Bir paradoksal parodi olarak hipsterlar

Salı, 2 Aralık 2014 14:42

“Bana hipster diyemezsiniz, ben daha hipster diye birşey yokken hipster’dım.”

Hipster’lar için herkesin başka bir tanımı var. Bazılarına göre hipster sadece son moda bir giyim tarzı; bazılarına göre ise, bu kelimenin kendisi artık bir çeşit hakaret. Genel hatlarıyla, en avantgarde olanı herkesten önce keşfetme peşinde ve ana akımın moda, müzik, sinema, sanat ve life style’ı oluşturan ürünlerinin bütününe karşı antikonformist bir tepki içinde olan; saç modelinden tutun da, yediği içtiği şeylere kadar her alanda bağımsız (indie) bir orijinalite oluşturmak isteyen, sık sık vintage bir dokunuşla geçmişe ironik bir gönderme yapan; kontr-kültürel tavrını seçtiği kıyafet ve aksesuarları ile muhakkak belli ederken dikkatimizi çeken kişilere hipster diyoruz.

Buraya kadar anladık da, bu hipster’ların bizzat kendileri bir ana akım haline geldiğinde ne oldu? Hiç kimseye benzemek istemeyen insanların, birbirlerine çok benzemesini, hep aynı ortamlarda takılıp, hep aynı şeyleri yapmasını uzaktan izleyen sade vatandaş, bu parodiyi gözünden kaçırmadı ve hemen hipster’ları “hipster” olarak etiketleyip bir köşeye koydu bile. Bireysel olduğunu iddia ettiği tarzı ile, sürünün dışındaki kara koyun olmak için çabalayan bir hipster, hipster olarak etiketlendiğinde başına gelebilecek en kötü şey gelmiş oluyor, çünkü kendini sürünün dışında sanan koyun, bambaşka bir sürünün koyunu olduğunu en acı şekilde anlamış oluyor. İşte bu yüzden hipster’lara hipster demeyin, alınabilirler.

unnamed (1)Eskiden bu tarz kategorizasyonlar daha basitti; hipiler, metalciler, rapçiler, bir de arabeskçiler vardı, hepsinin ayrı bir giyim tarzı vardı ve bu yüzden eşkal vermek daha kolaydı. Hipsterların durumu ise karışık ama imkansız değil. Onlar için hipi, geeky, acid, rap, grunge, vintage, arabesk farketmiyor, hatta hepsi bir arada olsa daha iyi. Hipsterlar giyim tarzları ile bir çeşit, dönem kolajı yapıyorlar. Ama tabi ki onların da bir ortak paydaları var. Çünkü, sonuçta esnek de olsa bu kulübün de her kulüp gibi belli bir üniforması ve bir disiplini var. Olmasaydı eğer şimdi yapacağım tarif aklınıza hiç kimseyi getirmezdi…

American Apparel’den alınmış ve paçaları katlanarak bilek üstüne çıkarılmış süper-skinny-jean’in üzerine arabesk bir blazer ceket, onu içine çok ironik vintage bir tshirt, çorapsız ayağa kösele makosen, kafaya kamyon şöförü kasketi, ful sakal, boynuna kolye olarak dolar işareti veya onun gibi ikonik bir amblem ya da obje. Bu şekilde ayna karşısına geçen birine kibarca “bu kıyafet ne yapsan düzelmez arkadaşım” demeye hazırlanırken, ne yaptığının gayet de bilincindeki bu insan gözüne Ray Ban Wayfarer’ları takınca bir anda görüntü başka bir şey haline geliyor. İşte o başka şeyin sırrı Wayfarer’da. Wayfarer demek, Bob Dylan demek; Bob Dylan demek, cool demek. Gözünüzde Wayfarer olduğu sürece hiç bir şeyden korkup çekinmenize gerek yok. Ne isterseniz giyinin; tıpkı saçma sapan anonim sözlerin altına, bir başka cool’un Can Yücel’in imzası atılınca lafın sözün mahiyetinin bir anda değişmesi gibi, kıyafetinizin üstüne sahte ya da gerçek bir Wayfarer çerçeve çaktığınız sürece güvendesiniz.

Hazırlayan: İldem Wilson

Dipnot Tablet’in 193. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play