Bir madencinin hikayesi: “Yer altında deniz düşü görenlere selam olsun”

Pazar, 18 Mayıs 2014 13:33

Yerlatından Notlar köşesinde Ali Mendillioğlu bir madencinin hikayesini anlattı. “Gökçesu’yu bilir misiniz?”

Bir Madencinin Hikayesi

“YERALTINDA DENİZ DÜŞÜ KURANLARA SELAM OLSUN”

Gökçesu’yu bilir misiniz? Öyle ya, nereden bileceksiniz! Hani bazen kare bulmacalarda bilmem kaç harfli şirin bir ilçemiz diye sorarlar ama Gökçesu’nun adı bulmacalarda bile geçmez. Ama Allah var kasabamız Bolu Mengen’e bağlı, orman köyleri ve maden ocaklarının olduğu şirin bir kasabadır.

Mengen adı 1989 baharında ülkenin hafızasına kazınmış. ‘İşçi sınıfının tarihsel misyonunun bittiği’ safsatalarının ayyuka çıktığı bir dönemde yüz bin maden işçisi Zonguldak’tan Ankara’ya büyük işçi yürüyüşünü başlatmışlar. Yüz bin adım yeraltından çıkıp Mengen’deki jandarma barikatlarına dayanmış. Buraların dağları, çam ormanları, madenleri, dağ taş gök gürlemesine benzer bir sese kesmiş “Çankaya’nın şişmanı işçilerin düşmanı” Ben o yıl doğmuşum.

Kısacık hayatım boyunca iki kere Gökçesu dışına çıkabildim. İlki Ankara’ya idi sene 2002 olsa gerek. Babam o zamanlar Kartalkaya maden ocağında çalışıyordu. Ücretlerin iyileştirilmesi ve sosyal hakları için bölgede ki diğer üç madendeki işçiler gibi babam da sendikaya üye olmuştu. Sendikaya üye olmaları ile kapının önüne konulmaları da bir oldu zaten. Ankara’da eylem yapmaya karar verdiler. Ama babam ve arkadaşlarının çoğu benim gibi askerlik dışında buralardan dışarıya çıkamamışlardı ki eylem nasıl olur, yürüyüş nasıl olsun bilsinler.

Sendikadan gelen abiler ile eylemden önce prova yapmayı kararlaştırdılar. Köyümüzde boş bir arazide toplandık. Kocaman bir beze bir şeyler yazıp çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden tespih tanesi gibi arkasında dizildik. Öndeki sendikacı abi bağırıyor, sonra biz hep birlikte tekrar ediyorduk. Köylü şivemizle, birimiz önce birimiz sonra… Bir türlü ahenk tutturamadık. O gün biz madenci çocukları ne kadar eğlenmiştik anlatamam.

Günü geldiğinde otobüsler ile Ankara’nın yolunu tuttuk. Ankara başka bir dünya ama mevzumuz bu değil. Nerede kalmıştık? Otobüsten indiğimizde üniversiteli abiler ablalar, işçiler, hiç tanımadığımız insanlar karşıladı bizi. Sonra Meşrutiyet Caddesi’ndeki madenci anıtına doğru hep beraber yürümeye başladık. Madenci anıtı önüne geldiğimizde bizim kasabanın nüfusundan bile çok polis bizi bekliyordu.  Atalarımızın dediği gibi; “her fani bir gün biber gazını tadacaktır”. Demek ki sıra bizdeymiş o gün… Polis olma hayalim de o gün bitti. Hem nene gerek senin hayal kurmak?  Takdir-i ilahi değil ama takdir-i sistem böyle, madencinin çocuğu madenci olu(ü)r.

Ali Mendıllıoğlu’nun yazısının devamı Dipnot Tablet’in Soma özel sayısında…

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN