Bahçeli: Başbakan neden dilsiz, bu kahredici sessizliğin hikmeti ne?

Pazar, 21 Temmuz 2013 15:30

devlet-bahceli-10(2)Suriye sınırında yaşananlar MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Ankara’da düzenlediği basın toplantısının ana gündemiydi. Bahçeli, “Hükümet ihanette son etaba yaklaştı” dedi; “Başbakan neden dilsiz. Bu kahredici sessizliğin hikmeti ne” diye sordu.

Bahçeli, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, geriye bakıldığında Türkiye’nin hiçbir sorununun çözülmediğini ve hiçbir yükü hafifletilemeyen bir ülke gerçeğiyle yüz yüze kalındığını savundu.

“Yıllar AKP’yle israf edilmiş ve boşa geçmiştir” görüşünü dile getiren Bahçeli, verilen demokratik kredinin layıkıyla kullanılamadığını savundu.

Türk milletinin yüzüstü bırakıldığını, kuru vaatlerle oyalandığını ve boş sözlerle avutulduğunu söyleyen Bahçeli, şöyle konuştu:

“AKP’yle birlikte tahribat her alana yayılmış, bozgun her tarafa sıçramıştır. Toplumsal bünye cepheleştirilmiş, siyasi yapı ahlaki ölçülerden arındırılmış, milli birlik ve beraberlik makul düzeyden uzaklaştırılmıştır. Türkiye aslında adı konulmamış siyasal, sosyal ve ekonomik merkezli bir krize yıllardır katlanmak, yıllardır tahammül etmek zorunda bırakılmıştır. AKP hükümeti duyguların, birlikte yaşama inancının ve bin yıllık devasa kardeşlik iradesinin arasına girmiş, harcı bölücülükle karılan kalın bir duvar çekmiştir. Aynı zamanda Türk milletinin tüm fertlerini birbirine düşürmek amacıyla yoğun çaba sarfetmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın etnikçi, bölücü ve kışkırtıcı tasavvur, tahayyül ve tahrikleri, iç içe geçmiş millet varlığını ayırma, ayıklama ve ayrıştırma amacına hizmet etmiştir. 24 Temmuz’da 90′ncı yıldönümünü idrak edeceğimiz Lozan Antlaşması’yla, tescil ve teyit edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm hayat hakları, tüm kuralları ve tüm kurumları birer birer zayıflatılmış, zaafa düşürülmüştür.

Cumhuriyet’in ilanından 2002 yılına kadar geçen 79 sene içinde elde edilen kazanımlar, sahip olunan birikimler, sağlanan gelişmeler ve koyulan milli hedefler maalesef saldırıya uğramıştır. Milli mücadele yıllarındaki emperyalist komplo, on yıllar sonra demokrasiyi istismar ederek işbaşına gelen AKP’ye tutunmuş, AKP’yle bütünleşmiş ve Başbakan’ın şahsında somutlaşarak operasyonlarını kaldığı yerden sürdürmüştür.”

917 yıldır topraklarımızı yağmalamak, milletimizi yaşama alanlarını gasp etmek suretiyle son yurdumuzdan çıkarmak arayış ve amacında olan Haçlı niyetleri, Başbakan Erdoğan’ın iş birlikçiliğiyle soluklanmış, canlanmış ve bir kez daha üzerimize atılmıştır” diyen Bahçeli, yıkım ve yok oluş sembolü olan Sevr Anlaşması’nın yırtılıp atılmasıyla zorunlu olarak uzun bir süre verilen molanın Başbakan ve hükümetiyle nihayete erdiğini, işgalciler, istilacılar ve ifritin takipçilerinin yeniden hevesle görev başı yaptığını öne sürdü.

Bahçeli, “Türk milletine düşmanlık konusunda asırlara nam ve şöhret bırakan kim ya da kimler varsa Başbakan’ın uzattığı eli geri çevirmemiş, sunduğu imkanları pas geçmemiştir. Türk kimliğine, Türkçeye, Türk vatanına ve Türkiye’ye hazım ve sindirim ağrıları çeken gafiller, AKP’nin bölücü katarına binmişler, Başbakan’ın makinistliğiyle, BOP’un kılavuzluğuyla karanlığa doğru yola çıkmışlardır” ifadelerini kullandı.

İmhanın sınırı

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Görüyor ve takip ediyoruz ki; çiğnenmek istenen kardeşliğimizdir, buharlaştırılmak istenen milli kimliğimizdir, budanmak istenen milli kaynaklarımızdır, dağlanmak istenen milli şerefimizdir, dağıtılmak istenen milli bütünlüğümüzdür, deşilmek istenen milli haysiyetimizdir, devrilmek istenen milli mevcudiyetimizdir ve bunların hepsinin sorumlusu, hepsinin suçlusu ve hepsinin tezgahtarı en başta 10 yıl 8 aylık uygulama ve icraatlarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıdır.

