“Bir tatlı huzur arayana; Çare Drogba” Dağhan Irak, Dipnot Tablet’e yazdı

Cumartesi, 21 Eylül 2013 16:45

care_drogbaDipnot/Özel-Bir futbol ülkesinin başına gelebilecek en iyi şey nedir? Dünya Kupası’nı almak mı? Şampiyonlar Ligi’ni kazanan bir takımının olması mı? Yoksa Altın Top ödülünü alan bir futbolcu çıkarmak mı? Bunların herhangi biri cevap olabilirdi aslında. Ama doğru cevap şu; bir futbol ülkesinin başına gelebilecek en iyi şey, ülke iç savaştayken en büyük futbol yıldızının iki tarafa silahları bırakması için yalvaracak cesarete sahip olmasıdır. Hem de ülke futbol tarihinin en önemli anında. İşte bu yüzden Didier Drogba dünyanın en özel futbolcularından biri, Fildişi Sahili de dünyanın en şanslı futbol ülkelerinden…

Afrika’da sınırları cetvelle çizilmiş pek çok ülke gibi Fildişi Sahili de bir ulustan ziyade, komşu ülkelerde de binlerce mensubu olan birkaç kabilenin birleşimine ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla ülkenin tarihi uluslaşma çabaları kadar etnik çatışmalarla dolu. Afrika’nın en verimli topraklarının bir kısmına sahip olan Fildişi Sahili, sömürgeciliğin bıraktığı bu lanetli mirası yıllardır üstünden atmaya çalışıyor.

Çocuk yaşta amcasıyla beraber Fransa’ya giden Didier Drogba’nın profesyonel futbol yıldızlığına yürüdüğü 2000′lerin başı, Fildişi Sahili’nde iç savaşın patlak verdiği yıllardı. Ülkenin zengin bölümünde başkan Laurent Gbagbo, “Fildişililik” kavramının sınırlarını yalnızca Bété etnik grubu ve güneylilerle sınırlarken, diğer kabilelerin yaşadığı denizden uzak kuzey, haklarını Guillaume Soro’nun başını çektiği sendikal hareketlerle arıyordu. 2000′lerin ortasına gelindiğinde ülke Bouaké merkezli kuzey ve Abidjan merkezli güney olarak fiilen ikiye bölünmüştü. İki taraf da silahlanmış, iç savaş resmen başlamıştı. Bu yıllar Drogba’nın ülkeye yalnız milli maçlar için geldiği ve çocukluğundaki anıları mumla aradığı yıllardı. O şöhret basamaklarını tırmanırken, ülkesi tarihinin en karanlık yıllarına yolcuydu.

2005 yılı geldiğinde, Drogba artık Marsilya’dan Chelsea’ye transfer olmuş 30 milyon avroluk dev bir yıldızdı. Ülkesi Fildişi Sahili’nin tarihinde ilk kez Dünya Kupası’na katılabilmesi için de en büyük kozuydu. Drogba etnik olarak Bété’ydi ancak bu büyük hedefe giderken yanında Touré kardeşler gibi Bouakéli arkadaşları başı çekiyordu. Pek çoğu yurt dışında yaşayan milli takım oyuncuları için ülkenin ikiye bölünmüşlüğü kötü bir rüyadan başka bir şey değildi.Takım 2006 Dünya Kupası’na katılmaya hak kazandığında, daha soyunma odasında kutlamalar yapılırken takımın lideri Didier Drogba mikrofonu aldı ve kameralar önünde diz çöktü, “size yalvarıyorum” diyordu, “lütfen silahlarınızı bırakın ve bu zaferi hep beraber kutlayalım.”

Drogba’nın barış için yaptıkları bu kadarla da kalmayacaktı. Ülkede ulaştığı yarı-tanrı statüsünü sonuna kadar bu amaç için kullanmaya kararlıydı. Afrika’da Yılın Futbolcusu Ödülü’nü aldığında devlet başkanı Gbagbo’ya ödülü kuzeyin merkezi Bouaké’ye götürmeyi teklif etti. Oraya gittiğinde ise kendisini karşılayan halka milli takımı getirmeye söz verdi. Dediğini yaptı da. Fildişi Sahili Milli Takımı, yıllarca devletin yalnızca füze gönderdiği Bouaké’de Madagaskar’la eleme maçı oynadı. Beş yıl süren iç savaşın ardından takım maçı beş golle kazandı. Drogba’ya yapılan sevgi gösterileri neredeyse bir izdihama yol açıyordu. 2007′deki bu maç aynı zamanda iki tarafın ordusunun savaşmadan bir arada bulunduğu ilk yerdi ve barış görüşmelerinin başlaması anlamına geliyordu. İlerleyen yıllarda “asi lider” Guillaume Soro ülkede başbakanlık yapacak, kuzeylilerin destek verdiği bir başka isim Ouattara ise devlet başkanı olacaktı. Didier Drogba ise resmi olarak ülkenin “akil adam”larından biri ilân edilecekti.

Didier Drogba’nın saha dışında yaptıklarına bakılınca futbol tarihindeki yeri amatör futbolcuların hakları için Mayıs 68′de Fransa Futbol Federasyonu binasını işgal eden Dünya Kupası gol kralı Just Fontaine ile aynı altın sayfada yer alıyor. Üstelik Fontaine, arkadaşlarıyla beraber Paris’teki binanın zemininde yatıp kalkarken üzerinde günümüz dünyasının sterilliğinin ve sponsorlarının baskısı yoktu. Drogba bu bakımdan zamanının çok ötesinde bir duruş sergiledi. Onun ülkesine karşı olan bu fedakarlığını, hayatının ilk yıllarında aramak doğru olur. Oğluna “Tito” lakabını verecek kadar Yugoslav sosyalizmine hayran olan annesi ve halim selim babasıyla küçücük bir evde büyüyen Didier Drogba, hayatı boyunca mütevazi ve mutlu bir hayatı istedi. Öyle ki, futboldaki sıçraması erkenden evlenip baba olduğunda geldi. Yaşamının Fildişi Sahili’nde geçen ilk beş yılı, onun için huzuru simgeliyordu. Gittiği her yerde bu huzuru aradı, ve çoğu kez de o huzuru kendi yarattı. Türkiye’deki tavırları, Florya’daki çalışanlarla ilişkileri de onun bu karakterinin bir yansıması.

Kendi ülkesine barışın gelmesinde emeği olan Drogba’nın Türkiye’deki toplumsal barışa da katkı yapmasını beklemek belki biraz fazla olur. Ancak Türkiye’nin bir Drogba’sı olsa bazı şeylerin daha kolay olacağını söylemek de abartılı olmaz. Gezi’deki gençlerin duvarlara “Çare Drogba” yazması, Didier’in özlediği huzuru onların da aramalarından başka bir şey değildi. Belki de barışa ve huzura olan bu ihtiyaç bir Didier’yi de bu topraklardan çıkarır. Kim bilir?

Dağhan Irak

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