Bir Mimarın gözünden Kayseri!

Salı, 9 Temmuz 2013 15:26

Mimar Cenk Dereli Kalebodur ile Mimarlık sayfası için Kayseri gezisinden çok özel notları Dipnot Tablet için kaleme aldı.

İnsanlık uzun yürüyüşünde, bir yerde neden durmaya ve yerleşmeye karar verdi?

O yeri nasıl ve neden seçti?

Uçağın penceresinden Erciyes’i gördüğünde, insanın aklına bu sorular için bazı cevaplar geliyor. Bu kentin yaşamının bu tanrısal dağdan ayrı olduğunu kim iddia edebilir ki?

Bu yazı, diğerlerinden biraz farklı olacak. Kayseri ziyareti dar bir zamana sıkıştı. Bu defa kentin kendisine dair çok şey yazmayacağım ama kenti vareden önemli dinamiklerden biri olan Sümer Bez Fabrikası’na odaklanacağım.

Radyo için röportaj yapacağım Burak Asiliskender ile buluşmaya giderken karşıma çıkan Erciyes, uçaktan görünen görkemini, ekonomik açıdan zenginleşen pek çok Anadolu kentinde yükselen iri yapılar karşısında kaybetmiş gibi. Gecekondulaşmanın kentin belirli lokal yerleri dışında yaygın olarak yaşanmadığı şanslı kentlerden Kayseri. Sanılacağının aksine, bu durum onun özgün bir doku ile gelişmesini kolaylaştırmamış. Bu şehrin sokaklarındaki kısa gezinti ve çeperinde gerçekleştirdiğimiz araba turu boyunca gördüğüm kadarıyla, kent merkezi ve belli dönemlerde planlı olarak gelişmiş kent parçaları dışında sokak kotunda canlı yaşantı yaratan bir kentselliği ne yazık ki kuramamış. Yeni yapılar da bunu gözetecek şekilde yapılıyor gibi görünmüyor.

Sağlam binalar yapabiliyoruz. Bu bir gerçek. Ama artık bina ölçeğinin ötesinde, yapısal olana değil yaşamsal olana odaklanıp, canlı yaşantı kuran kentsel mekanların yaratılmasına çalışmalıyız. Kentsel dönüşüm bunun aracısı olabilir mi?

Kentin içinde göze çarpan en önemli şey, kırk elli yıl önceki döneme tarihlenen az katlı apartmanların yanında göğe doğru yükselen çok katlı yapılar. Tarım arazilerinin baskı altında olmadığı, topoğrafyanın yayılmaya yönelik engeller çıkartmadığı bu kentte, komşu parseller içinde birbirinden kopuk apartmanlar, sanıyorum ki; kent yoğunlaştıkça sürdürülebilirliğin artacağı, daha az enerji ve toprak işgali ile daha çok nüfus barındırılacağı prensibine ve bundan yola çıkan bir planlamaya dayanmıyor. Tarih boyunca önemli bir ticaret kenti olan Kayseri ve çevresi bugün de, hem ticaret geleneği hem de sanayi üretimi ile önemli bir yerde. ‘Bir gün içinde açılan işletme sayısı’ ile rekorlar kitabına girmiş bu girişimci kent, ne yazık ki, yine birim maliyet üzerinden maksimum kazanç motivasyonları ile hareket ediliyor izlenimi veren kentsel mekan yaratımı pratiğinde günün sonunda kazanç değil zarar elde ediyor. TOKİ öncesi ve TOKİ sonrası apartmanları ile şehir, yolların insanı tesadüfen attığı, saklı cennet vadileri, kalesi ve Erciyes’i olmasa, diğer kentlerden ayırt edilebilir mi, emin değilim.

 

Radyo için röportaj yapacağım Burak Asiliskender ile buluştuktan hemen sonra, onun çeşitli kademelerde kuruluş çalışmalarını yürüttüğü, Abdullah Gül Üniversitesi’nin kampüslerine doğru yola çıkıyoruz. Bunlardan biri şehrin biraz dışında ve Alişan Çırakoğlu tarafından projelendirilen kampüs.