Başbakan Erdoğan ve partisi hükümet olasıya kadar; Türk milletini 36′ya bölmek hainlerin dışında kimsenin aklına gelmemiştir. Teröristlere teslim olmak, canibaşından aman dilenmek bir avuç kimliksizin haricinde kimsenin gündeminde olmamıştır. Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almak, Türklüğü etnik seviyeye indirmek yine vatan ve millet yoksunlarından başka hiç kimse tarafından uluorta ve pervasızca seslendirilmemiştir. Milli ve manevi değer istismarına, bu çerçevede yoğun bir kutuplaştırma kampanyasına ve insafsızca husumet tohumları ekme yüzsüzlüğüne kimse tevessül etmemiştir. Türkiye’nin üniter milli devlet yapısını alenen tartışmaya açmak, terörle mücadele edenlerden darbe suçlamasıyla intikamlar almak ve nispet yaparcasına teröristleri el üstünde tutmak kimse tarafından tercih edilmemiştir.”

Bahçeli, “Adalete duyulan güven bitmiş, hukuka inanç ve bağlılık sıfıra yaklaşmıştır. AKP’yle birlikte can ve mal güvenliği kalmamıştır. Dirlik ve düzen, karşılıklı güven ve itimat kaybolmuştur. Sokaklar emniyetsiz olup barbarların, palacıların, AKP yedeğindeki eli sopalı ve silahlı eşkıya sürülerinin insafına terk edilmiştir. Vatanın her köşesi belirsizliğe ve bilinmezliğe bırakılmıştır. Milletimizin hiçbir ferdi rahat ve huzurlu değildir. Türkiye 10 yıl 8 aydır hüküm süren simsiyah bir geceyi yaşamaktadır” dedi.

AKP iktidarında kuytuda kalan ne kadar kötü ve katlanılmaz şey varsa gün yüzüne çıkarıldığını savunan Bahçeli, eleştirilerini şöyle sürdürdü:

“Etnik ve mezhep geriliminin tırmanmasına AKP sebep olmuştur. Tarihimizin yargılanmasına AKP ortam açmıştır. Hainlerin kutsanmasına ve alkışlanmasına AKP zemin hazırlamıştır. Milli gün ve bayramların ölümcül yara almasına AKP yol açmıştır. Kişisel hak ve özgürlüklere AKP darbe vurmuştur. Ege’yi Yunan tezlerine, Akdeniz’i İsrail ve Rum taleplerine, Karadeniz’i küresel iştahlara AKP kurban vermiştir. Komşu ülkelerle düşmanlık noktasına AKP’nin fiyaskoya dönen dış politikası getirmiştir.

AKP döneminde, dış ilişkilerimiz tek yanlı bir dayatmaya dönüşmüştür. Türkiye bütün pazarlık gücünü ve nüfuzunu, yabancılarla görüşme masalarında birer birer kaybetmiştir. Bu durum iktidarı, teslimiyetten başka bir çaresinin kalmadığı küresel bir sarmala mahkum hale getirmiştir. AKP yönetimindeki Türkiye’nin bağımsız karar alma, sözünü geçirme ve dinletme imkanı tamamen ortadan kalkmıştır.”

Bir numaralı tehdit…

MHP Genel Başkanı Bahçeli, milli çıkarların ve köklü devlet geleneğinin AK Parti iktidarı tarafından aşındırıldığını ifade ederek “Geldiğimiz bu aşamada AKP milli güvenliğimiz ve milli geleceğimiz açısından bir numaralı tehdit haline dönüşmüştür” diye konuştu.

Demokrasinin var olması, Türk milletinin belini doğrultması için Başbakan ve partisinin iktidardan demokratik yollarla inmesinin şart olduğunu söyleyen Bahçeli, bunun gecikmesi, ertelenmesi ve uzamasının Türkiye için mahvoluş anlamına geldiğini ileri sürdü.

Bahçeli, şunları söyledi:

“Türk milleti kardeş kavgasına düşmeden, vatanımız ikiye parçalanmadan AKP’nin tasfiyesi zorunluluktur. Başbakan’ın zehirli dili, fitne saçan sözleri, bölücü ve yıkıcı politikaları durmadan, duraksamadan ve durdurulmadan Türkiye’ye bahar gelmeyecek, aziz milletimiz nefes alamayacaktır. AKP’nin iktidardan gitmesinden başka çözüm ve çare olmayacaktır.

