Bir saldırganın peşinde Samatya’da bir gün

Cumartesi, 2 Şubat 2013 18:54

Samatya; Türkiye için sıkça kullanılan halklar mozaiği tanımının küçük bir prototipi. Arap, Türk, Kürt, Rum, Ermeni azınlıkların yıllarca bir arada yaşadığı semtte, 26 Kasım tarihinden bu güne biri ölümle sonuçlanan, yaşlı ve yalnız yaşayan Ermeni kadınlara yönelik dört saldırı gerçekleşti. 26 Kasım tarihinden bu güne kadar fail ya da faillerin bulunamamış olması kafalardaki soru işaretlerini de gün be gün derinleştiriyor.

Yaşanan vakaların Ermenilere yönelik organize bir saldırı mı yoksa adli bir vaka mı olduğu sorusuna henüz aralanamayan kalın bir sis perdesinin ardında cevap aramak üzere ve biraz da semtin sakinlerinin haleti ruhiyesini anlayabilmek üzere Samatya’ya gittim. Burada oturan pek çok insanla görüştüm. Görüştüğüm kişilerin hak vereceğiniz nedenlerden dolayı isimlerini belirtmeyeceğim.

Öz ve Üvey Ermeniler

Bölgede yaşanan çatışma ortamı sonrasında göç eden milyonlarca insan içerisindeki az sayıda Ermeni’nin tercih ettiği bir bölge Samatya ve yakın civarı. Göçle gelen Ermeniler, sosyolojik, kültürel ve tarihsel açıdan yerleşik Ermeni nüfusundan çok ciddi farklılıklar arz ediyorlar. Ermeni cemaati tarafından bir nevi üvey evlat, 1915 sonrasının asimile olmuş kılıç artıkları gibi görünüyorlar. İki grup arasında bir husumet olmasa da, çok sıcak ilişkiler olduğu da söylenemez. Bu iki grubun yaşanan olaylarla ilgili yaklaşımı ve değerlendirmelerinde iki farklı perspektif ortaya çıkıyor.

Öz Ermeniler

Surp Kevork Ermeni Kilisesi Yönetim Kurulu Başkanı Yesayi Demir şöyle söylüyor. “Mağdurların benzer özellikler ve benzer yöntemlerle öldürülmüş-şiddete uğramış olmaları, fail veya faillerin hala yakalanamamış olması, olayların çok kısa süre içinde peş peşe meydana gelmesi hepimizi tedirgin etmektedir. Ayrıca olaylar netlik kazanmadan Ermeni toplumuna yönelik bilinçli ve kasıtlı yapılmış olaylar olarak anlatılması da toplumumuzu olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Bundan dolayı tüm kesimlerin gerekli hassasiyeti göstermesi de ayrıca önemlidir.”

Yesayi Demir’in açıklaması saldırıya uğrayanların yakınları ve cemaat tarafından genel kabul gören yaklaşım olarak öne çıkıyor. Saldırıların hırsızlık amacı ile yapılan adli vakalar olduğunu dile getiriyorlar uzatılan mikrofonlara. Ancak eski singer dikiş makinesindeki işinden başını hiç kaldırmadan konuşan terzi Ermeni amcaya ‘daha öncede Samatya’da böyle olaylar yaşandı mı’ sorusunu yönelttiğimde gözlerini ilk kez işinden ayırıp yüzünü dökerek şöyle yanıt veriyor: “Geçmişte yaşananları tekrar gündeme getirmenin kime ne faydası var?”

Sohbetimiz boyunca gülümsemesi eksik olmayan orta yaşı hayli geçkin, cemaatten bir ablaya sizce niye Ermeniler hedef seçiliyor sorusunu yönelttiğimde gülümsemesi burukluğa dönüşerek “Herhalde bizden intikam almak istiyorlar” diyerek cevap veriyor. Neyin intikamını almak istiyorlar diye soruyorum, cevabı ‘bilmem ki ablacım’ oluyor.
Samatyalı Ermeniler’in toplumsal hafızasının unutmak üzerine kurulu olduğunu ancak bunun mümkün olmadığını mimiklerinden, ses tonlarından, farkında olmadan ağızlarından kaçırdığı sözlerden anlamak o kadar kolay ki… Hak vermemek elde değil, mağdursan ve yaşam devam ediyorsa hedef haline gelmemek için unutmanın ve dillendirmemenin hayatta kalmanın yolu olduğuna inanırsın.

Ya Üvey Ermeniler?

