Bob Dylan Nobel’i Hak Ediyor Ama Siz Bob Dylan’ı Hak Etmiyorsunuz!

Pazartesi, 17 Ekim 2016 11:57

Hazırlayan:Ali Arıkan

Kalemiyle kehanette bulunan yazar ve eleştirmenlere zamanın değiştiğini bundan elli iki yıl önce müjdeleyen Bob Dylan’ın Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesi tüm dünyada küçük çapta bir kasırga yarattı. Ödülü güzel bir sürpriz olarak gören ve sevinenlerin karşısında “şarkı sözü edebiyat değil” diyenler var. Modern zamanlarda sanata olan kişisel, sübjektif yorumlar sadece siyasi olmaktan çıktı, iyice insanları kutuplaştırmaya başladı. Bu ödül de gereksiz bir cepheleşmeye yol açtı. Şahsi kanaatim, eğer adınız Philip Roth değilse, Bob Dylan’ın bu ödülü aldığını duyup sinirlenmeniz biraz saçma. Allah daha büyük dert vermesin derler…

Heyhat, bu öfke pek çok insanı konu hakkında ipe sapa gelmez yorum yapmaya itti. Twitter ve Facebook’um çalkalandı adeta. Zira pek çok arkadaşım “şu denyoya bak” anafikriyle bu gibi görüşte olanları hesaplarında paylaştılar. İngilizcenin i’sinden bihaber yorumcular saçma sapan espriler yaptı (sanki şimdiye kadar Nobel almış yazarların eserlerini hatmettiler, bu yıl ödül için adı geçenleri de ezberlediler). Hadi bunlar önemsiz ötesi ama New York Times’da bile “Dylan Nobel Almamalıydı” diye Anna North’un bir yazısı çıktı.

Yazıyı okursanız (ki okumanıza gerek yok), North tek cümleden oluşan üçüncü paragrafında Nobel komitesinin Dylan’ı seçerek, ödülü bu yıl bir yazara vermediğinden sitem ediyor ve bunun da bir hayal kırıklığı olduğunu belirtiyor. Hemen bir sonraki paragraftaysa Dylan’ın mükemmel bir söz yazarı olduğunu teslim ediyor. Deneme ve şiir yazdığını, ayrıca bir otobiyografiye imza attığını söylüyor. Ve hatta yazdığı sözlerin şiir olarak yorumlanabileceğini kabul ediyor. Yani North, kendi tezini bir paragrafta çürütüyor.
North’un en büyük eleştirisi Dylan’ın yazdıklarının müziğinden ayrılamaz olduğu. Bu öyle yeni bir yergi değil. Nobel ödülü bir oyun yazarına her verildiğinde, benzer yorumlar hemen yapılır. Neymiş? Tiyatro oyunu edebiyat değilmiş çünkü tam olarak gerçekleşmesi için sahneye konulması gerekiyormuş. Yani bu anlayışla Eugene O’Neill, Dario Fo, Samuel Beckett ve Harold Pinter’ın Nobel ödülü alması da hatalı. Böyle bakılınca North’un yazısının ve benzer yorumların ne kadar saçma olduğu iyice ortaya çıkıyor.

Tarihi boyunca Nobel Edebiyat Ödülü dili, lisanı kullanarak iletişim kuranlara verildi. Roman yazarlarına verildi, evet. Ama şairlere de verildi. Geçen sene ödülü Beyaz Rus gazeteci Svetlana Alexievich’e verdiler. Kısa hikaye yazarı Alice Munro da aldı, filozof Bertrand Russell da. Ödülü ilk alan Sully Prudhomme deneme ve şiir yazardı. Ondan bir sonraki sene ödülü o zamanların en önemli Eski Roma tarihçisi Theodor Mommsen’e verdiler. 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü Winston Churchill kazandı. Amatör bir tarihçi olan Winston Churchill. Hem de ödülü ona sadece İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan onlarca ciltli kitapları için değil, o tüm dünyaya nam salmış hitabeti için de verdiler. Böyle bir listeye Bob Dylan’ın uygun olmadığını iddia etmek cehaletle yoğrulmuş gafletten başka bir şey değil.

Bob Dylan’a yöneltilen eleştiriler yazdıklarını besteleyerek farklılaştırdığı için. Yani müziği çıkartırsak edebiyat; müzikle birlikte…başka bir şey. Ben buna katılmıyorum. Müzik yazdığı dizelere anlam katıyor, onları daha derinleştiriyor. Bir şarkıyı tamamen edebi bir yapıt olarak görmek neden bu kadar zor anlamıyorum. Öyle ki aynı ödül mesela Stephen Sondheim’a verilseydi (ki bu da çok rahat desteklenebilecek bir sav) mutat zevat dışında kimse “ama bu oyunlar müzikal” diye krizlere girmeyecekti.
Bob Dylan’ın önemi, özellikle Amerikan kültürüne yaptığı katkılar yadsınamaz. Bruce Springsteen’in geçenlerde söylediği bir söz ödül sonrası çok paylaşıldı: “Bob Dylan ülkemizin babasıdır” diye. Özellikle savaş sonrası ABD için bunun ne kadar doğru olduğu bariz ortada. 1950’lerin sonundaki New York folk revival’ında çığır açtıktan sonra bu devrimi tüm dünyaya yayabilmek muazzam bir başarı. Bunu şarkılarıyla yapabilmesi de ayrı bir zafer. Ne de olsa şarkı oldukları için tercüme de edilmiyorlar; İngilizce bilmeyenler ne dediğini anlamak için çalışmak zorunda ve bu durumda belki de Dylan’ın şarkıları edebiyatın en saf hali. Çünkü çeviri ve yorumu, dinleyicinin, okurun kendisi yapıyor. Bu şekilde edebiyatın sadece klasik anlamda manasıyla değil formuyla da oynayarak edebi geleneği devam ettiriyor. (Wordsworth’e Howl’un şiir olduğunu kabul ettiremezdiniz mesela ama kimse bunu tartışmaz bile) Bob Dylan’ın belki de en büyük gücü muazzam zor bir şeyi çok basitmiş gibi göstermek. Mükemmelliğin tanımı da zaten bu olsa gerek. Vasatların çekememesi de bu yüzden.

Tags