Ya tarafları belli olan ihanet cephesi Türk milletinin yaşama azim ve iradesini kırarak ülkeyi kanlı bir bölünme ve çatışma sürecine sokacaktır ya da Türkiye Cumhuriyeti, uyanan milletimizin desteği ile bu saldırılara gereken cevabı vererek ihanetin belini kıracak ve kökünü kazıyacaktır. Bize göre başkaca bir yol ve yöntem kalmamıştır.”

Başbakan’ın iftar konuşmaları

Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ın, katıldığı iftar ve açılış programları vesilesiyle yaptığı konuşmalarda, ramazan ayının manevi atmosferini “dedikoduya, gıybete ve tezvirata boğmak için” elinden gelen çabayı gösterdiğini iddia etti.

Bahçeli ,”Ağzının kaçan ayarının nelere yol açacağını hesaplamadan önüne koyulan tüm kürsülerde en hafif tabirle bozgunculara taş çıkartırcasına konuşmaktadır” dedi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, şunları savundu:

“Nasıl bir körlük ve nasıl bir vicdansızlıktır ki, Başbakan havalara kaldırdığı, pazarlıklar yaptığı, ‘barış ve çözüm’ diye yalvar yakar olduğu, ihanetin kubbe taşı olan milletin asıl düşmanlarıyla, vatanın asıl kanlılarıyla sırt sırtadır, ele eledir, gönül gönüledir. Başbakan öylesine şaşırmış ve konuşmalarında ölçüyü o kadar çok kaçırmıştır ki, ağzından çıkanları zannederim duymamakta, duysa bile anlamlandıramamaktadır.

Başbakan’a göre şehitlerimizin ruhu incitilmemektedir. Başbakan Erdoğan, çok seyrek de olsa doğru şeylere temas etmektedir. Şu sözler bizzat kendisine aittir: ‘Şehitlerine ve gazilerine sırtlarını dönenler, onlara yüz çevirenler vatanlarına, bayraklarına, mensubu oldukları milletlere yüz çevirmişlerdir.’ O halde Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ı kendi sözleriyle çelişmiş ve suçüstü yakalanmıştır. Zira Başbakan Erdoğan’ın, vatana, bayrağa ve millete yüz çevirdiğini cümle alem çoktan öğrenmiş, hatta sağır sultan bile işitmiştir.”

Tencere tava

Devlet Bahçeli, “Şu çirkinliğe, şu edepsizliğe bakınız ki, elinde silah taşıyanlar barış yanlısı, tencere tava bulunanlar kamu düzenini bozan suçlulardır. İşte burası sözün bittiği yerdir” dedi.

Erdoğan’ın her beyanatının istismara dayalı ezber ve klişe ifadelerle dolu olduğunu ileri süren Bahçeli, şunları söyledi:

“Recep Tayyip Erdoğan’ın gücü teröriste değil, katillere değil, şehir ve dağ eşkıyalarına değil; masum şekilde demokratik tepkisini gösterenlere yetmektedir. Bu gidişle tencere ve tavanın yasaklanması, üretiminin azalması herhalde imkansız sayılamayacaktır. Bunun yanında Başbakan, kredi kartına kafayı takmış, faiz lobisinin hop oturup hop kaktığını söyleyerek, bunların ceplerine giren paranın artık girmediğini sevinç içinde duyurmuştur. Nasıl ve hangi yollarla hesaplandığı meçhul olan 642 milyar lira tutarındaki bir astronomik meblağa göz dikmiş faiz lobisinin buna ulaşamadığını da ilave olarak iddia
etmektedir. Kredi kartı felaketini Türk milletine hediye eden bir siyasi zihniyetin, şimdi kalkıp da bundan şikayet etmesi traji komiktir.

Başbakan Erdoğan’ın her beyanatı istismara dayalı ezber ve klişe ifadelerle doludur. Sürekli aynı eksende konuşmalar yapan, sürekli aynı noktalara temas eden, sürekli kafa karıştırmak ve aldatmak için çırpınan bu zihniyetin iyi niyetli olmadığı tüm çıplaklığıyla ortadadır. Başbakan Mısır’dan girmekte Suriye’den çıkmaktadır. Gezi Parkı’yla ilgili hayal mahsulü açıklamalarını, süreç ihanetiyle ilgili sarsak ve sancılı düşünceleriyle devam ettirmektedir.

Başbakan kimi zaman sözde dört dörtlük Alevi, kimi zaman dört dörtlük Mısır yanlısı, kimi zaman dört dörtlük çözümcü, kimi zaman dört dörtlük pazarlıkçı, kimi zaman da
dört dörtlük demokrasi aşığı olarak hayret verici bir geniş repertuvara sahip olduğunu hezeyanlar içinde göstermeye çalışmaktadır.”

