Arınç: Basın toplantısı hukuken mümkün değil

Salı, 23 Temmuz 2013 09:22

copyright_aabadoluajansi_2013_20130202155820Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere ilişkin, “Türkiye’nin aleyhine sonuç verecek hiçbir defakto eyleme veya olaya göz yummak durumunda değiliz” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, Başbakanlık Merkez Bina’da yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı 5,5 saat sürdü. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Başbakanlık Merkez Bina’da düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı sürerken, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Arınç, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere ilişkin, “Hükümetimiz olayları büyük bir hassasiyetle takip etmektedir. Türkiye’nin aleyhine sonuç verecek hiçbir defakto eyleme veya olaya göz yummak durumunda değiliz” dedi.

Toplantıda, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın, Türkiye’nin AB’ye üyelik süreciyle ilgili bilgi sunduğunu belirten Arınç, Litavanya’nın dönem başkanlığının Türkiye açısından başarılı olabileceğinin konuşulduğunu ifade etti.

Gündem konusu olarak Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın yatırım ortamının iyileştirilmesi ve koordinasyon kurulunun çalışmalarıyla ilgili bilgi sunduğunu bildiren Arınç, 2013-2014 Yatırım Ortamı İyileştirme Koordrinasyon Kurulu çalışmaları eylem planının sunumunun yapıldığını anlattı. Arınç, şöyle konuştu:

“Bildiğiniz gibi bu konuda hükümetlerimiz döneminde büyük başarı sağlandı. 2002 yılına gelinceye kadar geçen 80 yıllık sürede toplam 15 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım miktarı hükümetlerimizin iş başında olduğu 10 yıllık süreç içinde 80 yılın tam 9 katından fazlası olan 127 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırıma kavuşmuş oldu. Dolayısıyla son 10 yıl içerisinde aldığımız bu 127 milyar dolarlık doğrudan yatırımın daha da arttırılması, realize edilmesi, yatırım, üretim, istihdam ve ihracatımız açısından çok önemli olan bu yatırımların daha da arttırılması noktasında, teşvik sistemi ve yatırımcılar için daha rahat bir ortamın meydana getirilmesi konusunda, hem Sayın Çağlayan hem de Kurul üyesi olan bakanlarımız görüşlerini ifade etmiş oldular.”

“Türban kararı fark edilince düzeltildi”

Bugün bazı gazetelerde yer alan ve Milli Eğitim Bakanlığını doğrudan ilgilendiren bir konu bulunduğunu ifade eden Arınç, şunları söyledi:

“Geçmişte bir bayan öğretmenle ilgili bir konu, idare mahkemeleri tarafından reddedilmiş, daha sonra Danıştay, bu kararları iptal ederek meslekten
çıkarılamaycağı konusunda bir karar vermişti. Bu kararı şüphesiz takdirle karşılamak gerekir ancak gazetenin haberinde bakanlığın bu konuyu temyiz ettiği ve temyiz dilekçesinin de Danıyştay’a verildiği ifade ediliyordu. Konu doğrudur. Ne yazik ki doğrudur. Sayın bakanımızdan habersiz hukuk müşavirliği sürecin devamı bakımından Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’na bir temyiz dilekçesi vermiştir. Daha sonra sayın bakanımız tarafından konu farkedildiğinde hem adı geçen hukuk müşaviri görevden el çektirilmiş hem de Danıştay Başkanlığı 12. Dairesine dilekçe verilmek suretiyle bu temyiz talebinden vazgeçildiği bildirilmiş bulunmaktadır. Yani şöylece özetleyebilirim: Danıştay kararını müteakip Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşavirliği tarafından 10 Nisan 2013 tarihli ve şu sayılı yazıyla karar düzeltme talebiyle Danıştaya başvurulmuştu. Ancak yakın zamanda yaşanan gelişmeler, TBMM gündemine gelen yeni yasal düzenlemeler, Bakanlığımızın ihtiyaçları, kurumumuzda yeniden bir değerlendirme yapılma zorunluluğunu gündeme getirmiş. Yapılan bu değerlendirmeler neticesinde 19 Temmuz 2013 tarihli yazımızla karar düzeltme talebimiz geri çekilmiştir ve Bakanlık Hukuk Müşavirliğini yürütmekte olan kişi görevden el çektirilmiştir.”

Türkiye’yi yakından ilgilendiren iç ve dış olaylarda ilgili bakanlar tarafından da bilgiler sunulduğunu kaydeden Arınç, özellikle Suriye ve Mısır’da yaşanan gelişmelerle ilgili Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından bilgilendirmek suretiyle görüşüldüğünü belirtti.

