Barışa Bütçe Ayırdın Mı?

Çarşamba, 13 Ağustos 2014 13:03

Bu hafta Dipnot Tablet’te Aşkım Kapışmak, savaşın bitmediği dünyayı, savaşa yatırım yapan ülkeleri sorgulayarak şu soruyu soruyor:

Barışa Bütçe Ayırdın Mı?

Uzun yıllar sorguladığım şeylerden biri de bu! Toplumlar, devletler, bireyler barışa dair bütçe ayırıp ne yapıyorlar?

Tüm dünya ülkelerinde tarih denilince akla gelen ilk şey ‘savaş’. Herkes kendi tarihini anlatırken gücünü gösterme egosuyla yok ettiği insanların sayısı ile övünüyor. Bizim ülkemizde de aynısı var. İlköğretim yıllarında aldığımız tarih derslerinde vurgu yapılan tek şey, hangi savaş, kimle kim arasında, ne zaman oldu ve kim kazandı.

Bilinç altımıza kodlanan buydu. Yok ettiğimiz insanlık üzerinden orgazm olma hali sadece bize özel değil tabii. Kendi sınırlarını belirlemek adına savaşan tüm devletler, savaşa ‘evet’ dedi. Halen de diyorlar. Garip olan ise savaşla yok ettikleri insanların acılarının içine dalıp, ‘barışı getireceğiz’ sloganları atmaları. Aslında insanın dinamiğine ne kadar benziyor. Biri gelir hayatınızı altüst eder, sonra ben senin kurtarıcın olucağım deyip, sizi bağımlı kılmaya çalışır.

Tüm dinler, sevgi yolculuğu olarak gelmiştir. Ama o dinleri sahiplenenler kendi çıkarları için diğer dinleri savaş dini olarak algılatmaya çalışmışlardır. Farkındaysanız şu an İslam dini tüm dünya ülkelerinde böyle pazarlanıyor. Yazarken bile içimi acıtıyor, pazarlama.

Bu güçleri elinde olan imkanlarla böyle bir algı yönetimi yaparken, biz ülke olarak bu savaşa karşı cephanelerimizi güçlendirmek zorundayız. Sevgi dini algısını yaymakta bizim amacımız olmalı.

Türk olmamızla ilgilenmediler çünkü en temel değerden vurmak adına. Bu sebeple Türk olmakla Müslüman olmak arasına sıkıştırıldık. İkisini abartan bazı zihniyetler uçlara gidip amaçlarından saptılar. İşte iç psikolojik savaş temeli burada atıldı. Öyle bir boyuta geldi ki insanlar ‘Allah’dediğinde ‘’dinci’’etiketine maruz kalır oldu. Atatürk, Türklük konularını açtıklarında ise ‘Sen Müslüman değil misin?’ sorularıyla başbaşa kaldılar. Tabii ki bu durum kendi trollerini yarattı. Savaş çığlıkları atan bu tahrikçiler algı yönetimine başladı.

Yaşam mücadelesinde savrulan ve kendine yabancılaşmış bireyler kendini arama yolculuğunda bu algının içinde buldular kendilerini. Öfkelerini kusacak, aitlik duygularını hissedecek, streslerini atıp, saldırganlaşacak bir alan bulmuş oldular.

Kimi Müslümanlık, kimi Türklük algısının askeri oldu. Her ikisindeki amaç sevgi-saygı iken, ‘bizden olmayan ötekidir’ denildi. Şimdi o kadar ayrıştı ki, eğlendiğimiz, yemek yediğimiz, gezdiğimiz, alış veriş yaptığımız yerlere kendimizi tanıtan işaretler bıraktık. Bu alan bizim, sizin yeriniz yok der gibi. ‘Orası onların takıldığı yerler’ cümleleri sıklaştı. İnsanların kıyafetlerine, tavırlarına, evlerine, arabalarına bakıp, iç dünyaları hakkında ahkam kesmeye başladık.

Yazının tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play