Atlara Fısıldayan Adam: Janbi Ceylan

Salı, 19 Ağustos 2014 16:22

Janbi Ceylan, birçok yeteneği olan ama aslında atlarla konuşan bir at eğitmeni ve akrobat. Türkiye’de atların ruhunu anlayan, onları eğitebilen ve atlı akrobasi yapan kişilerin başında geliyor. Türkiye doğumlu Janbi Ceylan, Çerkes asıllı ve at eğitimini Rusya’da 150 yıllık geçmişi olan bir ekolde öğrenmiş. Atlarla olan ilişkisi ise görülmeye değer. Janbi Ceylan ile atlarla olan bu ilişkisini nasıl kurduğunu ve atların görkemli dünyasını Dipnot Tablet için konuştuk.

Hazırlayan: Rabia Çelik

 

Bize kendinden bahseder misin?

Türkiye doğumluyum. Küçük yaşlarımda etnik kökenlerimizin arayışı içinde ailemle Rusya Kafkasyası’na yerleştim. Türkiye’de başlayan amatör dans hayatım orada profesyonel kimliğe büründü, devlet halk danslarında kadrolu olarak sekiz sene sahne aldım. Tesadüf olarak karşılaştığım sirk atları hayatımın akışını değiştirdi, dansı bırakarak önce Rusya Devlet Sirki’nde sonrasında Moskova Nikulin Sirki’nde atlı akrobat olarak görev yaptım. Atlı akrobasi ve sıradışı binicilik becerileri eğitimi aldım. 2005 yılı itibariyle Türkiye’ye döndüm. Sahne ve atlarla ilgili çalışmalarıma burada devam ediyorum.

Rusya’daki sirkte nasıl bir eğitim aldın? Nasıl bir eğitim süreciydi?

Temelde atlı akrobasi ve jimnastik sanatları olmak üzere At’a dair her türlü eğitimi aldık diyebilirim. Sert ve yoğun bir disiplinimiz vardı. Hayatımız atlar ve antrenmanlardan oluşuyordu. Sirk, kendi içinde yaşayan dışarıya kapalı emek ve antreman dolu bir dünya. Zor ama bir o kadar da eğlenceli bir yaşamdı.

At Bir Spor Değil Yaşam Biçimi

Atla nasıl bir iletişimin var? Akrobasi üzerine mi kurulu?

Biz kendimize biniciden ziyade atçı demeyi tercih ediyoruz. Atsız da binici olabilirsin ama atsız atçı olunmuyor. Bu işin bir tutku ve sevda tarafı var. Her şeyden önce bu spor değil bir yaşam biçimi. Biz buradan yaklaşıyoruz. Atla olan iletişimimiz, münasebetimiz bunun üzerine kurulu. Dolayısıyla sadece at üzerinde gösteriler yapalım, akrobasi yapalım, çeşitli sportif etkinliklere katılalım, müsabakalara girelim diye bir kaygımız ve hedefimiz yok. Mevcut hedeflerimiz ise bizi atın doğasına ait birçok şeyi öğrenmeye itiyor ki bundan da çok keyif alıyoruz. Temelde anlayışım; atla birlikte bir yaşam kurmak. Güzel tarafı ise bunun hayat boyunca sürdürebileceğim bir yaşam olması.

Peki, nasıl iletişim kuruyorsun onlarla?

Atlarla onların yöntemiyle konuşmaya çalışıyoruz tabi. Atın dilini öğrenmeye çalışıyoruz. At vücut dilini çok iyi okuyor ve sürü içerisinde vücut diliyle konuşmayı tercih ediyor. Malum sesli iletişim avcılara yerini belli etmek demek. Atlar hisleri çok güçlü hayvanlar. Sessizliği tercih ettiklerinden dolayı da olabilir. Vücut dilini çok iyi okuyorlar, muhattaplarını çok iyi süzebiliyorlar.

 

Atların İnsanlara Genel Bir Küskünlüğü Var

At, avrat, silah… Bu anlayışla yoğrulmuş Türk geleneğinden geliyoruz. Fakat gördüğümüz kadarıyla Türkiye artık atlardan uzaklaştı. Neden?

Binlerce yıllık at kültürü var Türklerin üzerinde. Çok büyük bir önemi var. Ama Avrupa bize göre çok daha fazla ata biniyor ki onların o kadar geçmişte bir bağı yok at üzerinde. Biz neden bu bağı çat diye kestik sence? Çünkü Avrupa bizden her ne kadar çok daha sonra atla buluşmuş olsa da onlarda ekol anlayışı var. Bugün İspanyol Binicilik Okulu dediğiniz Viyana’daki okul yaklaşık 270 senelik. Baktığınız zaman yeni kıta Amerika’nın atla buluşması birkaç yüzyıl ama dünyadaki en büyük atçılık şu an hem rakamlarla hem eğitimlerle hem katılımla hem binicilikle hem ekonomik değerlerle Amerika’da. Sonra ikinci olarak Çin’de. Üçüncü olarak Rusya’da. Bizde ekol kurulmuyor. Bizde mucitlik yok. Bizde keşifler yapılmıyor. Türkiye’de tüm atçılık düz koşu üzerinde kalmış.

Bundan dolayı atların genel bir küskünlüğünün olduğunu düşünüyorum. Birinci Dünya Savaşı’na kadar çok yoğun bir şekilde atları kullanıyordu insanlar. Atların bir yiyecekten ziyade bir ev hayvanı olması yaklaşık beş bin 500 senelik bir hadise. Yani onlarlarla 5500 senelik bir dostluğumuz var.Çoklu beygir gücünün çıkmasıyla birlikte ise atlardan uzaklaşıyoruz. Bugün ise at modern şehir hayatından çekilmiş durumda ve sadece hipodromlarda, çeşitli spor klüplerinde atlara rastlanabiliyor. Acı, gerçekten çok acı. Kikkuli gibi bir at üstadının yaşadığı Anadolu topraklarında atın bir bahis hayvanı haline gelmesi çok büyük bir acı.

IMG_4125

Günün Sonunda Ehlileşen At Değil Binicidir

Eğitemeyeceğin bir at var mı?

Benim bir sözüm var, ‘Atlarla uzun zaman geçiren insanlar, günün sonunda ehlileşenin at değil de binici olduğunu fark eder. Bu kendi içine yaptığın bir yolculuktur. Bu yolculuğunda rehberi attır.’ Burada şunu sormak lazım. Kim kimi eğitiyor? Atlar mı bizi eğitiyor, biz mi atı eğitiyoruz? 

Son olarak gösterini merak edenler ve binicilik eğitimi almak isteyenler seni nerede bulabilir?

Çiftliğimiz Göktürk, Kemerburgaz’da bulunmakta. Rüzgar At Çiftliği’nde misafirlerimiz gelip gösterilerimizi izleyebilir, binicilik eğitimleri alabilirler. Burada doğa binişleri yapabiliyor, atlarımızı eğitiyor, antrenmanlar yapabiliyoruz. Sportif kaygılarla kurulmuş bir at çifliği olarak değil ama atla beraber olma, atla bir araya gelme, atla doğa yürüyüşleri yapma, ata binmeyi öğrenme üzerine yolumuza devam ediyoruz. Tüm bunların yanı sıra atın iyileştirici tarafı olan hipoterapi uygulayarak, zihinsel veya bedensel engelli olan özel kişilere burada rehabilitasyonlar veriyoruz.

 

Söyleşinin tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play