‘Bugün camlarımızı kıranlar yarın canlarımızı kırarlar’

Zorunlu göçle gelen Ermeniler bu saldırıların ırkçı ve organize olmuş bir ekip tarafından yapıldığı kanaatindeler. “Saldırı oluyor, saldırıda bir Ermeni ölüyor, biz kiliseye gittiğimizde siz karışmayın diyorlar, bize bilgi vermiyorlar” böyle başlıyor söze 25 yıl önce Samatya’ya yerleşmiş yaşlı bir Batmanlı amca. ‘Daha önce Samatya’da böyle olaylar yaşandı mı’ sorusuna masada oturan kişilerden farklı cevaplar geliyor. “Daha önce de Şişli, Kurtuluş, Samatya’da gayrimüslümler tehdit edildiler. O işin arkasından emlak mafyası çıktı” diye masadan bir başkası söze giriyor. “Gençlerimize sataşmalar oldu” kim sataştı diye soruyorum. “Gençler sataşıyordu ama illa ki arkalarında birileri vardır onların.” En başta konuşan yaşlı amca söz alıyor tekrar: “Kilisemizin camları kırıldı. Bugün camlarımızı kıranlar yarın canlarımızı kırar”

Samatya Sakinleri ne düşünüyor?

Bölge esnafı ve Samatya sakinlerine son dönemde yapılan saldırıları sorduğumda ‘bu saldırıların kesinlikle Samatya halkı tarafından yapılmadığını, dışarıdan birilerinin bu saldırıları gerçekleştirdiğini’ söylüyorlar. ‘Yıllarca gayrimüslümlerle iç içe yaşadıklarını birbirleri ile çok iyi anlaştıklarını’ üstüne basa basa söylüyorlar. Tamamı bunun organize bir iş olduğunu ve hırsızlık amacı taşımadığı konusunda hemfikir.
Bir ironi olsa gerek, yerleşik Ermeniler dışında Samatya’da görüştüğüm herkes bu saldırıların Ermenileri hedef alan bir örgüt işi olduğu konusunda hem fikirken yalnızca yerleşik Ermeniler yaşananları hırsızlık ve gasp vakası olarak değerlendiriyor.

Organize bir saldırı olduğuna dair kanıları oluşturan dayanaklar

Saldırıların Ermenileri hedef aldığı ve organize olduğunu düşünenlerin böyle düşünmelerine sebep olan gerekçeler şunlar:

‘Basında yaşlı iki Türk kadının da benzer şekilde darp edildiği söyleniyor. Samatya küçük bir yer ve hiç birimiz böyle bir şey duymadık. Bu şekilde haber yapılarak hedef saptırılıyor. Olay sanki yaşlı kadınlar gasp için hedef alınılıyormuş gibi gösterilerek kriminalize edilmeye çalışılıyor. Hırsızlık amaçlı olsa böyle hunharca şiddet uygulanmazdı. Hala failler ortaya çıkarılamadı. Bu olayların arkasında güçlü bir örgüt olmasa şimdiye kadar failler yakalanmalıydı. Aynı bölgede dört saldırı gerçekleştirebilecek cesareti nasıl buluyorlar. Samatya gibi küçük bir yerde dört saldırı gerçekleştiriliyor ve hala failler yakalanamıyor.’

‘Yalnız kalan ve korumasız Ermenilerin evlerinin bilinmesi için bir istihbarat ağı gerekiyor. Bu istihbaratı nerden ediniyorlar? (Bu konuda farklı fikirler mevcut, kilise çıkışında takip, temizlik ve bakım için gelen yabancı uyruklu kadınlar en çok şüphe duyulan kişiler)

Güvercin Tedirginliği!

İki hafta önce Zero ablanın kottaki evinin penceresi tıklanır. Kasalı bir arabanın içinde iki kişi otururken, pencereyi tıklatan kişi, pimapenci olduklarını ve bu binada Fatma teyze isminde birinin yaşadığını ve pimapen taktırmak için kendilerini aradıklarını söyler. O binada oturan tek yaşlı kadın Zero ablanın annesidir. Ve bir daha pimapenciler binaya uğramaz. Zero abla durumu polise bildirir.

Gene aynı zaman diliminde pazara alışveriş yapmaya giden bir yaşlı Ermeni teyze bir kadın tarafından takip edildiğinden şüphelenir. Uzun süre pazarda dolaştıktan sonra takip edildiğine kanaat getirir ve bir esnaf tanıdığının yanında oturur. Kendisini takip ettiğini düşündüğü kadın daha sonra uzaklaşır.

Benzer başka bir çok olayı dinliyorum. Samatya’da yaşayan Ermeniler bu saldırılar sonrasında paronoya derecesinde bir tedirginlik yaşıyorlar. Artık yaşlı kadınların evlerinde bir tanıdıkları ya da akrabaları kalmaya başlamış. Ermeni okulunda okuyan çocukları velileri okula bırakıp, okuldan alıyor. Surp Kevork Kilisesinin sokağında, devriye gezen polisler kimlik kontrolleri yapıyor.

Ermeniler takip edildiklerini düşünüyor ve failler yakalanmazsa aynı saldırıların devam edeceği korkusunu yaşıyorlar. Tüm korkularına rağmen kimse Samatya’yı terk etmek niyetinde değil. Böyle bir niyet taşısalar bile Çınar’ın dediği gibi “Samatya yoksul Ermenilerin yaşadığı bir semt”….

Ali Mendillioğlu

Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz derginiz Dipnot Tablet 98. Sayısı ile ücretsiz olarak AppStore ve Android Market’te.