-‘Anne Ben Barbar mıyım?’ -Sus Babası Kılıklı! Dipnot Tablet’in Bienal’den sizin için seçtikleri

Pazartesi, 23 Eylül 2013 12:20

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Yazının başlığını ofiste tartışırken, Fatih’ten yukarıda gördüğünüz öneri geldi. Neden? Dedim. ‘Çünkü sadece ‘babalarımız’ yani bizden öncekiler ve tabi devlet baba değil biz de barbarız’ dedi. Oy birliğiyle bu öneri kabul edildi ve başlıktaki yerini aldı.

Barbarlık öyle kolay kolay üstten atılabilecek bir şey değil zira. Genetik bir miras gibi yıllar boyunca taşıyoruz üstümüzde. ‘Barbarlığı eleştirirken bile’ barbarlık yapıyoruz çoğu zaman ve bunun farkına bile varmıyoruz.

Kentsel dönüşüm ve kamusal alanı konu alan ve kendine ‘anne ben barbar mıyım’ başlığını seçen13. İstanbul Bienal’ini gezerken ilk dikkatimi çekenlerden biri, Bienal’de yer alan sanatçıların büyük bölümünün Brezilya, Arjantin, Endonezya, Meksika gibi, iyi tabiriyle ‘gelişmekte olan’ ülkelerin sanatçılarının işlerinden seçilmiş olmasıydı. Çünkü bugün bizim tartıştığımız kentsel dönüşüm adıyla yapılan barbarlık ya da vandallık (adını siz koyun), kamusal alanda kısa paslaşmalar, kadın bedeni, cinsel devrim, yukarıda adını saydığımız ülkelerde de tartışılan, konuşulan sorunlar demek ki. Oysa Bienal’e katılan batılı sanatçıların işlerine baktığımız zaman hemen hemen tamamının 60’lı yıllara ait olduğunu görüyoruz. Yani batılı sanatçılar bu konulardaki eserlerini o yıllarda, ülkeleri bunu tartışırken vermişler. Bizse neredeyse 50 yıl sonra bunu tartışıyoruz. Anlayacağınız sadece matbaa değil, bu topraklara geç gelen!

Antrepo’da gezerken dikkatimi çeken bir başka konu ise kentsel dönüşümün konu edildiği işlerin hemen hemen tamamının aynı bakış açısıyla bu dönüşümü eleştirmeleriydi. Tamam çok güzel. Harika işler var. Gerçekten harika. Ama eserlere toplu olarak bakıldığında hemen hepsi alt kültürün maruz kaldıklarını gözler önüne sermiş. Onların sesleri olan eserler ortaya koymuş. Ama doğrusu ben karşı tarafın, beyaz yakalıların, bu dönüşümü savunanların da neler söylediklerini merak ediyorum. Onların söylemlerine bir sanatçı nasıl bakar, görmek isterdim.

Bunlar Bienal’i gezerken düşündüklerim. Daha iyi olması için eleştirdiklerim. Ama bu haliyle bile Bienal’in bu şehre kattıkları, gezenlerin kafalarında oluşturduğu sorular insana ‘iyi ki var’ dedirtiyor. 20 Ekim’e kadar vaktiniz var, muhakkak gidin.

İşte basın bültenlerinden değil, bizzat gidip görerek sizin için seçtiklerimiz:

Şato
Kafka’nın Şato’sunu bugüne kadar okumadıysanız da Bienal’i gezdikten sonra okuyacağınıza ya da en azından bu konuda kuvvetli bir istek duyacağınıza bahse girerim. Hatta bir kısmınız fotoğrafta gördüğünüz, Antrepo3’e girer girmez sizi karşılayan bu tuğla yerleştirmenin en altındaki kitabı çekip almaya bile kalkışabilirsiniz. Aman yapmayın! Zira o tuğlaları birbirine tutturan hiçbir şey yok. Temeli de yok. Bu da görünürde kalıcı olanın geçiciliğine işaret ediyor. Kafka’nın evreninde şato, hem iktidarın mekanını, hem de kitabın kahramanı K.’nın içine düştüğü dünyanın gizemlerini çözecek bilginin mekanını temsil ediyor. Meksikalı sanatçı Blake de bu bilgiye ulaşmanın hem potansiyeli hem de temsili olarak ‘Şato’ yu oraya yerleştiriyor.

Los Encargados
Bienal’deki en iyi videolardan biri. Tamamiyle siyah beyaz videonun tamamını izleyin ki, başka memleketlerin sanatçıları iktidarlarını nasıl eleştiriyor görün. Video, iki İspanyol sanatçı Sierra ve Galindo’nun, İspanya’da bugün yaşanan toplumsal-ekonomik krize verdiği bir tepki. Bir cenaze alayını andıran yedi arabanın geçişini izlerken, sanatçıların yaratıcılıklarıyla sadece iktidarları değil onların zekalarını da nasıl alaşağı ettiklerini görüyorsunuz. Videodaki her araba, Franco dönemine ait başbakanların dev boyutlarda ve baş aşağı birer portresini taşıyor. Yani İspanya’nın içinde bulunduğu bugünkü durumdan sorumlu tuttukları kişileri. Bienal’den sonraki İlk Gezi buluşmalarında aynı cenaze alayının Türkiye versiyonunu görürseniz şaşmayın.

