ÇAPULCULAR MARŞI Cüneyt Özdemir yazdı

Cumartesi, 15 Haziran 2013 16:30

 

2 dakikalık bir video beni bitirdi.

 

Ne zaman dinlesek benim ve eşimin gözleri doluyor. 14 aylık oğlum kucağımdayken ellerini sevinçle çırpıyor. Bir grup gencin Gezi Parkı Barikatlarında söylediği ‘Duyuyor musun Sesi?’ adlı şarkısı benim içimde büyük bir kırılmanın milli marşına dönüştü. Sefiller müzikalinin finalinden uyarlanan bu şarkıyı arka arkaya dinliyorum.

 

Tek tek söyleyen gençlerin yüzlerine bakıyorum.

 

Hikayelerini düşünüyorum. Annelerinin babalarının bu gencecik pırıl pırıl çocuklarla nasıl övündüklerini gözümde canlandırıyorum.

 

İleride oğlum ne iş yapar nasıl bir hayatı olur bilmiyorum ama olacaksa ‘bu gençlerin arasında olsun, bu koroda, bu umutla şarkı söyleyen gençlerden biri olsun, bir ağaç için barikat kurup günlerce parkta yatacak kadar cesur olsun yeter’ diye içimden geçiriyorum.

 

İzninizle sizinle biraz dertleşmek istiyorum.

 

Dün bir okurumuzdan Gökhan Arslan’dan birkaç Radikal yazarına hitaben bir veda mektubu aldım. Yıllardır okuduğu Radikal’e veda ettiğini söylüyordu. Gezi Eylemlerindeki Radikal’in tutumunu yeterince ‘radikal’ bulmadığını gerekçe olarak gösteriyordu. Kendisine kısa bir veda cevabı yazdım. Radikal’in son olaylarda gerçekten hakkıyla bir sınav verdiğini ama artık normal bir gazetecilğin bile kimseyi tatmin etmediğini anlattım. ‘Canının sağ olmasını’ söyledim teşekkür ettim.

 

Vedalaştık ayrıldık anlayacağınız.

 

Gezi Eylemleri benim gibi yıllardır anaakım medyanın içinde tutunmaya çalışan bir gazeteci için mesleğim adına büyük bir hayalkırıklığı yaşattı.

 

Belki yılların biriktiği bir mesleki kırılmanın fay hattına burada denk geldim.
Yıllardır bir dantel gibi örmeye çalıştığım mesleki bütün umutlarımı bir flikaya bindirip küreklerini alıp bilmediğim açık denizlere yolladım.

 

Bundan sonra başına ne gelir bilmiyorum.

 

Artık çok da umurum da değil itiraf edeyim.

 

24 yıldır anaakım medyada gazetecilik yaparken hedefim hep her kesime eşit mesafede durmak oldu.

 

Takım tutar gibi siyasi parti tutmadım, itiraf edeyim zaten takım tutmayı da hayat boyu pek beceremedim.

 

Anaakım medya yani büyük kitlelere ulaşılan bu medyada her zaman sesini duyurmak isteyen birileri için var olmamın önemine inandım.

 

Yıllar önce rahmetli Meral Okay ‘Prime Time’da vicdanlı bir sesin Türkiye’ye seslenmesi önemli sakın bunu bırakma’ dediğinde yaptığım işin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha duyup, şaşırmıştım.

 

Yıllardır içgüdüsel yaptığım bir işin ilk kez böyle bir tarifini duymanın şaşkınlığıydı bu…

 

Gezi olaylarında medyanın genel olarak aldığı tutum ile istemesem de ellerimle kurduğum bu paradigma kulesi sessizce üzerime yıkıldı.

 

Anaakım medya çöktü.

 

Öbjektif haber veremeyecek bir duruma geldi.

 

Bunca yıl sonra ilk kez bir gazeteci olarak başım öne eğildi.

 

Gezi Parkında o Çapulcular korosunda şarkılar söyleyen bu pırıl pırıl gençler içimde bastırdığım bambaşka bir özgürlük hareketini ayaklandırdı.

 

Adlarını bilmediğim, hayatımda hiç görmediğim bu gençler benim içimde farklı bahanelerle kurduğum korku duvarlarını yıkmama yardımcı oldular.
Sağolsunlar.

 

Belki onların bundan haberleri yok, bu yazıyı çoğu okumayacak.

 

Varsın olmasın…

 

Gezi Parkı sadece gidip görenler için değil kilometrelerce uzakta yaşanan olayları izleyenler, şarkılarını dinleyenler için de bambaşka bir ilhamın kapısını araladılar.

 

Sırf bunun için bile,

 

Teşekkürler Çapulcular.

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