Başörtülü öğrenci Gezi eylemlerini neden desteklediğini Dipnot’a anlattı

Cumartesi, 15 Haziran 2013 16:18

fft64_mf1491966Ben başörtümden öte bir insanım, öncelikle herkesin bunu kabul etmesi gerekir. Bende de ağaç sevgisi var. Ben de çevreme duyarlıyım. Benim de polisin şiddetine karşı hassasiyetim var. Ve en önemlisi benim de mevcut sistemle ilgili eleştiri yapmaya hakkım var.

Başta ağaç sevgisi idi mesele. O zaman hakkım varmış eyleme destek vermeye, öyle diyorlar. Ben merak ediyorum. Başta sadece ağaç iken mesele neden AKP seçmeninden dikkat çekici bir şekilde destek gelmedi Gezi Parkı’na? Madem eylem sadece başta haklı bir eylemdi neden sadece Sırrı Süreya Önder kullandı dokunulmazlığını? Ben isterdim ki bir AKP milletvekili orada kepçenin önüne atlasın. Ben isterdim ki partinin içinde muhalefet yapabilecek, her şeyi kabul etmeyecek, gerektiğinde elini masaya vurabilecek temsilcilerimiz olsun. Ama yok maalesef.

Polis orantısız, gereksiz ve zamansız güç kullandı. Sen içlerinde ağaç sevgisi, kitap sevgisi olan gencecik insanlara şafak baskını yapıp biber gazı kullanıyorsun, çadırlarını yakıyorsun ve herkesin bu duruma gözlerini kapatmasını istiyorsun. Hayır efendim ben yapamam. Yapamadım.

Şu an çevremdeki tepkilere baktığımda zaten bu suçları kabullenmiş insanlar görüyorum. Onların meseleleri, benim bir başörtülü olarak neden hala Başbakan’ı eleştiren ‘hatta devirmeye çalışan’ kesim ile beraber olduğum. Çünkü işler değişmiş. Ağaç meselesi değilmiş artık. Evet onlarla birlikteyim çünkü başörtüm düşünmemi engellemiyor. Bana her koşulda Başbakan’ı savunma zorunluluğu vermiyor. Nankörlük de edemem. Benim Başbakan’ım üniversiteye başörtülü girmemi sağlamış biri. Hatta toplumda ikinci sınıf muamele görmemi engellemiş biri. Ben ona müteşekkirim. Kimse bunları yadsıyamaz. Ancak bu Başbakan’ın daha ilk seçimlere girmeden sözünü verdiği, zaten yapması gereken, hakkım olan bir düzenlemeyi yerine getirdi diye ömrümün sonuna kadar ona minnettar kalmamı, her yanlışını görmezden gelmemi zorunlu kılmaz.

Ben sadece bir çevreci iken bir anda solcu oldum, komünist oldum, anarşist oldum, başörtüsünü güzellik için kullanan bir yosma oldum. Her türlü yakıştırmayı duydum normalde her koşulda yanımda olması gereken insanlardan. Bu millet hala öğrenememiş insanları düşünceleri yüzünden yargılamamaları gerektiğini… Şimdi benim de bir kaç kelamım var, eğer dinleselerdi anlatabilirdim derdimi.

-Ben aslında Topçu Kışlası’na karşı değilim. Başbakan’ın tabiriyle tarihi yeniden ihya etmelerine karşı değilim. Olamam zaten. Tarihi mekanlara, otantik dükkanlara, antika eserlere bayılan biri olarak asla karşı çıkamam. Benim karşısında olduğum durum kapitalist amaçlarla ağaçların canına kıyılması, her boş duran toprağın binaya dönüştürülüp ekonomik fayda elde etme çabaları.

-Benim karşı olduğum nokta; Başbakan’ın üslubu, tavrı, onu üç dönemdir başa getiren insanların sadece toplumun mübarek kesiminin olmadığını, HALK olduğunu unutması.

-İnsanların lider olarak saygı duyduğu kişilere ”ayyaş” demesi,

-Sanat eserlerine ”ucube” demesi,

-Düşünen ve sesini çıkarma cesaretinde bulunan gençlere ”çapulcu” demesi

-Ve en önemlisi benim dini değerlerimi siyasi malzeme olarak kullanması. Bir başbakan benim dinimi özgürce yaşamam için elinden geleni yapmalı hatta gerektiğinde dini vecibelere uygun düzenlemeler getirmeli. Dindar biri olarak hiç bir itirazım olmaz. Ama bir başbakan bizzat imam tarafından yalanlanmış bir iddiayı sırf dindar kesimi, dinsiz olarak yaftalanmış eylemciler ile karşı karşıya getirmek için yeniden dile getirmemeli. Orada sağcı-solcu, başörtülü-başörtüsüz ayrımı yapmadan direnen insanları birbirine düşman edecek söylemlere mahal vermemeli.

Oradaki insanlar Başbakan’dan bir defa da olsa geri adım atmasını bekledi. Bu kez gerçekten umutları vardı. Çünkü haklılardı. Bir çevreci eylemi ülke çapında bir direnişe dönüştürebilecek kadar yeterli sebepleri vardı. Her birinin ayrı görüşü olduğu gibi hepsinin kendisine göre bir talebi vardı. Ama ortak olarak daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha fazla saygı ve daha yaşanabilir bir Türkiye istiyorlardı. Ben nasıl kamu alanında da başörtüye özgürlük istiyorsam onlar da yaşam tarzlarına karışılmamasını istiyorlar. Veya şöyle ifade edeyim, ben nasıl zamanında kendi özgürlüklerim söz konusu olduğunda katsayıyla, başörtüsü problemiyle mücadele ettiysem şimdi de onların özgürlükleri için de mücadele etmem gerektiğini düşünüyorum.

Bu gençler 28 Şubat gibi bir felaketi yeniden yaşamak istemiyorlar. Tıpkı benim, bizim gibi. Sadece Başbakanın ilk zamanlarına geri dönmesini, kibrini, öfkesini bir kenara bırakmasını istiyorlar. Ama 17 gündür bir sonuç göremediler. Şimdi bu insanların istifa çağrılarında haksız olduğunu söylemeyin. Büyük bir çoğunluğunun hükümetle, parti ile derdi yok iken bütün siyasilere düşman oldular. Bunu bizzat başımızdakiler yaptı. O gençleri dinleyip sorunlarını çözmek yerine Kuzey Afrika gezisine çıkmayı tercih eden Başbakan yaptı. Parkın güzelliğinden, ıhlamur kokusundan bahsederken yeni bir operasyon emri ile yüzden fazla yaralıya daha sebebiyet veren Vali Mutlu yaptı. Gençleri okumayı başaramayan siyasilerimiz yaptı. Şimdi her şeye bu kadar geç kalınmışken bu direniş insanların canlarına mal olmuş iken nasıl kendilerini affettireceklerini, toplumun saygısını ve güvenini nasıl yeniden kazanacaklarını merak ediyorum. Herkes merak ediyor. Bu hala umutlarımızın tükenmediğine de delalet ediyor…

Melek BİLGİLİ

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