“Cehennem Kapısı” Gazze ve Türkiye!

Pazartesi, 26 Kasım 2012 09:03

Ak Parti lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in Gazze’ye yönelik son kanlı saldırısına sert tepki verirken İsrail ve dünyanın süper devletlerini şöyle eleştirdi: “Dünyanın anlaması ve ellerini vicdanlarına koyarak bunun üzerinde düşünmesi gerekiyor. İsrail bölgede barışı hiçe sayarak bir millete karşı etnik temizlik uyguluyor. Filistin topraklarını adım adım işgal ediyor. Bu işgale karşı meşru savunma hakkını kullanıyor. Tüm Batı’ya sesleniyorum. Kimse İsrail savunma hakkını kullanıyor diyemez. İsrail Ortadoğu’da terör estiriyor. Ben, Birleşmiş Milletler (BM) adaletine inanmıyorum. Birçok karar alındı ama hiçbirini uygulayamadı. BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi var. Suriye konusunda 2 üye olumsuz yaklaşıyor. İsrail konusunda da birkaç üye olumsuz yaklaşıyor. Bu, ne menem şeydir…Üç yol var. Ya elimizle, ya dilimizle mücadele edeceğiz, ya da kalbimizle ‘buğz’ edeceğiz. Biz, bu adımları atmaya mecburuz. Türkiye-Mısır-Katar olmak üzere Suudi Arabistan el ele vermeye mecburuz. BM Güvenlik Konseyi’ndekilerin ağzına bakarak adım atacak olursak halimiz perişan. Bugün onlara, yarın bize. Öleceksek adam gibi ölelim….Ey ABD, Batı ve Çin size sesleniyorum. Güvenlik Konseyi’nin tamamen reforme edilmesinin gereğini düşünüyoruz…”

Olaya bu açıdan yaklaşırsak, Başbakan’ın taleplerinin mevcut dünya dengeleri ve şartları açısından ne kadar gerçekçi, diğer ifadesiyle ne ölçüde reel politikaya uygun olduğunu irdeleyeceğiz.

1. Başbakan, Suriye’ye yönelik müdahaleci tutumu nedeniyle son zamanlarda Arap kamuoyunda neredeyse yarı yarıya düşen popülaritesini, Gazze saldırısına sert tepki göstermesi sayesinde yeniden dengelemesini bildi. Herkesten alkış aldı. Alkışlamayanlar ve karşı çıkanlar ise, “doğru söze ne denilebilir ki amma ve lakin?” türünden bir suskunluğa büründüler.

2. Başbakan ajit-prop yahut “kamu-halk diplomasisi” denilen yöntemde başarılı gözüküyor. Coşuyor ve coşturuyor.

3. Bu özelliklerine rağmen Başbakan ve dışişleri kadrosunun, Ortadoğu’daki gelişmeleri ve son Gazze olayı bir bütünlük içinde yani jeo-politik ve jeo-stratejik düzlemde inceden inceye değerlendirdiğini söylemek zordur.

4. Son 48 saat içinde tarayabildiğim Arap, Batı (Amerikan ve İngiliz) ve Türk gazetelerinde, Başbakan’ın duygusal (ve halkı) eleştiri ve taleplerini doğrulayabilecek satırlar görmedim. Tersine, Erdoğan’ın söylemlerindeki çelişkilere ve çifte tutumlara dikkat çekilmişti. Sözgelimi Başbakan hayranı sayılan El Quds el Arabi gazetesinde, Mısır-Katar-S. Arabistan ve Türkiye’nin hem kendi aralarında ittifak yapma hem de Batı’ya rağmen harekete geçme ihtimalinden kuşku duyulan önemli analizler yer almıştı. Gazetenin başyazarı Abdülbari Atwan, aralarında Ahmet Davutoğlu’nun da bulunduğu 9 Arap dışişleri bakanının Gazze’ye ziyaretini, adeta kabristana ziyaretine gidenlerin ağlama gösterisine benzetmiş ve şöyle demişti. “Bize boş laf göndermeyin, asker gönderin!” Suriye muhalefetine onca para ve silah gönderen petrodolar şeyhliklerinin, Gazze’ye silah vermemesi nasıl açıklanabilir?