Başbakan Erdoğan’ın Gezi Parkı’nı istismar ettiğini ve bunu sürdürdüğünü savunan Bahçeli, “Başbakan Erdoğan Mısır’ı konuşmaktadır, Gezi Parkı istismarını sürdürmektedir, sözde çözüm süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulunmaktadır da nedense bir türlü bölücü terör örgütünün azgınlaşan eylemlerini, Suriye’nin kuzeyindeki tehlikeli durumu gündemine almamaktadır. Görüldüğü kadarıyla Başbakan PKK’yı kızdırmamak için hep alttan almayı benimsemiştir” ifadelerini kullandı.

Terör örgütü tehdidi

MHP Genel Başkanı bahçeli, terör örgütünün hükümeti tehdit ettiğini ancak Başbakan Erdoğan’ın sessizliğe gömüldüğünü öne sürdü Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:

“PKK’nın sözde asayiş birlikleri polisle çatışmaktadır, militanlar şehirlere inmektedir, sözde üniformalı şekilde geçit törenleri düzenlemektedir, yol kesmektedir, adam kaçırmaktadır; ama Başbakan, Mursi’nin derdine düşerek dik durmaktan bahsetmektedir. Sormak lazımdır ki, Başbakan terörün karşısında iki büklüm olduğunu ne zaman görecektir? İmralı canisinin tesir ve çekim alanına kapılıp görme, duyma ve sezme hasletlerinin kaybolduğunu ne zaman anlayacaktır?

Başbakan Erdoğan bölücü teröre ve bebek katiline arayıp da bulamadıkları çok geniş imkanlar sunmuştur. PKK terör örgütü meydanı boş bulmuş, küstahlıklarında dur durak bilmeksizin ilerleme kaydetmektedir. Ve öyle bir sürece gelinmiştir ki terör örgütü sınırlarımızın hemen yanı başında özerk bir yönetim kuracak kadar şımarmıştır.

Hiç şüphesiz Suriye’nin kuzeyinde cereyan eden hadiseler Türkiye için büyük bir risktir. PKK’nın Suriye uzantısı PYD, Türkiye’nin güney sınırının mücavir alanlarında hakimiyet kurmuş, geçtiğimiz günlerde Rasulayn’ı ele geçirmiştir. Irak’ın kuzeyinden sonra ikinci bir özerk bölgenin çatısı oluşturulmuş, kapısı açılmıştır. Allah korusun ama böyle giderse üçüncü sırayı Türkiye alacaktır. Şanlıurfa ilimizin Ceylanpınar ilçesinin tam karşısında
bulunan bir Suriye kasabasının PYD terör örgütü tarafından kontrolü ülkemiz adına son derece ağır ve azımsanmayacak bir beka meselesidir.”

Son gelişmelerin, Irak’tan sonra Suriye konusunda da hükümetin milli menfaatleri gözeten etkili ve caydırıcı politikalar izleyemediğini gösterdiğini iddia eden Bahçeli, “Başbakan ve hükümeti, bağımsız Kürdistan’ın Irak parçasının koruyucusu, Suriye parçasının seyircisi, Türkiye parçasının hazırlayıcısı olarak ihanette son sınıra, son etaba, son hıza yaklaşmıştır” iddiasında bulundu.

“Suriye’nin kuzeyinde yaşanan kaos, AKP’nin Esad’la girdiği inadın ve sonuçsuz cebelleşmenin eseridir” diyen Bahçeli, Beşşar Esed’in hala işbaşında olduğunu, Suriye ordusunun da ülke çapındaki denetim ve etkinliğini derinleştirerek genişlettiğini vurguladı.

Bahçeli, “Diğer yandan, ‘Ortadoğu’yu biz yeniden inşa edeceğiz, bu coğrafyada biz oyun kurucu olacağız, değişimin öncüsü olacağız’ diyerek boş boş konuşan Dışişleri Bakanı, Türkiye’yi nasıl bir kötürüm hale düşürdüklerini ne zaman kabullenecektir?” diye sordu.

Türkiye’nin dış politikasının çöktüğünü savunan Bahçeli, “Başbakan Erdoğan da kendi acınacak halini kenara itmiş Mısır’ın Adeviyye Meydanı’nda toplananlara merak salmıştır. Türkiye’nin gerçeklerinden koparak başka coğrafyalarda kahramanlığa soyunan Sayın Erdoğan’ın başımıza büyük belalar açması, kendisiyle birlikte Türk milletini de altından kalkılamayacak badirelere mahkum etmesi artık an meselesidir” dedi.

