Bir Adam, Bir Bisiklet ve Sayısız Macera : Oğuz Tan

Pazar, 11 Eylül 2016 22:16

Hazırlayan:Hazal Gaygusuz
Fotoğraf:Çağlar Sarıkoç

Oğuz Tan bisikletiyle İstanbul’dan yola çıktı ve 16.000 km pedal çevirerek Türkiye, İran, Dubai, Pakistan, Hindistan, Nepal, Myanmar ve Tayland’ın bazı bölgelerini gördü. Yolda tanıştığı insanların evlerine ve köylerine misafir oldu, Himalaya dağlarındaki köy ve kasabalarda konakladı, tüm eşyalarını yüklediği bisikletiyle 5400 metre yüksekliği bulan yollardan geçti. 4000 ve 5000 metrenin üstünde dağ geçişleri yaptı, dünyanın en yüksek ultra maratonunu koştu, Nepal’in dağlarında 2 hafta yürüdü. Yavaş ilerledi, sade yaşadı, az tüketti. 2015’te İstanbul’a dönen Oğuz; yolculuğu süresince biriktirdiklerini sunum, fotoğraf, foto hikaye şeklinde festival ve organizasyonlarda ve dergilerde yazarak bizlerle paylaşmakta. İlk kişisel fotoğraf sergisini 18 Ağustos 2016 tarihinde İstanbul Kadıköy’deki Zapata Bakery’de açtı. Sergi 27 Eylül’e kadar ziyaret edilebilecek. Biz de değerli Oğuz Tan’ın sergisini ziyaret ettik ve bizzat kendisinden yolculuğunu dinledik.

DSC_0039

Çoğu insan “Her şeyi bırakıp buralardan gitmek istiyorum, yeni tatlar denemek yeni kültürler tanımak istiyorum.” der ömrünün bir döneminde. Ama ertesi gün monoton hayatına devam eder. Siz ertesi gün yola çıkma cesaretini nasıl buldunuz? Nasıl bir andı o?

Sonuç olarak evet; aniden aldığım bir karar üzerine kısa süre içinde yola çıktım, diğer bir yandan altyapım da vardı. Çocukluğumdan beri tabiatı çok seven biriydim ve meraklıydım. Toplumumuzda meraklı insanı çok sevmezler, biliyorsun. Ama merakım körelmedi. Kültürel anlamdaki merakım da yıllar içinde devam etti. Öğrencilik dönemimde birçok belgesel izledim. 2008′de kilo vermek için spora başladım ve zaman içinde ultra maratonlar koştum. Dağ sporları, bisiklet, serbest dalış derken böyle bir yolculuk için gereken altyapı da oluşmuştu. Fakat bu noktada zihinsel dayanıklılığın ayrı bir önemi var. Sporun insana kattığı kararlılık ve disiplin tartışılamaz; bir ultramaratonda sakatlık haricinde koşuyu ne olursa olsun bitirmek gibi. Ama yol bambaşka bir kafa; özellikle obsesif derecedeki hırslarımdan epey arındığımı söyleyebilirim.


Evet, ben de onu soracaktım…Yolculuğun başlangıcı nasıldı?

Başta çok hızlıydım bir an önce Türkiye’den çıkmak istiyordum. Çılgın gibi her gün 100 km bisiklete biniyordum. Sonra Türkiye’den çıkınca dedim bir yavaşlayayım, bir etrafı tanıyayım. O kadar hayatımızın yolculuğuna çıkmışız.

13731691_10155001498577542_872820582303383205_n


Neden araç olarak bisikleti tercih ettiniz?

Bu yolculuğu yapmaya karar verdiğimde alıp başımı gitmek istedim. Bir ara denizci olmayı düşündüm. Çünkü denizci olursam bütçe derdim olmazdı. Gemiye girerdim, sadece o zaman liman liman gezecektim. İnsanlardan duyduğum kadarıyla denizci olduğunda pasaport vize sıkıntın olmuyor. Ama bu iş zor bir iş tabiki. Ve buradan bir düzenin içinden çıkıp orada bir düzenin içine girecektim. Sonra dedim benim bildiğim yöntem bisiklet, bu fikir hep hoşuma gidiyordu zaten. Hem gün boyu egzersiz yapmış oluyorsun, yavaş ilerliyorsun, sade yaşıyorsun.

Sizce “traveler/gezgin” diye bir şey moda oldu mu ?

Evet bu bir trende dönüşünce moda oluyor; kaçıp gitmek, bırakıp gitmek. Yeni jargonlar gelişti, mesela “plaza yaşamını bırakıp çantasını sırtına attığı gibi yola çıkmak”. Ama sonra bakıyorsun o çantayı alıp çıkmak başlı başına bir trend olduğu için, o da tüketim toplumuna ayak uyduran bir birey olduğu için, hoop çantayı alıp çıkıyor ve 2 ay sonra o plaza yaşamına geri dönüyor. Çünkü o, onu tüketiyor. Ben bu döngünün içinde görmüyorum kendimi.

