Bombalar altındaki Kobani’nin yarısı yok oldu

Salı, 28 Ekim 2014 10:29

ABD savaş uçaklarının bombardımanı, top ve havan yağmuru, araçlarla intihar saldırılarının düzenlendiği Kobani’nin neredeyse yarısı tahrip olmuş durumda. Hürriyet muhabiri Faruk Balıkçı, üç yanı kuşatılmış kentte 48 saat geçirdi.

40 günü aşkın süredir IŞİD kuşatması altında olan Suriye’nin kuzeyindeki Kobani kenti büyük bir yıkım yaşıyor. Örgütün havan ve top atışlarıyla intihar saldırılarının yanı sıra, bir süredir kent içindeki IŞİD mevzilerini bombardıman eden ABD ’nin hava saldırıları Kobani’nin neredeyse yarısını yerle bir etmiş durumda. Gıda malzemelerinin dışarıdan getirildiği Kobani kentinin içinde 1000’den fazla kişi; 2 kilometre uzaklıktaki Türkiye ile ara bölgede ise 3 bin sivil araçlarının içinde yaşıyor.

Hürriyet gazetesinden Faruk Balıkçı, üç taraftan terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından kuşatılmış olan Kobani’ye girdi ve bombalar altında 48 saat geçirdi. Balıkçı’nın Kobani’den aktardığı ve bugünkü Hürriyet gazetesinin manşetine taşıdığı izlenimleri şöyle:

KAPILAR ZİNCİRLİ

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinden Suriye tarafındaki Kobani’ye gitmek için tel örgüleri aşarak Tılşeir tepesi ile IŞID’in denetimindeki Mezre köyü arasından geçerken ateş altında kaldık. Tılşeir tepesi eteklerine vardığımızda 15 yaşındaki Muhammed’in şoförlüğünde Kobani merkezine ilerlerken yol boyunca açlıktan telef olmuş büyük ve küçükbaş hayvan leşlerinin kokusu barut kokusuyla karışıyordu.

IŞİD ve YPG cephelerinin önüne Kanas kullanan keskin nişancılar yerleştirmiş. Bu nedenle sokaklar ve caddeler ölüm kokuyor.

Kent merkezinde havan topu atışı altında güvenli bir eve vardığımızda pencere kenarında durmamamız, bombalamalar nedeniyle cam patlamalarına karşı pencereleri açık bırakmamız, aydınlatıcı araç kullanmamamız ve tek başına sokağa çıkmamamız isteniyor. Bu nedenle de barındığımız evin kapısı zincirlerle kapatılmıştı. Su ve elektrik sıkıntısının yaşandığı kentte gıda maddesi ise Mürşitpınar sınır kapısından getirilerek yemek ihtiyacı karşılanıyor.

STALİNGRAD BENZETMESİ

Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı YPG’liler ile birlikte Kanas tüfeği kullanan IŞİD’li keskin nişancılara hedef olmamak için bina altlarında kendimizi koruyarak sokakları dolaştığımızda korkunç bir manzara ile karşılaştık. Kobani’de bize rehberlik yapan YPG’li, kenti İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgaline direnen Sovyetlerin Stalingrad kentine benzeterek, sonuçta Ruslar gibi kazananın da kendileri olacağını söylüyor. Kentteki sessizliği silah ve bombardıman sesleri bozuyor.

‘TERÖRİST DEĞİLİZ’

YPG’li Mahmut Beşar, cephede kardeşi ile birlikte savaştığını, diğer iki kardeşinin ise ailelerine baktığını ifade ederek, “İki kardeş cephede savaşıyoruz. Burada önemli olan insanların yaşam mücadelesi ve kendisini savunmasıdır. İnsanlar ölümü göze alıp savaşıyorsa bunu sorgulamak gerekiyor. IŞİD’in Kobani’ye saldırılarını kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. Bunu yazacak bir kalem, dile getirebilecek bir dil yok. Göçün, kaçışın sonu yok. Bu vahşete karşı tek yol direnmektir” dedi.

Kardeşi Mişrin Beşar ise kendi topraklarını savunduklarını “Terörist olmadığımızı, terörizme karşı savaştığımızı burada savaşarak dünyaya gösteriyoruz” diye ekledi. Kentte süren yoğun çatışmalar nedeniyle üç hastanede tahrip olmuş. Çatışmalarda yaralanan YPG’liler, Mürşitpınar sınır kapısından geçirilerek Suruç ve Şanlıurfa’da tedavi ediliyor. Kentte en çok ise ilaç ve çocuk mamasına ihtiyaç duyuluyor.

‘TERK ETMEYECEĞİZ’

Kobani’de yaşayan sivillerle görüşmek istediğimizde, bir eve götürülüyoruz. Bir kız çocuğu önce kapı aralığından bakıyor, sonra açıyor. Semire Muhammed, mahallede sadece dört ailenin kaldığını anlatarak, “Burada doğduk burada yaşadık. Burayı terk etmedim, etmeyeceğiz. Gerekirse burada ölürüz” diyor.

 

Adile Kerim ise hislerini “Ölüm Allah’ın emri. Hepimiz bir gün öleceğiz. Azrail bizim canımızı burada alacaksa hiçbir yere gitmemizin anlamı yok. Burayı terk etmeyeceğiz. Ölsek de kalsak da burası bizim toprağımız” diye ifade ediyor.