“Öcalan’ın basın toplantısı mümkün görünmüyor”

Bir gazetecinin BDP heyetinin İmralı’ya giderek terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile görüştüğünü hatırlatarak, “Kamuoyuna Öcalan’ın talepleri olduğu belirtilen konular yansıdı. Bunların içinde Öcalan’ın basın mensupları ile bir araya gelmesi yer aldı. Bu konu Bakanlar Kurulunda konuşuldu mu, siz nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusu üzerine Arınç, BDP heyetinin açıklamalarında bu konunun yer aldığını anımsattı. Bunun Bakanlar Kurulunda konuşulacak bir konu olmadığını vurgulayan Arınç, kendisinin Adalet Bakanı ile görüştüğünü belirtti. Arınç, şunları şunları söyledi:

“Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum bir hükümlünün, sıfatı böyle olduğu için söylüyorum hukuken. Türkiye bir hukuk devletidir, kimlerle ne zaman, ne şekilde görüşeceği de yönetmeliklerle belirlenmiştir. Milletvekilleri görüşmek isterlerse Adalet Bakanımızın iznine bağlıdır, birinci derece yakınları isterse bunun prosedürü de bellidir. Öcalan’ın ‘Ben basınla bir toplantı yapmak istiyorum’ demesi onun arzusudur. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği noktasında hiç sağa sola bakmaya gerek yok. Elimizdeki mevcut hukuki mevzuatta bu mümkün görünmemektedir. Daha önceki yönetmeliklere baktığınız zaman, bir hükümlünün karşısına basın mensuplarını alıp da bulunduğu yerde bir basın toplantısı yapması hiçbir şekilde mümkün görünmemektedir. Bunun sorulması dahi caiz değildir. Çünkü olmayacak bir şeyin, yönetmeliklerde, kanunda, uluslararası hukukta yeri olmayan bir konunun, talep olabilir herkes bir şey isteyebilir ama gerçekleşip gerçekleşmemesi elimizdeki mevzuatla çok yakından ilgilidir.”

Demokratikleşme paketi

“Hükümetin çözüm süreci kapsamında yapmayı planladığı demokratikleşme paketine” ilişkin çalışmalarda gelinen noktaya yönelik soru üzerine ise Arınç, şu yanıtı verdi:

“Biz bu süreçle ilgisi olur veya olmaz, şu veya bu konjonktürle doğrudan bağlantısı olur veya olmaz, bunlarla hiç ilgili değiliz. Ancak bizim 2023 siyaset vizyonu olarak kabul ettiğimiz ve 30 Eylül’de yaptığımız büyük kongre öncesinde açıkladığımız bir demokratikleşme ve özgürleşme senaryomuz, manifestomuz var. Buna uygun olarak da bazen yargı paketleriyle bazen idari tedbirlerle sürekli adım atıyoruz. Bu bir proje değil, bu bir süreçtir. Bu süreç tamamlanana kadar da demokratikleşme konusunda adımlar atılmaya devam edecektir. Dolayısıyla Sayın Atalay’ın, Sayın Adalet Bakanımızın, benim de zaman zaman içinde bulunduğum bir ekip yapacağımız çalışmaları programlamaktayız. Zamanını, sürecini de Sayın Başbakanımızla birlikte tayin edeceğiz. Elimizde çalışmalar var. Bunlardan parlamentoya gelmesi gerekenler artık 1 Ekim’den sonraki yasama süreci içinde ancak görüşülebilecek ve konuşulabilecektir.”

Bunların parlamentoya gelmeden açıklanmasının da mümkün olabileceğini belirten Arınç, “Sayın Başbakanımız yapacağı konuşmalarla veya sayın bakanlarımız bu konuya ilgili bazı ipuçları verebilirler. Yeni getirilecek düzenlemeler konusunda kamuoyunu aydınlatabilirler” diye konuştu.

Bunun sabırla takip edilmesi gerektiğini belirten Arınç, “Yoksa BDP’li bir milletvekili şöyle söyledi veya bir başkası böyle bir şey ortaya attı, filan gazetede şöyle bir başlık var. Bunların hepsi kısmen doğru da olabilir ama bizim düşündüğümüz, tasarladığımız bir hukuki düzenleme olacaksa bunu Sayın Başbakanımız yeri ve zamanı geldiğinde kamuoyuna mutlaka ifade edecektir” dedi.