Şimdi birbirinden ayrık olarak algılanan yapılar, projeden okunabildiği kadarıyla, köprülerle birleşecek ve lineer bir kampüs sistemi kurulmuş olacak. Şimdilik akılda canlandırmak biraz zor, ama inşaat hızla devam ediyor ve yakında burası çok farklı görünüyor olacak.

 

Kampüs alanına komşu, şehre uzaktan bakan apartman blokları şu an için çevredeki yegane yapı topluluğu. Her kent kendi özel manzarasını buluyor sanki. Samsun’da yüksek tepelerden denize doğru yönelirken apartmanlar, Kayseri’de ovada uzanan şehre doğru bakıyor. Coğrafya ve iklimsel özelliklerle beraber her şehrin serbest zaman kaçamak adresleri de farklılık gösteriyor. Denize komşu kentlerde yazlıklar ve deniz kıyısı ören yerleri bu kaçamağın adresi iken, Kayseri’de adres bağ evleri ya da seksen kilometre uzaklıktaki Ürgüp ve Göreme.

 

Şehrin dışındaki kampüs alanından merkeze döndüğümüzde, yorgunluk kahvesi almak için, şehrin alışveriş merkezlerinden birine uğruyoruz. Mersin, Samsun, Kayseri, İzmir, İstanbul…

Bu mekanların bulundukları şehirden bağımsız, markaların ve alışverişin kendisinin tanımladığı bir kimlikleri var. Açıldıkları her yeri birbirine benzeştiren, aynılaştıran bir etkisi bu. Bunu negatif anlamda okumak da mümkün, her gidilen yerde, tanıdık ve belli bir standardın üstündeki hizmeti bulmak anlamında rahatlatıcı bir his olarak olumlu okumak da… Her defasında buna dair karar vermekte zorlanıyorum.

 

Zaman darlığının koşturmacası içinde, hızla Abdullah Gül Üniversitesi’nin yeni şehir içi kampüsü olacak, Sümer Bez Fabrikası’na gidiyoruz. Fabrika şehrin içinde ancak neredeyse tüm yapılar, zaman içinde büyümüş ağaçların gizlediği yoğun bir yeşil doku içinde görünmez olmuş. Şehrin yapılaşmış dokusu içinde, içindeki binaların iriliği ve yoğunluğuna rağmen, burası yeşil bir boşluk.

Birinci beş yıllık kalkınma planı kapsamında inşa edilmiş ilk sanayi yapılarından biri bu fabrika. 1934 yılında inşaat başlıyor ve 1935 yılında fabrika açılıyor. 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın süreçleri içinde iyice yıpranmış bir toplumun tekrar üretime geçme, üretimi, keşfetme hamlelerinden birisi. Tarih boyunca hep önemli ticaret yolları üzerinde olmuş, iki bin yıllık adını Roma İmparatoru Sezar’dan alan bu bölgesel merkezi yeniden canlandırmak için uçak fabrikası ve tank onarım atölyelerinin yanında, bu Bez Fabrikası Kayseri’nin modern yaşantısını kuran en önemli lokomotif.

Dönemin üretim kampüsleri mantığı çerçevesinde, sadece sanayi üretiminin yapıldığı bir yer değil, lojmanları, okulu, sosyal kültürel mekanları ile yeni Türkiye’nin yaşamını kuran dinamiklerin büyüyüp geliştiği ve yaşanarak keşfedildiği bir merkez.
Modern yaşantı biçiminin yanında zamanın teknolojisinin de görünür olduğu kampüs, mimarlık tarihi dersi gibi okunabilecek yapılarının yanında, otuzlu yılların başında üretimin taşıdığı riskleri azaltmak için yaygın olarak döşenmiş yangın söndürme ve havalandırma sistemi ile de incelemeye değer.

