‘Benim Güzel Sinemalarım’ bitiyor mu? Cüneyt Özdemir yazdı

Cumartesi, 9 Şubat 2013 11:05

Dipnot Tablet’in Başyazarı Cüneyt Özdemir sinema sektörünün geleceği ile ilgili bir yazı kaleme aldı.

1.Sahne Cape Town

Yanılmıyorsam Güney Afrika’ya ikinci kez 2008 yılında gittim. Cape Town hala Los Angeles’ın Afrika şubesini andırıyordu. Hava yine gündüzleri sıcak akşamları ise oldukça serindi. Ben daha önce Zulu bölgesinde bir safariye katılmıştım ama beraber gittiğim arkadaşım hiç safari görmemişti. En yakındaki safari alanına gitmeye karar verdik. Günübirlik bu ‘çakma safarinin’ bir haftalık kaldığım lüks safariden tek farkı alanın küçülmüş her türlü hayvanın üst üste yığılmış ve tüm safari olayının hızlandırılmış olarak yaşanmasıydı. Farklı ülkelerden gelen turistler arasında elbette Türkler de vardı ve ‘Türkler Türkleri bulur’ felsefesi ile bir jeepin içinde Türk bir çift ve şirin çocukları ile tanışmamız uzun sürmedi. Sonrasında AFM sinemalarının sahibi olduğunu öğrendiğim Adnan Akdemir ve (sempatik eşiyle) işte böyle tanıştık. Sonrasında Güney Afrika’nın şarap bağlarının olduğu Franschhoek bölgesine beraber gitmeye karar verdik. Yaklaşık 3 saat yol boyunca Adnan ile sinemaların geleceği üzerine keyifli bir sohbete daldık. Ben iyi bir film meraklısı o da film meraklılarının sihrini yakalayan bir yönetici olarak elden çıkartmaya başladıkları AFM sinemalarını ve sinema sektörünün geleceğini anlattı. İlginç bir gözlemi vardı. Daha doğrusu bana çok ilginç gelmişti. Adnan ileride sinemaların sadece film gösterilen yerler olmaktan çıkıp insanların farklı amaçlar için bir araya geldiği mekanlara dönüşeceğini iddia ediyordu. İlk duyduğumda ‘nasıl yani?’ dediğimi hatırlıyorum. ‘Mesela konserlerin canlı yayınlandığı, 3D maçların seyredildiği ya da bunun gibi pek çok toplumsal etkinliğin yayınlandığı mekanlar olacak’ diye tarif etti.

Şöyle bir gözümde canlandırmaya çalıştım ama itiraf edeyim çok da kafama yatmadı. Zaten sonrasında Franschhoek’e vardık, bağlardaki şahane bahçelere kurulu masalarda güzel şaraplar içtik, unuttum gitti…

2.Sahne Londra

Geçen gün Londra Fulhamm’da bir sinemada Life of Pi filminin başlamasını beklerken bir yandan elimizdeki devasa mısır kovalarını avuçlayıp diğer yandan da film öncesi reklamları seyrediyorduk. (Evet burada da ne yazık ki film öncesi 15-25 dakika arası reklam oluyor!) Reklamların ortasında film fragmanları arasında İngiltere’deki sinemalarda önümüzdeki sezon etkinlikleri sıralanıyordu. Canlı yayınlanacak Viyana Operasındaki bir yılbaşı konserinden derbi maçlarına, çölde üç boyutlu gerçek motorsiklet yarışlarından moda şovlarına kadar pek çok etkinlik sinema salonlarında 3D yayınlanacaktı. Bu organizasyonu düzenleyen şirket, etkinlikleri duyururken pek çoğunun ilginizi çekmemesi mümkün değil. Üstelik İngiltere’de sinemalarda yeni başlayan uygulamalarla sinemada içki hatta yemek veriliyor. Bizim bir dönem MARS Entertainment’ın yanlış zaman ve kesinlikle yanlış mekanda denediği bu tür etkinlik, İngiltere’de iyiden iyiye bir modaya dönüşmüş. Geniş koytuklarda ayağınızı bir pufa uzatıp oturduğunuz, girişinde sizlere kokteyl hazırlayan bir barmenin bulunduğu barı olan sinemalardan bahsediyorum. Bilmem gözünüzde canlandı mı?

Anlayacağınız Adnan’ın 5 yıl önce anlattığı gelecek çoktan gelmiş kapımıza dayanmıştı.

