‘Caz zengin veya entelektüel müziği değildir!’ Elif Çağlar Dipnot’a konuştu

Salı, 17 Eylül 2013 09:50

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Dipnot/Özel-Son zamanlarda Birsen Tezer, Jülide Özçelik, Elif Çağlar, Ceylan Ertem, Sibel Köse ve daha sayamadığımız birçok isim ile caz dinler olduk hem de bu ülkede “Caz yapma!” diye bir deyim olmasına rağmen.

Siyahların müziği olarak bilinen caz, ilk olarak Afrika’dan getirilen kölelerin Amerika’nın güneyindeki pamuk tarlalarında ve demiryollarında çalışırken söyledikleri şarkılardan doğdu. Doğaçlama-atışma olarak söylenen bu şarkılar genellikle kötü koşullarda çalışmak zorunda kalan kölelerin duygularını dile getiriyor ve belirli bir çalışma temposu sağlıyordu.

Halktan doğan bu müzik türünün Türkiye’deki algısı ise bambaşka: “Halka hitap etmeyen”, “Zenginlerin müziği”, “Müzikal mastürbasyon”…

Bu algının son yıllardaki değişimi ise görülmeye değer. Televizyonlarda görmediğimiz, hatta klipleri olmayan şarkıları ezbere bildiğimiz, konserlerine gitmek için gün saydığımız birçok caz kadın vokalisti kulaklarımızda güzel bir tat bırakmaya başladı ve caz müziğini kalbur üstü kesimden halka açtı. Anlamadığımız şey ise biz mi caz dinlemek için kıvama geldik yoksa onlar mı fark yarattı?

Biz de bu soru üzerinden yola çıkarak Elif Çağlar, ile caz müziği ve hayatları üzerine, Türkiye toplumundaki caz algısına, son zamanlarda caz müziğine olan ilgiyi, bir caz sanatçısının ne okuyup ne dinlediği üzerine konuştuk;

Caz yapıyorsunuz ama çok popülersiniz. Bunu biliyor musunuz? Nasıl oluyor bu? 

Popüler olduğumu düşünmedim hiç açıkçası. İnandığı müziği yapan sayılı müzisyen var zaten, onlar da hangi tarzı icra ederse etsin eğer yaptıkları işte özgünlüğü yetkin ve samimi şekilde sunabiliyorlarsa, klişelerden sıkkın kulakları çekiyorlar kendilerine.

Kimsiniz? Biraz kendinizi anlatır mısınız bize? Ne okur, ne izler, ne dinlersiniz?
Kim olduğumu çözmeye çalışıyorum hala. Ama somut bilgiler isterseniz, müziğe, ailesine ve dostlarına hayatta her şeyden çok önem veren, inandıklarının peşinden sonuna kadar giden kendi halinde bir insanım. Kitap-müzik-film konusunda da; gerçek hikayelerdense kurguyu tercih ederim, elektronikten klasiğe her tarz müzikle ilgilenmeye çalışırım ve tercihen animasyonları, bağımsızları, korku ya da fantastik öğeler içeren filmleri severim.

Bu kadar popüler olduğunuzu fark etmeye başladığınızda ‘vay be caz dinleyen de varmış’ dediniz mi? Ya da şöyle soralım, caz dinleyen kitlenin bu kadar çok olduğunu düşünmüş müydünüz?
Benim albümümde etkilendiğim ve dinlediğim diğer tarzların aromaları olduğu için, hiç caz hayranı olmayanlar da konserlere gelir oldular ki defalarca bu itirafı duydum dinleyicilerden. Ama doğaçlama içeren müziklere alışılmaya başlanıyor, bu iyi bir başlangıç, caza ve diğer özgün türlere ilgi artıyor, çalışacağız ve daha da artacak.

Albümünüz sadece İngilizce şarkılardan oluşuyor. Neden İngilizce söylüyorsunuz?
Ben bunu hiç sorgulamadım, lisede de, sonrasındaki caz eğitimimde de hep İngilizce söylüyordum, çalıştığım kimse “Türk’sün, sadece Türkçe söylemelisin” diyecek kadar dar kafalı değildi. Tüm samimiyetimle, neye alışıksam, nasıl rahat hissediyorsam öyle sunmam gerektiğini düşündüm ilk albümümü. Hata yaptığımı ve daha büyük bir kitleye ulaşmak istiyorsam en azından birkaç Türkçe parça koymamın mecburi olduğunu düşünen çok kişi oldu. Onlara insanları kategorize edip sınırlandırmamalarını ve zaten 100 kişi de dinlese mutlu olacağımı söyledim hep. İyi ki kaygıların beni şekillendirmesine izin vermemişim diyorum hala. Bir de anlamıyorum, neden başka dillerde söylemek hassas bir konudur ülkemizde? Düşünülmeli biraz. Derin bir konu aslında.

Bugüne kadar cazın Türkiye’de daha az dinleniyor olmasının sebeplerinden biri de cazın sıradan halkın değil de daha eğitimli, daha zengin, daha entelektüel bir kesimin müziğiymiş gibi düşünülmesi, hissedilmesi, anlaşılmaması olabilir mi? Bu algıyı ne yarattı?
Eğer bütün kanallarda içeriği olmayan fabrikasyon müzikleri defalarca duyarsanız, radyolarda sadece belli tarzların popüler isimlerine maruz kalırsanız ve cazla bağlantınız bir film sahnesindeki şık kadının karizmatik adamla şampanya içtiği sahne olursa maalesef böyle bir algı oluşuyor. Bu algının elbette başka kökleri de var fakat tartışması uzun. Ayrıca sürekli tekrarlanan armonileri ve benzer melodileri içeren tarzları dinlemiş biri için yeni seslerden keyif almak zaman da alabilir ve o kişi bununla uğraşmak istemeyebilir. İşte bu noktada da daha geniş kapsamlı kavramlara, tartışmalara gidebiliriz. O yüzden fazla yayılmadan şöyle diyeyim; caz zengin veya entelektüel müziği değildir. Gelişiminin önemli bir kısmını batakhanelere sokaklara vs. borçlu olan bir isyan müziğidir. Şekilci günümüz dünyasında başka paketlere de sokulmaktadır ve o paketler gerçek “caz” ruhunu içermez. Bu bilgiler ışığında caza bir şans daha vermek isteyenler için de internet gibi kolay ve rahat bir çözüm vardır. Çekinmeyiniz derim.

En çok etkilendiğiniz isimler kimler?
Ella Fitzgerald’den girip Aphex Twin’den çıkacak kadar geniş bir liste olur bu. O kadar çok isim var ki her ekolden…

Türkiye’de özellikle son dönemde gerek caz müzisyenleri gerek caz vokaller olsun, ciddi ve kaliteli bir artış var. Jülide Özçelik, Birsen Tezer, vs… Neye bağlıyorsunuz bunu?
İnternet ile birlikte kolaylaşan (ve çoğalan) tanıtım ve dağıtım kanallarının da verdiği cesaretle, ticari kaygılar taşımaksızın sadece inandığı müzikleri yapan müzisyenler artık art arda üretiyor ve paylaşıyorlar. Dinleyicilerin de önemli bir kısmı sıkıldı birbirine benzer şeyler dinlemekten. Çoktan olması gereken buydu, bundan sonra da artarak ilerleyecek, durmayacak.

Çağla Gillis

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