Suriye açıklamaları

Arınç, bir gazetecinin, “Suriye’nin kuzeyinde olası bir özerk yönetim oluşma ihtimaline karşı Türkiye askeri güç kartını masaya sürme yönünde bir açıklama yapmayı düşünür mü?” sorusu üzerine, birkaç günden bu yana bütün dikkatlerin Suriye’nin kuzeyinde yaşanan olayların üzerine çevrildiğini anımsattı.

Suriye’de rejimin kendi halkını ezdiğini ve yok ettiğini dile getiren Arınç, bu ülkede yaşananların 100 binden fazla insanın ölümüne yol açtığını, 1,5 milyondan fazla Suriyeli’nin de başka ülkelere sığınmak zorunda kaldığını, pek çok şehrin yıkıldığını, kadınlar, çocuklar ve masum insanların, rejimin silahlı güçleri tarafından öldürüldüğü kaydetti.

“Ne yazık ki rejimin silahlı güçlerinin yanında onlara yardımcı olmak üzere başka ülkelerden de silahlı güçler geldi. Başka ülkelerden de silah yardımı ve sair yardımlar yapılmaya devam ediliyor” ifadesini kullanan Arınç, şöyle devam etti:

“Rejim kendini kurtarma çabası içerisinde. Ülke her taraftan etkilenmeye açık bir noktaya geldi. Bir taraftan Özgür Suriye Ordusu ve ona bağlı kuvvetler, bir taraftan da sayılarının çok fazla olduğu söylenen silahlı gruplar, bir hakimiyet yarışına girdiler. Bu boşluktan birileri de emrivakilerle veya fırsattan istifade etmek suretiyle kendi varlıklarını kanıtlamak istiyorlar. Durum açıkçası bu. Hoş olmayan bir durum. Hiçbir ülkenin böylesi bir karmaşayla hiçbir ülkenin böylesine bir otorite boşluğuyla hiçbir ülkenin böylesi kendi vatandaşlarıyla kavgalı, savaşan, canını okuyan bir durumda bulunmasını arzu etmeyiz.”

“Her türlü tedbir alınmaktadır”

Türkiye’nin, Suriye’de yaşanan bütün gelişmeleri anbean takip ettiğini belirten Arınç, “Gerek bölgesel gerekse uluslararası düzeyde son derece olumsuz yansımaları olan Suriye’deki ihtilafın, bölgenin güvenlik ve istikrarı üzerindeki etkileri de maalesef ağırlaşmaktadır” ifadesini kullandı.

Son dönemde, PYD ile çeşitli muhalif unsurlar arasında meydana gelen çatışmalar sonucunda, Suriye’nin Resulayn kasabasının kontrolünün, PYD’nin eline geçtiğini anımsatan Arınç, “Bu gelişmeleri yakından izlemeyi, takip etmeyi sürdürüyoruz. Maalesef bu aşamada rejimin, muhaliflere yönelik olarak yoğunlaştırdığı saldırılarına, Suriye’deki bazı grupların da kendi aralarındaki çatışmaları eklenmiş bulunmakta” değerlendirmesini yaptı. Sınır bölgesinin birbirine çok yakın olduğunu ve seken kurşunlardan, Türkiye tarafından bir vatandaşın hayatını kaybettiğini, birkaç kişinin de yaralandığını hatırlatan Arınç, şunları söyledi:

“Suriye’deki mevcut durum çerçevesinde ortaya çıkan otorite boşluğundan bazı grupların istifade ettiğini ve kendi gizli amaçları uğruna, ülkedeki kırılgan ve hassas durumdan istifade ederek, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini tehlikeye atacak gelişmelere göz yummamız Türkiye’den beklenemez. Bu gelişmelerin sınıraşan nitelik kazanması ve vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit edecek boyutlara ulaşması da asla kabul edilemez. Türkiye, sınır güvenliği ve vatandaşlarımızın güvenliği bakımından her türlü tedbiri almaktadır ve almaya devam edecektir. Türk Silahlı Kuvvetleri, yürürlükteki angajman kuralları çerçevesinde gerektiğinde anında mukabelede bulunmaktadır. Ülkemizin sınır güvenliği ve yurttaşlarımızın can güvenliğine yönelik her türlü tehdide karşı ilgili tüm kurumlarımızca eşgüdüm halinde süratle hareket edilmekte ve gerekli önlemler alınmaktadır.”