Yani sizin seyahatiniz rutinin dışına çıkmak istemekten çok Türkiye dışında farklı coğrafyalar tanımak istemekti?

Aslında ikisini de çok istiyordum. Diğer bir yandan, içinde bulunduğum yaşamdan ve ülkeden kaçış isteğim de inkar edilemez. Bu noktada bilge bir adama dönüşüp ‘hiçbir şeyden kaçmıyorum, iç huzurum çok yüksek bir mertebede, bunu sadece gezmek görmek istediğim için yapıyorum’ diyemem. Yani rutinin dışına çıkma, farklı coğrafya ve kültürler tanıma arzuları ve tabii ki biraz da kaçış vardı bu yolculukta.

DSC_0066

Güney Asya’dan döndükten sonra İstanbul gibi kozmopolit bir şehire adapte olmakta zorlandınız mı?

Kötüydü. Eskiden de çok normal gelmiyordu ama şimdi daha da rahatsız oluyorum. Tabi bunun ülkenin içinde bulunduğu durumla da alakası var. Bu yolculuğu ben maddi zorluklarla yaptım, bundan hem gurur duyuyorum. Hem de bazen diyorum ki, sonuç olarak daha fazla param olsaydı ben onu da tercih ederdim. İstediğin zaman bir otel odasında kalmak, bir banyo yapabilmek bunlar güzel şeyler.

Gitmeden önce sağlık açısından bir önlem aldınız mı? Ya da orada bir sağlık problemi yaşadınız mı?

İlaçlarla aram pek iyi değildir. Zaten kolay kolay da hasta olmam. Sadece giderken bir doktor arkadaşım bana bir ilaç çantası hazırladı. Sonra bir gün fark ettim ki 9-10 aydır o çantayı yanımda taşıyorum. Bir sürü ağırlık yapmış. Sonra aldım hepsini çöpe döktüm.

Peki şey diyorsunuz “Yavaş ilerledim, sade yaşadım, az tükettim”. Sizin gibi böyle bir yolculuğa çıkmak isteyen ama bütçesini dert eden insanlara zorluk yaşa, buna değer mi dersiniz; yoksa biraz daha bütçeni sağlamlaştır ve öyle git mi dersiniz?

Sonuç olarak bu, insanın gezmekle dolaşmakla ilgili beklentisi ve ne istediğiyle alakalı. Kendisini tanıması çok önemli. Benim yaptığım gibi ben bu işi yapayım da 3 dolarla 5 dolarla, yeter ki gideyim diyebilir. Ama başka bir insan der ki, evet ben bu işi yapmak istiyorum ama açlık sınırında yapmak istemiyorum. Ama tutup da 20 sene sonra gitmek değil de 8-10 ay sonra gider. Bu kişiye bağlı biraz. Kişinin karakterinin gücüne, bunu ne kadar içtenlikle istediğine bağlı. Gerçekten gitmek istedikten sonra bir insan gider. Ben bir sabah annemle Göztepe’de kahvaltı ettim, sonra bisikletime atladım ve yolculuğuma başladım.

14051796_10155109533387542_2568512805680493788_n


Siz Güney Asya tarafına gittiniz, neden o coğrafyayı tercih ettiniz?

Birincisi evimden çıktığım gibi bisikletle karayolundan gittiğim için ekstra bir derdi, meşakkati yoktu. Batıya değil de Doğuya gitme sebebim ise böyle beni çok geriyordu Schengen vizesi falan. Bir de Avrupa pahalı benim param yoktu. Ve nedense Avrupa gezmek görmek için çok merak ettiğim bir yer değil. Doğunun o bilinmezliği, kaosu beni cezbetti. Orada tanıyacağım insanlar, kültürler, renkler, lezzetler beni çekti. Ama mesela bireye daha fazla değer verildiği için Avrupa’yı ileride yaşamak için tercih edebilirim.

Gittiğiniz yerlerin sosyolojik yapıları nasıldı? Sizi etkileyen bir çok olay olmuştur, bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı?

Özellikle Hindistan ve Burma’da insanlar birbirlerini oldukları gibi kabul edebiliyorlar.Tolere ediyorlar demek istemiyorum, çünkü bir şeyi olduğu gibi kabul etmekle tolere etmek farklı şeyler. Orada insanlar birbirlerini kabul etmişler; farklı dinlerden insanlar ya da farklı dilleri konuşan insanlar bunlar. Ya da ülkenin güneyinden gelmiş adam kuzeyinden gelmiş adamla anlaşabiliyor. Bizim ülkemizde kimse kimseye dayanamıyor. Bizden değilsen düşmansın durumu var ve seni kabul etmiyor adam.

