‘Arınç istifa etmek istedi’ iddialarına Egemen Bağış’tan yanıt

Perşembe, 20 Haziran 2013 15:05

20111012.173231_IST393_1683066-CustomAB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, geçtiğimiz günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç arasında bir tartışma yaşandığı ve sonucunda Arınç’ın istifa kararı verdiği iddialarıyla ilgili olarak, “Büyüklerimizin arasında fitne sokmaya kalkmasınlar” dedi.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın Haliç Kongre Merkezi’nde katıldığı “İstanbul TV Forum ve Fuarı”nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

10 Haziran’da yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç arasında yaşanan tartışma sonucunda Arınç’ın istifa kararı verdiği yönünde yapılan haberler sorulunca Bağış, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanlar Kurulu toplantıları özeldir. Özel görüşmelerle ilgili bilgi vermek bir suçtur. Bu iddiaları dillendirenler, suç işlediklerini unutmasınlar. Bakanlar Kurulu’nun özel görüşmeleriyle ilgili yorum yapmak bir suçtur, beni bu suça burada itmeyin. Ama şunu özellikle herkesin bilmesini isterim; Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız, Sayın Meclis Başkanımız, Sayın Başbakan Yardımcılarımız, bakanlarımız, üst düzey bütün devlet yetkililerimiz, bu ülkeye aynı kararlılıkla bağlı, sevdalı insanlardır. Hiç kimse, ama hiç kimse bu büyüklerimizin arasına fitne sokmaya kalkmasın, başaramazlar, beceremezler. Daha evvel de çok denendi, hiç biri başarılı olmadı. Bu saatten sonra da ne Sayın Arınç’la Sayın Erdoğan arasına, Sayın Gül’le Sayın Arınç arasına kimse fitne sokmaya kalkmasın” diye konuştu.

BEN BUNA ŞAHİDİM AMA…
Bağış, Gezi Parkı olayları sırasında eylemcilerin Dolmabahçe Valide Sultan Camii’nde içki içtiğine ilişkin iddialar hatırlatılarak, olay sonrası kendisinin camiye giderek imamdan bilgi aldığı yönündeki haberler sorulunca, “Bu olayların olduğuyla ilgili bilgiler geldikten sonra, ben de İstanbul Milletvekili olarak bu camiyi ziyaret ettim. Ben ziyaret ederken, zaten Diyanet İşleri Başkanlığımızdan, İstanbul Müftülüğümüzden müfettişler de müezzinle bir görüşme yapıyorlardı. Ben oradayken eski milletvekilimiz, şu anda bir medya mensubu olan Süleyman (Gündüz) bey de geldi. O da şahit oldu. Oradaki müezzin, daha evvel yaptığı açıklamalarda ters bir şekilde camide içki içilmediğini söyledi. Ben buna şahidim. Ama ben oradan ayrıldıktan sonra arkadaşlarımdan ‘Daha evvelki açıklamalarla, bu açıklama arasında tezat var, bunu bir araştıralım’ dediğimde, benim önüme camide içilen bira şişelerinin fotoğrafları, görüntüleri getirildi. Zannediyorum, oradaki görevli müezzinimizin, Fuat Hoca’nın, her gün camiye yüzlerce kişinin gelip, tehtidiyle, şantajıyla bir baskı altında olduğunu, tek başına caminin güvenliğini sağlamada bir sorun yaşadığı, bu yüzden de söylemlerine bunu yansıttığına dair bir intiba doğdu. Ama bunu araştırması gereken kişi ne benim, ne de kendini bilmez, Türkiye’nin ana muhalefet lideridir. Müfettişler soruşturmayı yapıyorlar. Türkiye Cumhuriyetinde bir camiye gidip basmanın, ayakkabılarla girmenin, o cami de ahlaka uygun olmayan davranışlarda bulunmanın, o camide içki şişeleriyle poz vermenin doğru olmadığı zaten ortadadır” dedi.

TÜRKİYE, GÜN GELİR REST ÇEKER, GÜN GELİR JEST YAPAR

Bağış, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmadaki “Ya Türkiye Avrupa Birliği sürecinden çekilecek ya da oy birliği ile karşı taraf bitirecektir. Kendini bilmezlere, ‘Hodri meydan’ diyorum. 27′yi bulun, ondan sonra konuşalım” sözleri hatırlatılınca, şunları söyledi: “Türkiye Cumhuriyeti’ni AB ile müzakereleri 27 Aralık 2004 tarihinde alınmış bir kararla başlamıştır. Nasıl o karar oybirliğiyle alınmış bir kararsa, bu süreci durdurmanın da tek yolu yine oybirliğiyle alınacak bir karardır. Şu anda AB’nin 27 üye ülkesi var. İki hafta içerisinde bu rakam 28′e çıkacak, Hırvatistan da üye olacak. 28 ülke oybirliğiyle, ‘Türkiye ile artık müzakere etmek istemiyoruz’ diye bir karar almadıkça AB’deki herhangi bir siyasetçinin tek taraflı bir demeciyle, kararıyla, uygulamasıyla Türkiye’nin AB süreci durmaz. Evet fasılların açılmasını engelleyebilirler ama bizim reformumuzu engelleyemezler. Türkiye, gün gelir rest çeker, gün gelir jest yapar. Türkiye’nin ne zaman, ne yapacağını kimse dışarıdan berlirlemeye kalkmasın. Türkiye ile ilgili eleştirileri dillendirebilirler, ama bu eleştirileri dillendirirken, kendi ülkelerindeki uygulamaları da yakından görmeleri gerekir. Bugün AB üyesi ülkelerin bir çoğunda eylemler, gösteriler olur. O gösteriler sonrası kamu düzenini korumakla mükellef olan güvenlik güçleri bazen yetkilerini zorlayabilir, hatta aşabilirler, aşırı güç, fazla gaz, tazyikli su kullanabilirler. Ama Türkiye’de olduğu gibi eğer açığa alınan görevliler varsa, tahkikat açılabiliyorsa bunlar demokrasinin kuralları çerçevesindedir. Eylül ayında Almanya’da seçimler var. Sayın Merkel de kendi seçimlerine yönelik bir iç siyasi mazlemesi arıyorsa, bu malzeme Türkiye olmamalıdır. Daha evvel bu malzemeyi kullanmaya kalkan Sarkozy’nin başına ne geldiğini Sayın Merkel de eğer yakından takip eder, bir kez daha gözden geçirirse, Türkiye ile uğraşanların sonunun pek hayırlı olmadığını kendisi de görür. Benim, kendisine dostça bir tavsiyem var; eminim, Türkiye’de faaliyet gösteren 4 bin Alman firmasının da aynı hassasiyeti vardır, Almanya’da yaşayan ve birçoğu seçmen olan 3.5 milyonluk vatandaş ve soydaş kardeşimizin de aynı konuda hassasiyeti vardır. Türkiye, iç siyasette malzeme yapılacak bir konu değildir.”