Arınç, “Suriye’de herhangi bir etnik ya da mezhebi grup tarafından oluşturulacak, defakto yönetimleri kabul etmeyeceğimizi bugüne kadar defaten dile
getirdik. Hangi etnik kökenden, din ve mezhepten olursa olsun, tüm Suriyelileri kucaklayan meşru, demokratik ve anayasal eşitliğe dayalı bir sistemin kurulmasını arzuluyoruz. Bu anlayıştan hareketle Suriye halkının meşru talepleri doğrultusunda, soruna bir an evvel siyasi bir çözüm bulunmasına yönelik çabalara destek veriyoruz” diye konuştu.

“Hassas bir konu üzerinde olduğumuzu biliyoruz”

“Siyasi alanda yürütülen bu çabalar sürerken, belirli bölgelerde emrivakiler yoluyla defakto durumların yaratılmasının, Suriye’nin birlik ve beraberliği üzerinde son derece olumsuz neticeler doğuracağı açıktır” diyen Arınç, şunları kaydetti:

“Meşruiyetini ve aklıselimle davranma becerisini yitiren rejimin, varlığını sürdürebilmek adına, çeşitli grupları kullanarak, ülkedeki değişik etnik ve mezhep gruplarını birbirine karşı kullanmak adına bazı taktiklere başvurması beklenebilir. Suriye halkının, bu tür oyunlara kanmayacak kadar uzun bir birlikte yaşama tecrübesine sahip olduğuna inanıyoruz.”

Olayların başından bu yana Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünün esas olduğunu vurguladığını ifade eden Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

“Hassas bir konu üzerinde olduğumuzu biliyoruz. Biz bu toprak bütünlüğü içerisinde Suriye’de demokratik bir yönetimin işbaşına gelmesini arzu ederiz. Bunu daha önce Irak için de söylemiştik. İkincisi de Suriye’deki bütün etnik, mezhep ve dinsel grupların, cemaatlerin, toplulukların yine demokratik bir sistem içerisinde eşit olarak temsil edilmesini ve yer almasını arzu ederiz. Bu defakto durumlar, bu düşüncelerimizin dışındadır. Çünkü oralarda insanlar, homojen bir yapı içerisinde de değil, birlikte yaşamaktadırlar yıllardan bu yana. Türkmenler, Türkmenlerin hemen yanında Araplar, Arapların hemen yanında belki Kürtler bir arada yaşamaktadır. Birbirinden soyutlanmış, tecrit edilmiş bölgeler içerisinde değillerdir. Etnik bir temizliğe de kimsenin müsaade etmeyeceğini herhalde herkesin bilmesi gerekir.”

Suriye’de nüfusun yüzde 10′u kadar Kürt yaşadığını, bunların yıllardır gözardı edildiğini, yurttaşlık statüsü bile verilmediğini dile getiren Arınç, “Türkiye ile Suriye ilişkileri, bu olaylardan önce fevkalade iyiydi. Sayın Başbakanımızın, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Esad nezdindeki en çok talepleri, Suriye’de yaşayan Kürtlere yurttaşlık verilmesi, eşit haklar verilmesi ve onların toplum içerisinde hak ettikleri yerleri alabilecekleriydi. Bugün Suriye’de yaşayan Kürtler bazı haklarına kavuşmuşlarsa Türkiye’nin bu konudaki olumlu rollerini herhalde kabul etmeleri gerekecektir” diye konuştu.

Arınç, şunları belirtti:

“Bugün Esad rejimi ile el ele vermek suretiyle fırsattan istifade ederek, belli otonom bölgeler veya özerk yönetimler kurma gayretleri… Kendi ifadeleri farklıdır, yapılan işler farklıdır, dolayısıyla aklıselim ve sağduyuyla bir değerlendirme yapmak ve gelişmeleri anbean olayın bütün taraflarıyla birlikte takip etmek gerekiyor. Türkiye bunu ihmal edecek bir yapıda değil. Biz orada bir binanın üzerinden sallandırılan, kendilerine göre bayrak kabul edilen bir işaretle böyle bir yönetimin kurulduğu veya kurulacağı anlamını çıkaramayız. Böylesine spontane gelişen olaylar karşısında aklıselimle hareket etmemiz gerekir.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Suriye’ye askeri müdahale yapılmasından yana olduğunu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu’nun da aksine kesinlikle bir müdahale yapılmamasını söylediğini aktaran Arınç, “Dolayısıyla muhalefet ne derse desin, nasıl bir değerlendirme yaparsa yapsın, hükümetimiz olayları büyük bir hassasiyetle takip etmektedir. Türkiye’nin aleyhine sonuç verecek hiçbir defakto eyleme veya olaya göz yummak durumunda değiliz” dedi.