Bot İnsanları Rohingyalılar

Çarşamba, 3 Haziran 2015 15:14

İkinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında başlayan Soğuk Savaş döneminde çalkantılı bir siyasi dönem yaşayan Myanmar’da Müslüman azınlığa yönelik sistematik saldırılar 1962 askeri darbesinden sonra vahşet boyutlarına ulaştı. Sonunda ülkedeki en tartışmalı Müslüman azınlık grubunu oluşturan Rohingya halkını illegal ilan edip onlara yapılan her türlü saldırıyı meşrulaştıran ‘1982 Vatandaşlık’ kanunu tüm ihlallere yasal bir kılıf oldu.

Ancak 2000’lerin dünyasına gelindiğinde gerek iç ve dış baskılar ve gerekse 21. yüzyılda askeri cunta hegemonyasını devam ettirmenin zorluğu, Myanmar’daki askeri idareyi yeni yöntemler bulmaya itmiş görünüyor. Bu amaçla 2010 yılında yapılan hem şaibeli ve hem de hukuk açısında çok fazla antidemokratiklik özellikleri taşıyan seçimlerin ardından dünün cunta komutanları seçimden sonraki süreçte kıyafet ve isim değişikliğinin ötesine geçmede epeyce bir yavaşlık göstermiştir.

Bugün Güney Asya kıyılarında mülteci trajedisi olarak ele aldığımız trajediyi elbette sadece 2012 ve 2013 yıllarında en yüksek seviyeye ulaşan olaylardan itibaren anlamak yetmez. Ancak bu tarihlerde yaşanan süreç daha öncekilerin bir özeti gibi olduğu ve yavaş da olsa demokrasiye geçişin yaşandığı bir ortamda gerçekleştiği için bu yaşananları iyi anlamak gerekmektedir. İddiaya göre iki Rohingya Müslümanı bir Budist bayanı kaçırıp tecavüz ettikten sonra katleder ve sıradan bir asayiş sorunu taze demokrat cunta idaresinin ve kontrolündeki medyanın kışkırtmasıyla toplumsal bir hesaplaşmaya dönüştürülür. Yaşanan toplumsal linç kampanyalarında olayla alakası olmayan insanlar ceza çekmeye başlarlar. Olayı ne kadar vahşi gösterebilirlerse öldürme, katliam ve tecavüze motive edilmiş kalabalıkların taşkınlıkları o derece kapsamlı ve haklı (!) hale getirilmiş olacaktır.

arakan5Olayın kendisi ayrı bir tartışma konusu olsa da, cunta rejiminin bu açıklamaları ve sonrasında yapılan adalet katliamları aslında olayın nasıl bir biçimde tırmandırılacağını gösteriyordu. 1942’den bu yana yaşanan Müslüman azınlığı ezme ve ayrımcı uygulamalar, yeni bir strateji ile meşrulaştırılmaya başlamıştı. Bundan böyle gidişat, eski askeri elitlerin demode yöntemleri yerine, yeni konsepte uygun bir şekilde yeni planların uygulamaya koymasından başka bir şey olmadığı apaçık anlaşılmaktaydı. O da, toplumsal hesaplaşma süsü vererek istenmeyen grupların tasfiye edilmesiydi.

Nitekim, takip eden günlerde Rohingya halkı, öldürmeye programlanmış, akılları başlarından alınmış kalabalık güruhlarca toplu bir şekilde cezalandırılmıştır. Öncelikle, takip eden günlerde Müslümanların tamamının tecavüzcü gibi göstermek üzere bir algı çalışması başlatılmış ve organize çeteler bu konuda alınacak önlemlere ilişkin broşürler dağıtılmıştır. Masum kadının öldürülmesini takip eden 5 gün içinde Rakine çeteleri yolculuk yapmak üzere bindikleri otobüsü durdurup içindeki 10 Müslümanı vahşi bir şekilde katledilmişler, ardından bu olayı protesto etmek isteyen Müslüman gruplara karşı linç girişimleri yapılmıştır. Tüm bu girişimler devlet destekli olarak yapılmış ve devletin yayın organlarında Müslüman göstericiler anarşist ve ırkçı ifadelerle aşağılanmıştır. Olaylar sonucu takip eden günlerde ve aylarda binlerce insan ülkelerinden kaçmak durumunda kalmış, yüzlercesi canlı canlı yakılmış, onlarcası sopalarla öldüresiye dövülmüş, evleri ve camileri yakılmış, mallarına el konulmuş, kadın ve kızlara tecavüz edilmiştir. Bangladeş ve Myanmar sınırında akan Naf nehrinden Bangladeş’e geçmek isteyen birçok kadın ve çocuk ya boğulmuş ya da sınır birliklerinin açtığı ateş sonucunda hayatlarını kaybetmiştir.