5. Benzer bir tutum, Suudi Arabistan siyasetine bağlı el Şarq el Awsat gazetesinde göze çarpıyor. Makale ve yorumlara sinen ruh şudur: ABD İsrail’i asla gözden çıkaramaz ve koşulsuz desteklemekten vazgeçmez. Bu nedenle Türkiye-Mısır-Katar ve S. Arabistan’ın güçbirliğinin gerçekleştiği varsayılsa bile, bunun ABD ve Batı’yı ikna etmeye daha doğrusu, ABD’nin İsrail’e karşı Filistin ve Araplardan tutum değiştirmesini sağlaması imkansızdır.

6. El Quds El Arabi, bu ittifaka dair bir yorumunda, “Türkiye’nin rolü henüz sınanmıştır; dolayısıyla başarı derecesi kuşkuludur. S. Arabistan, zaten buna destek vermekten kaçınıyor. Katar, S. Arabistan ile rekabet halindedir. Mısır, bir savaşı göze alabilecek durumda değildir; kendi problemleriyle meşguldür” diye yazdı. Bu durumda, Başbakan’ın “öleceksek, adam gibi (sayılan Arap ülkeleriyle) ölelim” sözü reel politikaya uymuyor.

7. El Şarq el Awsat gazetesi, “İsrail’in bu saldırısı, esasında hem Başbakan Bünyamin Netanyahu’ya kazandırdı, hem de son dönemlerde HAMAS yönetimindeki ayrılıklarda geri plana itilen Halid Meşal’i, neredeyse örgütün liderlik makamına taşıdı. İsrail ile Hamas yönetimi kazandı; arada Filistinlinin kanı heder oldu. Ya süphanallah, bu ne iştir?” tespitini yaptı.

8. Lübnan’daki El Sefir gazetesinde ise, “Türkiye Filistin lehine böyle hamaset yapıyor, acaba bunun altında, Hamas’ı hizaya getirmek ve bu arada Türkiye’nin İsrail ile yeniden irtibat kurma niyeti olmasın” yönünde kuşku belirten makale yayımlandı.

9. İsrail, bu ateşkes meselesinde Mısır’ın sadece arabulucu değil; tam anlamıyla görüşmenin üçüncü tarafı (bir anlamda garantör devlet) olmasında ısrar etmiş ve bu şartını kabul ettirmiş. Yani Türkiye’nin rolü geri planda kalmış oluyor.

Mavi Marmara olayında sonuç alma konusunda, başta ABD olmak üzere Batılı dostlarından bu konuda destek yerine ayak oyunu görebilen Türkiye’nin, Filistin konusunda Batıya yönelik çağrı, eleştiri ve hesap sorma meselenin son derece problemli olduğu ortadadır.

10. Başbakan’ın şikayet ettiği BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden ABD, Fransa ve İngiltere AKP hükümetini destekleyen devletlerdir. BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail aleyhine alınan kararları veto eden, İsrail saldırılarını haklı bulan bu ülkelerdir. Çin ile Rusya, İsrail saldırganlığına öteden beri hak vermediler. Demek ki, kime baskı ve kime çağrı yapılması gerektiği konusunda Başbakan net bir görüşe sahip değildir. Daha önemlisi, Başbakan’ın BM kurum ve kuruluşlarını değiştirmek üzere dayandığı Arap ülkelerinin çoğu Amerika ve Batı’nın sözünden asla çıkamayan; tersine, onun saldırganlıklarına üs olan yönetimlerdir. AKP hükümeti de, ABD ve Batı’nın jeopilitik ve jeostratejik siyasetlerini benimserken; onlara neden ve nereye kadar kafa tutabileceği, sorgulanması gereken ciddi bir meseledir. O halde neyi, kiminle değiştireceksiniz?

Hala Cehennem Kapısı sayılan Gazze’de beklemedeyiz; Araf olur mu, bilemiyorum.

Faik Bulut