12672169_10154713596622542_6122540015946221626_o


Yolculuğunuz boyunca instagramı aktif olarak kullandınız mı? Çünkü hem çektiğiniz fotoğraflar mükemmel, hem de sosyal medya artık bir işe dönüştü. Sponsor bulunabiliyor seyahatler için…

Akıllı telefonum yoktu. Aslında instagramı bir araç olarak kullanmam gerekiyordu. Pili bir hafta giden eski telefonlardan vardı. Pakistan’dan da 5-6 tane pil aldım, tanesi 1 dolardan. Telefon mp3 de çalıyordu. Alarm falan hiç kurmuyordum zaten. Çoğunlukla hangi günde olduğumuzu bile karıştırıyordum. Kısacası bana yetiyordu. İlk yolculuğum biraz gözümü karartıp gitme şeklindeydi. Ama şimdi sosyal medya hesaplarım var ve aktif olarak kullanıyorum. Yeni yolculuğumdaki amacım daha sürdürülebilir, geliştirilebilir bir yolculuk yapabilmek ve bunu bir yaşam şekli haline getirebilmek. Mesela kahveyi çok severim. Orta ve Güney Amerika’da kahve üretim bölgelerini ziyaret etmek istiyorum. Oradaki insan yaşamlarına dahil olmak istiyorum. Zaten bir blogum da var. Orada küçük röportajlar olabilir, foto hikayeler olabilir. Böyle şeyler üretmek istiyorum. Daha sonra bu bir kitap olabilir, bir fotoğraf kitabı olabilir. Şuan halihazırda yazdığım birkaç foto hikaye var aslında, 6-7 tanesi de hazır. Yeni yolculuğumda artık biraz daha bu şekilde ilerleyeceğim.

Fotoğraf merakınız önceden var mıydı? Yoksa yolculuk süresince mi gelişti?

Fotoğrafla ilgili sadece üniversite son sınıfta fotoğrafçılığa giriş dersi almıştım. Orada çok temel şeyleri öğrenmiştim. İlgim vardı. Bir süre fotoğraf çektim, sonra biraz ara verdim. Bu yolculuk için de yeni bir fotoğraf makinesi aldım bol bol fotoğraf çekme amacıyla.

DSC_0068

Çok değişik hayatlar ve kültürler tanıdınız gittiğiniz coğrafyada, dolayısıyla bir çok etkileyici an yaşamışsınızdır. Fakat ben tam şuan aklınıza gelecek olan en mutlu hissettiğiniz ânı sormak istiyorum.

Çok mutlu olduğum şu var; Hindistan’ın Pencap eyaletinde böyle 3-4 tane ingilizce bilen yeni nesil köylü gençle tanıştım. 16-17 yaşlarındalardı. Bir tapınakta tanıştık. Sonra oradan uzak bir yerde bir köyden geldiklerini söylediler. Sih dini mensupları var Hindistan’da, bu gençler de bir Sih köyüne davet ettiler beni. Köye giden ilk yabancıymışım. Orada beni 3-4 gün misafir ettiler. Köyde sokaklarda dolaşıyoruzi insanlar heyecanlılar. 1950′lerin 1960′ların Anadolusu gibi düşün. İlgi, alaka, saflık, misafirperverlik… İnsanlar beni evlerinin avlularına davet ediyorlar, gidiyorum. Mesela bir amca da davet etti. Oranın baharatlı bir içeceği var, onu ve yanında da mango turşusu ikram etti. Bilmediğim bir dil konuşuyor anlamıyorum ama birbirimize bakıp gülüşüyoruz. Başka bir evden çağırıyorlar oraya gidiyorum, sonra akşam oluyor bir evde toplanıyoruz, yemek pişiriyorlar falan. Hatta yıkık dökük eski bir ev gösterdiler. “Bu evi restore edelim sana, burada kal köyden de bir kız buluruz, evlendiririz seni” dediler. Dedim yok abi, ben yolculuğuma devam edeceğim. Sonra üzüldüler ben gidiyorum diye, ertesi gün kalktım tek tek herkese veda ettim. Oradaki köylü kadınların biri ekmek pişirmiş, biri fıstıklı üzümlü helva pişirmiş. Bana yolluk olsun diye bir torba yapmışlar. Sonra sarıldık vedalaştık. O Sih köyünde çok mutlu olmuştum. O insani saflığı hissetmek beni çok mutlu etmişti. Özel hissetmiştim, oraya gittiğinde insanlık ölmemiş diyorsun.

unnamed