Beni bir kez daha iktidara taşı

Salı, 19 Ağustos 2014 11:34

Geçmişi düşünüyorum, oldukça yoğun duygularla geçmişte yaşadığım dünyanın nasıl bir yer olduğunu anımsamaya çalışıyorum. Bu kimilerine göre geleceği yenilik olarak değil de geçmişe bağlı kalarak şekillendirmemize yol açabilir fakat hayır bunun asla böyle olmadığını biliyorum. Geçmişi yorumlayarak bugünü anlamak, gelecek hakkında rotamızı doğru çizmemize olanak veren karşılaştırmalı bir kavrayıştır.

Benim yaşımda olanlar geçmişte dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamak için anılarında, fotoğraf albümlerinde, günlüklerinde, eğer hayattalarsa anne ve babalarının cümlelerinde yolculuk ederlerken, benden daha genç olanlar geçmişteki dünyayı tarih kitaplarından, romanlardan ve kendilerinden yaşça büyük aile fertlerinden öğreneceklerdir. Geçmişi anımsama ya da öğrenme süreçleri kişiden kişiye göre değişse bile ve tarihsel süreçler tarih yazımına göre farklı anlamlar kazansa bile geçmişin gerçekliği farklılık göstermemektedir.

Bununla aslında anlatmak istediğim geçmişin gerçekliğinin bireyler veya küçük yerleşim yerleri düzeyinde ve yerel diyebileceğimiz bir anlamlılık kazanmasıdır. Şöyle düşünecek olursak, bundan yaklaşık kırk ya da elli sene önce küçükbaş hayvancılıkla geçinen bir köylünün tavuk çiftliğinde onlarca tavuk telef olur ve bu durumdan sadece o tavukların sahibi ve köyde yaşayanlar tanıklık eder, bu olay sadece onların gerçekliğini oluşturur. Kimsenin aklına günümüzde olduğu gibi bu olay için labaratuarları harekete geçirmek ve farklı finans kaynaklarıyla olayı çözüme kavuşturup önlemler almak gelmezdi. Şimdinin dünyasına baktığımızda böyle bir olay yaşandığı an gerek medya kanalları özellikle de sosyal medya araçları gerekse devlet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarla hemen herkesin bu olaydan haberi olmaktadır. Küresel dünya bu olaya hemen bir ad vererek insanları bilinçliği olmaya çağırmaktadır: “Kuş gribine karşı lütfen dikkatli olalım!”

Bilinçli bireyler yaratmak günümüz dünyasında sürekli olarak gerçekleşen bir durumdur; fakat bilinçli olmaya çağıran kurum genellikle devlettir. Devlet, hepimizin bildiği gibi bireylerin bilinçlenip bilinçlenmemesine, öğrenip öğrenmemesine, seçip seçmemesine ve bunun gibi farklı eylemlerine karışmayı kendine rol edinen soyut bir mekanızmadır. Devletler genellikle ulus devlet anlayışı çerçevisinde kendi toprakları üzerinde yaşayan ulusun sağlığını, güvenliğini ve refahını düşünmektedir ve sürekli olarak karşılaşılan problemlere karşı yerel odaklı çözümler üretmektedirler. Dünyanın pek çok ülkesinde uzun yıllardır faaliyet gösteren bankalar belki siz bu yazıyı okuduğunuz zaman iflas ediyor, binlerce kişi işsiz ve onbinlerce kişi bu bankaya yatırdığı parasını kaybediyor. Küreselleşmeyle paralel olarak gelişen medya araçları sayesinde bu konuya dair sizin pek çok fikriniz oluyor; fakat o ülkenin devleti o bankayı iflastan kurtarmak için çabalıyor ve sonunda ya başarılı ya da başarısız oluyor. Yani aslında devlet bu noktada yerel bir çözüm pratiğini devreye sokuyor. Fakat aslında sorun gerçekten yerel düzeyde mi sınırlı kalıyor? Tabi ki hayır! Küreselleşen dünyanın bilgi akışı nasıl birbiriyle etkileşim içerisindeyse siyaseti, ekonomisi, kültürü, psikolojisi ve dili de birbirinden etkileniyor ve sürekli olarak kendisini ‘oraya’ ya da ‘buraya’ entegre etmeye çabalıyor.

Uzun lafın kısası devletler küreselleşme çağında yerel odaklı çözümler üreterek aslında iktidarlarını sağlama alma odaklı çalışmalar gerçekleştiriliyorlar. Hepimizin yakından bildiği gibi iktidarlar oy kaygısıyla ve özellikle seçimlerden önce pek çok atılım yaparak seçmenin gözünü boyamaya başlarlar ve seçmenden bekledikleri sadece ‘beni bir kez daha iktidara taşı’ isteğidir. Fakat, şimdinin dünyasında yerel odaklı çözüm pratikleri dünyanın farklı noktalarındaki yaraları, sadece göstermelik iyileştirmektedir. Devlet, ya bu yolun basit olduğunu varsayarak herhangi bir değişikliğe gitmemekte ya da gerçekten yerel odaklı çözümlerin -büyük bir yanılgıyla- sorunların üstesinden geldiğini düşünmektedir.

Geçmişi düşünerek başladım yazıma ve sonunda geçmişle bugünü kavramaya çabalıyorum. İlk gençliğimi yaşadığım dünya günümüz dünyası kadar küresel ölçeklerle boyutlanmamıştı. Bugün herhangi bir bölgede oluşan sorunları çözmek daha basit ve daha sürdürülebilir. Pek çok devletin farklı konular hakkında bilgi birikimi var ve devletler bu bilgi birikimleriyle oluşabilecek her sorunun üzerinden rahatlıkla gelebilirler. Ve aslında doğru olan devletlerin küreselleşmenin artılarını ve eksilerini iyice hesaplayıp sorunların çözümünde bir araya gelerek ortak paydada buluşup küresel çözüm odaklı işbirlikleri geliştirmelidir.

Yazan: Serdar Dinler

 

 

Tags