Bir tecavüz hadisesi, yeni konsepte biçimde toplumsal cinnet seansına dönüştürüldüğü için, Arakan eyaleti içindeki köy ve kasaba ve şehirlerde yaşayan on binlerce insan çıkan çatışmalarda geçim kaynaklarını sağladıkları mallarını, evlerini ve iş yerlerini kaybetmişlerdir. 2012 yılından beri evleri yakılmış yıkılıp olan bu insanlar, çoğunluğu Sittwe’de oluşturulan uygunsuz ve alt yapıdan yoksun, 8-10 ailenin neredeyse iç içe yaşamaya zorlandığı kamplarda hayat mücadelesi vermektedirler. Sayıları 130 bini aşan iç göç mağdurları için tahammülü zor bir yaşam başlamıştır.

Saldırılar esnasında planlı korkunç olaylar yaşanmış, kimlikleri inkâr edilen bölge halkının vatandaşlık belgeleri yakılmış ve kendilerini ifade edebilecekleri her türlü bilgi ve belge yok edilmiştir. Resmi rakamlara göre olaylar sırasında ölenlerin sayısı bir hayli az gösterilmektedir. Burada askeri cuntanın, paramiliter grupları kullanarak azınlık ve güçsüz bir dini gruba yönelik uyguladığı “soykırım” siyaseti, Budist sivillerin toplumsal bir reaksiyonu olarak yansıtılmaya çalışılmakta ve adeta askeri birliklerin gözetiminde yürütülen katliamlar sıradan sokak olayları olarak lanse edilmektedir.

O tarihten itibaren çok zor koşullarda yaşamaya mahkum edilen, aşağılanan, dilenci haline getirilen ve adeta ülkeden kaçmaları için her türlü zorbalığı yapmaktan kaçınmayan bu insanların için ters orantılı olarak ülkeden kaçmaları için kirli oyunlarla ülkeden kaçmalarının yolları açılmıştır. Ülkeyi terk etmemeleri halinde canları, malları ve eş ve çocuklarının tehlike altında olacağı her fırsatta bu insanlara hatırlatılmıştır. Askerlerin kadın ve kızları zorla alıkoyup günlerce tecavüz etmeleri, itiraz edenlerin öldürülmeleri, rüşvet, sahtekarlık ve bozgunculuğun kol gezdirildiği bu ortamda adete bu insanlara tek çare olarak ülkeyi terk etmeleri dayatılmıştır. Bu gün Andaman ve Hint denizindeki bot insanlarından, Endonezya, Malezya, Suudi Arabistan, Japonya, Filipinler, Pakistan, Hindistan ve en önemlisi de Bangladeş’te bu insanlardan binlercesinin yaşam mücadelesi vermeye çalıştığına şahit oluyorsak bu durum uygulanan planın başarılı olduğunu göstermektedir bizlere. Peki bu kadar sorunlu olan bir ülke karşımızda dururken uluslararası toplum neden hala sorunun asıl kaynağını irdeleyerek sorunu kökten halletme yoluna gidememektedir?

Arakan1Myanmar uzun yıllar baskı rejimi altında yaşayan, demokrasiye muhtaç, Çin ve Hindistan arasındaki önemli konumu ve doğal zenginlikleriyle iştah kabartan bir ülkedir. Gözleri bu jeopolitik önemden başka şeyler görmeyen, küresel ve bölgesel güçlerin her yerde olduğu gibi burada da insani boyutu önemsedikleri söylenemez. Hatta, yıllardır yaşanan ihlallere itiraz etmemeleri ya da seslerinin kısık çıkması, Myanmar cuntasına apaçık destek olmak anlamına gelmiyorsa muhtemelen olayı analiz etmeye çalışanlar farklı sebeplere bakmalıdırlar.

Rohingya halkına karşı yıllarca sistematik olarak işlenen nefret söylemleri karşılığını bulmuş ve son 3 yıldır acımasız bir şekilde uygulayıcılar tarafından yazılan oyun sahnelenmektedir.

2013 Şubat ayında toplumsal cinnet yeniden yükseltilmiş ama bu kez Rohingya halkı ile alakası olmayan başka bir Müslüman azınlık bölgelerinde… Yüzden fazla vatandaş olarak kabul edilmiş etnik grubun olduğu ülkede kabul edilmeyen tek grup olarak dışlanan Rohingyaların aksine Yangon, Lashio, Okkan ve Meiktila bölgelerinde yapılan saldırılar ve yine Arakan eyaleti içinde yerli halk olarak kabul edilen Kaman Müslümanlarına yönelik olarak gerçekleştirilen dışlama, saldırı ve ayrımcılık faaliyetleri sonucunda da birçok hayat karartılmış, binlerce insan birikimlerini kaybetmişlerdir. Bu olaylar sonrası artık bu sorunun sadece Arakan Müslümanlarına dönük değil, diğer bölgelerdekiler için de can yakıcı bir hal alacağı anlaşılmış oldu.

Hazırlayan: EYÜP URAL

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 219. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Get-it-on-Google-Play