“Hükümet kararlılığını göstermeli”

Bahçeli, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere karşı şu önerileri sundu:

“Suriye sınır bölgemizde PKK otonom bölgesinin resmiyet kazanmasını önlemek, ilanını engellemek karşımızdaki en acil meseledir. Hükümet bu konuda kararlılığı göstermeli, alacağı tedbirler ile atacağı adımları ilan etmelidir. Türkiye Suriye’nin kuzeyinde özerk yönetim kurulmasına askeri güçle müdahale edeceğini açıklamalıdır. Bu amaçla, askeri caydırıcılığının gereği olan hazırlık ve tedbirlerin sınır bölgelerimizde ve arazide fiili uygulamasına geçilmelidir.

Barzani, Suriye’deki PKK unsurlarına olan tüm desteğini kesmesi konusunda açık bir dille uyarılmalıdır. Başbakan teröristlerle pazarlıkları sonlandırmalı, süreç rezaletini bitirmeli; gelişmeleri şeref ve siyasi namus ölçeğinde dürüstçe ele alarak aklını başına almalıdır.

Bağımsız Kürdistan’ın kurulması için büyük bir gayret ve çaba vardır. Irak, Suriye, İran ve Türkiye’den koparılacak dört parçalı topraklar üzerinde yeni bir devlet harıl harıl inşa edilmektedir. Ne acıdır ki, Başbakan tüm bu olup bitenlere onay vermiş gibi tepkisizdir. Türkiye’nin bir bölgesi sözde kuzey Kürdistan olarak lanse edilmektedir. Ama hükümetten hiçbir itiraz ve karşı çıkış gelmemiştir. PKK terör örgütü Doğu ve Güneydoğu’da eylem üstüne eylem yapmaktadır. Hatta sözde şehit mezarlıkları açmakta, bölünme için yoğun bir alt yapı hazırlamaktadır.”

“Kürt kökenli kardeşlerim bunlardan rahatsız”

Bahçeli, “Ne var ki, Kürt kökenli kardeşlerimin büyük çoğunluğu bunlardan rahatsızdır” dedi ve “Şahsıma ulaşan, mesaj gönderen, aracılarla haber ulaştıran çok sayıda Kürt kökenli kardeşim ‘biz bölünmek istemiyoruz’ kararlılığında ve iradesindedir” görüşünü dile getirdi.

Bahçeli, “Kürt kökenli kardeşlerim PKK’nın hain emellerinden, AKP ve BDP’nin dışlayıcı ve İmralı canisi merkezli siyasetinden bunalmıştır. Daha da önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından herhangi bir şikayetleri de yoktur. AKP-BDP ve PKK arasına sıkışan kardeşlerim ses beklemekte ve uzanacak el istemektedir. Bana kadar gelen bu talepleri Başbakan görmemekte midir?” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı:

Şırnaklı, Hakkarili, Diyarbakırlı, Bingöllü, Bitlisli, Adıyamanlı, Ağrılı, Vanlı ve Tuncelili çok sayıda Kürt kökenli kardeşim ayrılığa kapalı, bölünmeye karşıdır. Kız alıp veren, İstanbul’da, İzmir’de, Mersin’de, Antalya’da ve yurdumuzun daha birçok yerinde ikamet eden, iş yapan, meslek edinen, yuva kuran, ekmeğini kazanan Kürt kardeşlerim ‘artık yeter’ demektedir. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yerleşik ya da çoluğunun çocuğunun rızkı için ülkemin her tarafına giden, yerinden yurdundan olarak göç yoluna çıkan Kürt kökenli kardeşlerimin temsilcisi hain terör örgütü PKK değildir.

Kürt kökenli kardeşlerimin sesi çıkmıyor diyerek bunlara potansiyel PKK’lı muamelesi yapılması tarihi bir hata olacaktır. Bu kardeşlerim, bu vatandaşlarım seslerini çıkarmalı, teröre, feodal kalıntılara, millet altı yapılanmalara güçlü bir tepki göstermelidir. Biz onların samimiyetine inanıyor ve hepsini kucaklıyoruz. Bir de buluşan, Türk milletinde kucaklaşan kökü, mezhebi ne olursa olsun tüm kardeşlerimizi, tüm vatandaşlarımızı bağrımıza basıyoruz. İnancım odur ki, Türk milleti yapay ayrımlara, sinsi çabalara fırsat vermeyecek. bilhassa Kürt kökenli kardeşlerim beraberlik hukukunu sonsuza kadar sadakatle sürdürecektir.”