İsimsiz
Çocukların bitmek tükenmek bilmez sorularından biri de ‘Çiçeklerin dili var mı?’ Ohhh…. Artık bu soruya daha rahat cevap vereceğim. ‘Evet var yavrum. Hem de gözlerimle gördüm. Basbayağı konuşuyorlar kendi aralarında! ‘ İnanmıyorsanız Endonezyalı bir grup sanatçının ortaya koyduğu bu deneysel sanat eserinin önünde bir süre durun. Göreceksiniz!

Harikalar Diyarı
Beğendiğimiz diğer bir çalışmada Halil Altındere’nin ‘Harikalar Diyarı’. Videoyu izlediğinizde başta suratınızda bir gülümseme ifadesiyle müziğe ritm tutacaksınız. Ama sonlara doğru o gülümseme gergin bir ifade olarak suratınızda asılı kalacak bizden söylemesi. Video, Sulukuleli “Tahribad-ı İsyan” grubunun TOKİ İmparatorluğu’na hip-hop isyanı. Semtin yıkılmasından sonra o semtin çocuklarının içinde büyüyen direnişi çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Paralaks
Bienal’in en çarpıcı videolarından biri. Dakikalarca önünden ayrılamayacağınız ve içinde başka başka dünyalara dalacağınız bir eser. Pakistanlı Shahzia Sikander bu çalışmada minyatür ile şiiri buluşturuyor. Sanatçı Türkçe yazan şairlerin şiirlerini farklı seslere okutmuş. Aralarında Lale Müldür’ün, Nazım Hikmet’in de şiirleri bulunuyor. Bunu çok kanallı anime bir enstalasyonla birleştirmiş. Sergiyi gezdiren rehberimiz, bu videonun önüne geldiğimizde, ‘girin seyredin, anlatılmaz yaşanır’ dedi. Bizden söylemesi…

İnsanlık Anıtı-Yardım Eden Eller
Barbarlık adına yaşadıklarımızı hatırlamak için önemli bir eser. Zaten fotoğrafın önüne gidince Mehmet Aksoy’un Kars’taki ‘İnsanlık Anıtı’ nın Başbakan Erdoğan tarafından ‘ucube’ olarak nitelenmesinden sonra heykelin nasıl yıkıldığını hatırlayacaksınız. Bu fotoğrafların hikayesi ise en az heykelin kendisinin hikayesi kadar ilginç. İki Hollandalı sanatçı o günlerde Kars’a gidiyor ve bölgedeki köylerde dolaşarak onların ellerinin bir kalıbını çıkarıyor. Sonra da bu elleri sergiliyorlar. Ancak bu serginin de ömrü ne yazık ki İnsanlık Anıtı’nın ömrü gibi çok uzun olmuyor. Ve sonunda o da yasaklanıyor. İştye bu serginin fotoğrafları.

Yoğun Bakım
Antrepo’dan şiddetle! önereceğimiz eserlerden biri de bu. Rietveld Landscape isimli Hollandalı kolektif, AKM’nin can çekişini bir ışık oyunuyla anlatıyor.

Oyuna Gel
Antrepo’da muhtemelen en son göreceğiniz ve en eğlenceli işlerden biri. Çocukluğunu özleyenler ve kendi şehirlerini kendi inşa etmek isteyenler gölge oyununa katılabilir.

Beni Takip Et
Galata Rum İlköğretim Okulu’nda merdivenden çıkarken karşılaşacağınız bu görüntü ilk önce kafanızı karıştıracak ama sonra her detayını öğrenmek için fotoğrafın dibine kadar gireceksiniz.

Çinli Wang Qingsong’a ait olan bu eser Çin Devlet Televizyonu’nda 1982 yılında gösterilmeye başlanan popüler bir İngilizce dil dersi programını konu alıyor.

Ortak Eylem Aygıtı: Bir Etüt
Binanın girişinde rastlayacağınız bu çalışma İnci Eviner’e ait. Galata Rum’daki en ilginç işlerden bir tanesi. Bir çeşit okul olarak tanımlanıyor, bir yerde heykeltıraş atölyesi diğer bir tarafta Ece Ayhan atölyesi, okulun bir köşesinde de dans stüdyosu…
Politikayla estetiğin nasıl bir araya geldiğini deneyimlemek için mutlaka bir kez değil bienal boyunca gidilmeli görülmeli.

Dipnot: Bu hafta ki bienal gezimi Anterpo No:3 ve Galata Rum İlköğretim Okulu’ndaydı. Gelecek hafta Arter ve SALT’ı ele alacağız.