“Avrupa Belki de Ölüm Döşeğinde”

Pazar, 27 Mart 2016 13:16

İLDEM WILSON

Neredeyse on yıl önce patlak veren global finansal krizden bu güne, Avrupa’da gerilim ortamı artarak devam etti. Krizin ilk günlerinde yapılan öngörüler bir bir kendini gösterirken, Avrupa’nın ve özellikle de AB’nin geleceği ile ilgili artık kimse iyimser bir tahminde bulunmuyor. ‘Avrupa ölüyor mu?” sorusu da artık uç bir soru olmaktan çıktı ve yüzleşilmesi gereken bir gerçek haline geldi.

IŞİD’in gerçekleştirdiği son Brüksel saldırının ardından, İngiliz devlet televizyonu BBC’de yayınlanan Newsnight programına katılan ünlü çağdaş filozof Bernard-Henry Levy, Avrupa’nın son durumu ve geleceği hakkında çarpıcı yorumlar yaptı. Levy “Avrupa belki de ölüm döşeğinde” dedi. 67 yaşındaki entelektüel bu öngörüsünü “Bu bizim jenerasyonumuzun suçu, çünkü biz Avrupa tamamlandı, hedeflediği yere geldi diye düşündük. Ne olursa olsun ayakta kalacak sandık. Ama şimdi baktığımızda açıkça bir yıkılış senaryosu ile karşı karşıyayız. Yunanistan’da ki vaziyet, İngiltere’nin AB’den ayrıması olasılığı, mülteci krizi ve sınırların durumu Avrupa insanı için daha fazla sıkıntı, daha fazla zorluk ve daha fazla kriz anlamına geliyor” ifadeleri ile açıkladı.

Bu son derece karamsar ve depresif öngörüler, pek çok batılı entelektüelin uzun süredir dilinde. Bu konu ana akım bir argüman olarak, BBC gibi bir devlet televizyonunda da tartışılabiliyor hale gelmiş durumda. Yazılı basında da sıklıkla bahsedilen ve Avrupa’nın sonunun geldiğine işaret eden tespitler daha önce İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’da da “Avrupa’nın çöküşü” başlıklı bir yazıda da anlatılmıştı. FT’nin Avrupa editörü Tony Barber tarafından kaleme alınan yazıda, Levy’nin bahsettiği etkenlere değinilirken aynı zamanda, Avrupa’nın sonunun sadece Avrupa’lıları değil tüm dünyayı ilgilendirdiğinin de altı çiziliyordu. Çünkü, Avrupa’nın çöküşü Avrupa değerlerini benimsemiş tüm dünya ülkeleri için de varoluşsal bir kriz anlamına geliyor.

Yıkıcı İkinci Dünya savaşının ardından ahlaken, moralman ve ekonomikman yıkım yaşayan Avrupa, 1957’de 6 ülkenin üyeliği ile bugünkü 28 üyeli Avrupa Birliğini’nin temelini büyük bir iyimserlik ile atmıştı. Ekonomik olarak birbirine bağımlı, sınırları açık Avrupa ülkeleri bir daha birbirleri ile savaşmayacak, böylece Avrupa kıtası refah ve huzur içinde ilelebet varolacaktı. Refah vaadi, euro bölgesi krizi ile birlikte boşa çıktı. Avrupa’nın kuzeyi güçlü ve stabil bir ekonomiyi sağlamayı başarırken, güneyi iflasın eşiğine geldi. Mülteci krizi ile birlikte şimdi AB’nin temel tanımlarından biri olan Schengen bölgesi yani serbest dolaşım da, her an son bulabilir. Huzur deseniz, Avrupa’nın başkentlerine yapılan saldırılar sivil hayatta huzurdan eser bırakmadı. Tarihinin başından beri hep korktuğu, üzerine destanlar yazdığı “doğulu barbarlar” kapısına dayandı. Kendi içinden çıkan IŞİD vahşeti ise Avrupa’nın toplumsal birliğinde ve çok kültürlük politikalarında derin bir yara açtı.

Türkiye’nin Osmanlı’dan beri kendini kabul ettirmeye çalıştığı, 30 yıldır da modern Türkiye olarak birliğinin kapısında sabırla beklediği Avrupa, artık bir sorun yumağı. Bütün emareleri çok hasta bir adama işaret ediyor, ve eski kıta Avrupa sorunlarının ilacını bulacak gibi de görünmüyor..