 

Bir zamanlar sürekli dokuma sistemlerini örten büyük mekanlar şimdi o makinalardan arındırılmış halleri ile dev hangarlara dönüşmüş durumda. Üretimin ve insanın yapıların içinden çekilmesi ile terk edilmiş ve yıpranmış bu mekanlar yakında, çok farklı işlevlerle ama yeniden bir kampüs olarak yaşama dönmeyi bekliyor.

Burak Asiliskender ile kampüs içinde geziyoruz. Bir yandan döneminin özelliklerini yansıtan binalar ve detaylar üzerine konuşuyoruz, bir yandan da o bana bu binaların nasıl yeniden kullanılacağını anlatıyor.

 

Kampüs, bazı yapıları hariç terk edilmiş olmasına rağmen, kendi haline bırakılmış peyzajı ve yoğun ağaç dokusu ile yine de keyifli bir yaşam alanı tarifliyor. Bazı yapıların içinde, fabrikanın tasfiyesinden kurtarılmış az sayıda makine envanter çalışması için korunuyor.

Bir tek onlar değil, Atatürk’ün bu pek alışık olmadığımız heykeli de orada ve sanki kampüsü canlandıracak enerji ile beraber sıkı sıkı kavradığı çarkın yeniden harekete geçeceği günü bekliyor. Heykeller, makineler, yapılar, kampüsün yerleşim planı…

Meraklısı için inceleyecek, içinde kaybolup gidilecek detay çok.

Zaman yetmiyor..

.

 

Kampüsü var eden, fabrikanın yaşamını kuran yapısal şeylerin yanında, bir de oraya can veren yaşantının anıları var. Onlar insanlar olmadan ne yazık ki görünür olamıyor. Ama Burak Asiliskender kendisinin de şahit olduğu o yaşantı fragmanlarını kampüs içinde gezdikçe benimle paylaşıyor. Fabrikadaki gündelik hayatı, bayramları, kültürel etkinlikleri, insan ilişkilerini…

Bunlar üzerine konuşurken Memur Lokali’ne geliyoruz.

Burası sahneli salonu ve sahneye bitişik lokal mekanları ile fabrikanın kültürel merkezi. Ne yazık ki çıkan bir yangında dönen sahnesi de dahil tüm iç mekan oldukça zarar görmüş. Evet dönen sahne!

Anlatılanları akılda canlandırmak için hayal kurmaktan başka çare kalmıyor.

Betonarme işçiliği, yangına direnmiş, boya ve süsleme detayları, bazı işlerin bugünden farklı hassasiyetlerle yapıldığı bir zamanın ip uçlarını veriyor hep. En başta da böylesi bir sahneyi ve onu yaşatacak kültürel hayatı sahiplenecek bugünden farklı bir gündelik hayatın ip uçlarını.

Sümer Bez Fabrikası şimdilik, süren inşaat seslerine karışan kuş cıvıltıları içinde, önümüzdeki dönem başında almaya başlayacağı öğrencilerini, geçmişin anılarına sarılarak bekliyor. Şehrin dışındaki kampüs ile beraber şehir içi kampüsü arasındaki öğrenci trafiği arttıkça, Erciyes Üniversitesi ile beraber Abdullah Gül Üniversitesi şehrin hayatını oldukça canlandıracak gibi görünüyor.

Geçmişte değişim ve kalkınma hayallerinin kurulduğu Sümer Kampüsü, ileride de yeni hayallerin büyüdüğü bir yer olmaya doğru evriliyor

.

 

Bir mimar için büyüleyici mekanlara ve detaylara sahip Sümer Kampüsünde hızla geçen zaman sonunda, şehri görmeye vakit kalmıyor. Kent içine yayılan tramvay hatları, bu zengin kentin kendine yaptığı yatırımlar ile gelişen kentsel mekan, bölgesel askeri üsler, kadim bağlar, tarihi ticari köklerin mekanı höyükler, kale ve yemekler…

Tekrar gelmek için oldukça fazla sebep var.