistan savaşlarıyla ilgili film sayısı nispeten daha az ve olanlar da genel olarak savaşı arka planda kullanıyorlar) Predator’daki uzaylı avcı canavarla dişediş kapışan Arnold Schwarzenegger’in mücadelesi aslında bir Vietnam analojisidir. Sadece burada Schwarzenegger, Vietnam’ı temsil eder. Ama bu alt metne rağmen, Amerikan subayı olarak hayatta kalan filmin sonunda yine Arnold’dır. Doğru ve yanlış filmde çok bariz ayrılmıştır. Ve doğru her zaman Arnold Schwarzenegger’in yanındadır.

Sylvester Stallone’un filmlerindeyse mesaj kaygısı her zaman çok bariz olmuştur. Rocky 4 ve Rambo 3’de de durum böyledir. Rocky 4’te Ivan Drago’yla maç yapma kisvesi altında Sovyetler Birliği’ne girişen Stallone, Rambo 3’te de tek başına Afganistan’ı Sovyet işgalinden kurtarır. Aslında bu filmler Ronald Reagan’ın Sovyet siyasetinin genel hatlarının iki yönünü temsil eder. Göreve geldikten bir süre sonra Sovyetler Birliğini “Şeytani İmparatorluk” ilan eden ve selefi Jimmy Carter’a göre çok daha yırtıcı bir dış politika izleyen Reagan, Soğuk Savaşı kazanmayı kafaya koymuştu. Fakat Glasnost ve Perestroika süresindeki yakınlaşmadan da yine Gorbaçov’la birlikte o sorumluydu. Zaten Rocky 4’ün sonunda, ona birden hayran olmuş Moskovalılara “ben bile değişirsem herkes değişir” diye bağıran Rocky de buzların erimesini savunuyordu. Ama buzların erimesiyle iki kutup kendi hallerinde yaşamayacaktı. Burada verilen mesaj, Sovyetlerin Amerikan değerlerini kabul etmesinin zorunluluğuydu.

Yani yüzeysel olarak baktığımızda bile Stallone ve Schwarzenegger’in sinemadaki yeri her zaman daha farklı ve – evet – daha kaliteli olmuştur. İşte bu sebepten dolayı da Cehennem Melekleri film serisinin onların altın çağlarındaki “başyapıtlarını” değil de her anlamda iğrenç Van Damme veya Chuck Norris filmlerini örnek almış olması hem hüzün verici hem de garip. Hele bu üçüncü filmde olayın artık iyice vıcığı çıkmış. The Smiths’in şarkısında söylediği gibi “bu espri artık komik değil.”

Tamamı için:

Dipnot Tablet 179. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play