Bu Kelebek Oscar’ı Rüyasında Görür! Ali Arıkan yazdı

Pazartesi, 9 Eylül 2013 12:03

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Son günlerde ağızlardan düşmeyen tek bir soru var: Kelebeğin Rüyası Oscar’ı alır mı? Cevabı baştan vereyim: Hayır. Yılmaz Erdoğan’ın filmi, Türkiye’nin adayı olarak ön seçmelerine gönderdiği En İyi Yabancı Film Oscar ödülünü almaz. Alamaz. Hatta son dokuza bile kalmaz, kalamaz. Filmle ilgili düşüncelerimi bir yana bırakarak, objektif bir bakış açısıyla ve rahatlıkla söylüyorum bunu. Kelebeğin Rüyası Oscar’ı ancak rüyasında görür.

En iyi yabancı film Oscar’ına giden yol zorluklarla dolu. Ödülün galibi, Amerika Birleşik Devletleri haricinde yapılmış ve yarısından fazlasında İngilizce’den farklı bir lisan konuşulan filmler arasından seçiliyor. Geçen sene toplam yetmiş bir ülke film göndermişti ki bu bir rekordu. Bu sene de o civarda katılım bekleniyor. Sonra gönderilen filmler arasından Ocak 2014’te Amerikan Film Akademisi’nin (AMPAS) Yabancı Film Komitesi dokuz film seçiyor. Bir ay sonra tüm adaylar açıklandığında ise bu liste beşe iniyor.

Galiba daha önce de anlatmıştım. Bir zamanlar bürokrat Ankara’da birçok kişinin anne ve babasının olduğu gibi benim annem ve babam da solcuydu. Seçim akşamlarının da bu nedenle ayrı bir ritüeli vardı bizim evde. Yılbaşı gecesi gibi annem sabahtan yemekleri hazırlamaya başlar, babam rakıları soğutur, oluşacak kalabalığa göre sofrayı kurardı. Kendimi bildiğim seksenlerin ortalarında sonuçların alınması gece on bir, on ikiyi bulurdu. Doksanların başından itibarense sonuçlar gece on gibi aşağı yukarı belli olurdu. Her seçimde temennilerine uygun beklentileri olan ev halkı ve misafirler içinse sonuç daima hüsran olurdu; bugün gibi hatırlıyorum yüzleri, hepsi bozuk. Ben de ilk defa böyle bir seçim gecesinde, sonradan Yeni Demokrasi Hareketi’nin Ankara il başkanı olan rahmetli Bahri Gevrek’ten duymuştum. “Arkadaşlar, biz temenni ile tahminlerimizi karıştırırsak daha çok bozuluruz.” İşte Oscar’lar da Türkiye’de nedense, bizim evdeki eski seçimler gibi temenni ve tahminlerin birbirine karıştırıldığı bir olay haline geldi. Bilip bilmeyen ağzına bir “Akademi” lafı dolamış, atıyor da atıyor. Kuyunun dibindeki kurbağa, gökyüzünü kuyunun ağzı kadar zannedermiş. Doğru dürüst dil bilmeden, yazılanları okumadan, irtibat ve arkadaşları olmadan, oturdukları yerden atan, tutanlara inanmayın.
Kelebeğin Rüyası neden Oscar’ı alamaz peki? İlk başta isimden kaybediyor. Kelebeğin Rüyası ismini duyunca, af edersiniz bu işin “puştu” olmuş bir sürü insan, yavan, manipülatif, matbaadan çıkmış doğum günü kartı edasında bir film olduğuna düşünüyor. Zaten bu işi bilenler de artık tüm dünyada geyik mertebesine ulaşmış binlerce yıllık Tao hikâyesine burun kaldırır. Diğer filmlerinde de olduğu gibi, Yılmaz Erdoğan’ın itinayla örülmüş sahte ve samimiyetsiz naifliği sadece Türkiye’de iş yapar.

Onun dışında film, AMPAS’ın son yıllarda tercih ettiği filmlerin mantığına zıt. Yerellikte evrensellik tabii ki bulunur ve hatta AMPAS bunu sever. Ama Erdoğan’ın filmi mesaj vereyim ve Cumhuriyet’e çakayım diye iş mükellefiyeti kanunundan tut köy enstitülerine bir sürü detay içerdiği için kayboluyor. Zaten filmin, zorla kömür madeninde çalıştırılan köylülerle soykırımda yitip giden Yahudiler’le en azından görsel olarak denklik kurması da Los Angeles’takilerin hiç hoşuna gitmeyecektir.

Onun dışında filmle direkt alakası olmayan da faktörler var. O da aynı ödül için yarışacak diğer filmler. Daha kesinleşmedi ama Ashgar Farhadi’nin yeni filmi “Geçmiş”i İran aday aday olarak gösterirse kesin son beşe kalacaktır. Ha keza Hindistan’ın “The Lunchbox” filmi ki beş, altı aydır konuşuluyor. Danimarka’nın İstanbul Film Festivali’nde gösterilen “The Hunt” filmini aday gösterdiği açıklandı. Ona da şans veriyorum. Onun dışında Almanya, İtalya, Avusturya ve Japonya’nın filmleri de yine çok ses getiriyor. Onlar varken Kelebeğin Rüyası’nın son dokuza kalması bile imkansız.

Türkiye’den bir yönetmenin Oscar kazanmasını çok isterim. Bir Türk filminin bu şekilde taçlandırılması beni inanılmaz mutlu edecek. Ama sanat spor değildir. Sadece Türkiye yapımı diye bir filmi koşulsuz destekleyemem. Fakat biraz önce açıkladığım sebepler filmle ilgili görüşümle bağlantılı değil. Gerçekleri söylüyorum. İnanıp inanmamak size kalmış.

Not: Konuyla ilgili Perşembe günkü yazısında Cengiz Semercioğlu, “aday adayı olmak bile çok önemli” demiş. Zaten ülke olarak biz aday gösteriyoruz. Neden önemliymiş anlamadım doğrusu. Körler, sağırlar…

Ali Arıkan

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