3.Sahne İstanbul

Geçtiğimiz ay İstanbul’da yapılan FreshMesh 2013 toplantısı ne yazık ki Mehmet Ali Birand’ı kaybettiğimiz günlere denk geldiği için biraz güme gitti. Oysa üzerinde konuşmamız gereken çok ilginç oturumlar yapıldı. Bunlardan birinin arasında dışarı çıktım. Sony’nin bir yöneticisi yeni icat ettikleri 4K televizyonu anlatırken gidip koridorda sergilenen modeline yakından bakmak istedim. Televizyonu nasıl tarif etsem bilmiyorum. Önüne oturduğunuzda herhangi bir AVM’deki küçük sinemalardan birinin içinde gibi hissediyordunuz kendinizi. Üstelik bunu 50.000 dolar civarında bir rakam ödeyerek evinize almanız mümkün. (Merak etmeyin fiyat bir kaç yıl içinde onda birine inecektir) Görüntü kalitesi bırakın televizyonu sinemadan bile daha iyi gözüküyordu.

İçeriye girdim, biraz sonra Webrazzi Arda Kutsal ile Hanzade Doğan Boyner’in söyleşisi başladı. Boyner’in ilginç bir tesbiti vardı. Dünyada internetin müzik ve kitap sektörünü önce çökerttiğini sonra dönüştürdüğünü anlatıyor ardından tek dokunulmazlığın sinema sektöründe olduğunu şaşkınlıkla söylüyordu. ‘Nasıl dönüştüremedi anlamadım’ derken ben de düşünmeye başladım. Gerçekten internetin giremediği tek sektör Hanzade Hanım’ın söylediği gibi sinema sektörüydü. Bildiğiniz gibi napster müzik paylaşım sitesi dünyada müzik sektörünü çökertti. Neyse ki itunes icat oldu da yeni standartlarla müzik sektörü yeniden oluşturuldu.

Nitekim basılı kitap çoktan yerini elektronik kitaba bırakmış durumda. Benzer bir durum elektronik yayıncılıkta da geçerli. Android ve App. Store’larda yayıncılığın ve oyun teknolojilerinin standartları belirleniyor. Steril ve korunaklı, yani lisanslanmış, ücretlendirilmiş olarak bir düzen oluşturulmaya çalışılıyor. Bu sayede dünyanın herhangi bir yerinde çıkan bir müziği, kitabı, dergiyi anında başka bir yerde indirip dinleyebiliyor ve okuyabiliyorsunuz. Elbette telifini ödeyerek. Tek bir sektör sinema hariç. Filmleri izleyebilmek için dağıtımcıların ve dağıtım ağlarının insafına bakmanız gerekiyor. Bakmayın Türkiye’de korsan filmlerde pek çok şeyi izleyebildiğinize. Mesela İngiltere’de bırakın korsanı lisanslanmış dizileri bile internette izleyemiyorsunuz.

Şu anda dünyanın dört bir tarafındaki sinemayı ayakta tutan da işte bu sıkı denetim. Yakın bir zamanda bu denetim kalkarsa biraz önce bahsettiğim yeni ekranlar sayesinde ‘mısır patlatıcı almak şartı ile’ kimsenin sinemaya gitmesine gerek kalmayabilir.

Ancak sinemalar da eskisi gibi sadece film gösteren mekanlar olarak var olmayacaklardır. Yeni bir çıkış yolu arıyorlar gördüğünüz gibi. Ya da yıllar önce çizdikleri vizyonla yeni bir yola doğru üretime geçmeye başladılar. Nitekim bunun bazı örneklerini Türkiye’de de izledik.

İsterseniz gelinen noktayı başka bir örnekle pekiştireyim. Geçen gün Londra’da kahvaltıda buluştuğum ünlü bir internet gurusu ile ilginç bir AVM tartışmasına giriştik. Bildiğiniz gibi Türkiye’de ihtiyacın çok üzerinde AVM çılgınlığı yaşanıyor. Adım başı açılan AVM’lerin geleceği ise karanlık. Zira alışveriş sektöründe perakende mağazacılık ölüyor. Yerini hızla alışveriş siteleri ve adrese teslim yeni bir sistem alıyor. Artık internet siteleri mağazaların yerini almaya başladılar. 5 yıl sonra pek çok AVM’nin batacağına yüzde yüz gözüyle bakıyoruz. Ya başka bir işlev bulunacak; ki ben hayvan pazarına dönüştürülen AVM biliyorum, ya da çürümeye terk edilecek. Yani anlayacağınız ne kadar direnirsek direnelim dünya değişiyor ve yeni bir düzen kuruluyor bu düzende hiç kimsenin eski alışkanlıklarla devam etmesine imkan yok.

Yakında Cinema Paradiso’yu sadece filmlerde bir nostalji olarak göreceksiniz. Benden söylemesi, şu aralar gidebilidiğiniz kadar sinemaya gidin… Yoksa EMEK sinemasını ancak bir anı olarak torunlarınıza anlatabilirsiniz. Ha pardon EMEK’in çoktan kapatıldığını unutmuşum bakın!

Dipnot Tablet App Store ve Android Market’te. Hem de bedava…

Tags