Almanlarla birlikte kazanan ilk Türk: Mesut Özil

Perşembe, 24 Temmuz 2014 10:18

Tarihte ilk defa bir Türk Dünya Kupası kazandı. Cem Pelister Almanya ile bu zaferi tadan Mesut Özil’in hayatını ve bilmedikleriklerinizi Dipnot Tablet için yazdı.

 

Almanlarla birlikte kazanan ilk Türk: Mesut Özil

Hayatta tercihler hepimizi yönlendiren ve farklı sonuçları bize sunan, ufak ama önemli ayrıntılardır. Seçtiğiniz yol sizi uçurum kenarında güzel bir manzaraya götürebileceği gibi, sabrederseniz hayatınızın en iyi fırsatlarını karşınıza çıkartacak sıkıcı, uzun ama umut vaat eden bir yola da sokabilir. Türkler olarak bizler pek geleceği düşünmediğimizden ilkinin daha cazip olduğunu zannederiz, günü yaşamak ve sabır yolundan gitmemek işimize gelir çoğu zaman. Kökenleri öz be öz Türk olan Mesut Özil de 2008 yılında böyle bir yolun başına gelmişti. Türkiye’ye şirin gözükmek yerine uzun ama doğru yolu seçti. İlk başta kendi ülkesindeki insanlar tarafından tehdit bile edildi ama bugün baktığımızda her ne kadar Alman Milli Takımı forması altında olsa da Dünya Kupası’nı kazanan ilk Türk oyuncu oldu. Bir bakıma o klasik motto da gerçekleşti, ilk defa bir Türk gerçek manada Almanlar kazandığı için kazanan oldu.

 

“BU GİDİŞLE FUTBOLCU OLAMAYACAKSIN”

Zonguldak’tan maden işçisi olmak için Almanya’ya gelen Mesut Özil’in dedesi, muhtemelen bu kararı verirken kendisinden sonraki nesillerin rahat bir hayat yaşamasını istemişti; fakat o bile bu kadarını hayal edemezdi. Kendisinin gurbete gelişinden yıllar sonra dünyaya gözlerini açacak torunu, bu topraklarda Dünya Şampiyonu olacak kadar gelişecekti.

Mesut Özil’i diğer gurbetçilerden ayıran özelliği, babasının aslında bir “Almancı” gibi değil de tam bir Alman gibi yetişmiş olmasıydı. Oğlunu da bu şekilde yetiştirdi Mustafa Özil, Alman disiplininden yardım alarak. Adeta ufak bir Türkiye olan Gelsenkirchen şehrinde büyüyen Mesut futbola da haliyle bu şehirdeki bölgesel takımlarda başladı. Mahallesinde farklı uluslardan birçok arkadaşıyla bu güzel oyunu “Maymun Kafesi” denen enteresan sahada oynayan Mesut’un en çok duyduğu söz “Sen çok büyük bir futbolcu olacaksın” oluyordu. Herkes bunu söylerken baba Mustafa Özil farklı bir yol kullanarak, çocuğunu övmek yerine her seferinde en ufak hatasına kadar eleştirip “Bu gidişle senden futbolcu olmayacak diyordu” Bugün gelinen noktaya bakarsak Mustafa Özil aslında doğru olanı yapıyordu.

Maymun kafesleri, bölgesel takımlar ve mahallede geçen, üç kornerin belki de orada da penaltı olduğu çetin maçlar. Hepsi bir süreçti ve Mesut bölgenin en büyük takımının radarına girmişti. Schalke 04 kapısından içeri 17’sinde girdi ve sadece dokuz ay sonra Bundesliga’da ilk maçına çıkmayı başardı. İlk profesyonel sözleşmenin geliri ailenin masraflarına giderken Mesut kendisi için sadece bir araba alabildi.

 

RADİKAL KARARLARDAN İLKİ; BREMEN’E KAÇIŞ…

Schalke 04’te çok fazla sevilen Mesut Özil doğduğu şehrin takımına aynı sadakati göstermedi. İki sene formasını giydiği Schalke’den herkesi üzecek şekilde ayrıldı ve kulübüne sadece beş milyon Euro kazandırdı. Werder Bremen’e geçiş sebebini her ne kadar daha fazla şans bulmak istiyorum diye özetlese de, Özil’in asıl problemi takımın teknik direktörü Mirko Slomka idi.

19 yaşında ilk büyük transferini yapan Mesut yepyeni bir hayata girmişti. Profesyonelliğin en ağır günleri onu beklese de o ailesini, arkadaşlarını geride bırakıp “acı olmadan bir şey kazanamazsın” felsefesini takip edecekti. Türklere has tekniği bileklerinde mevcuttu ama Alman gibi düşünme yetisi sayesinde bu tekniği bencillik yerine cömertlik olarak kullanıyordu. Takımın asist yükünü sırtlayacak bir yıldızın gelişi ilk sezonda yaptığı 15 asist ile belli olmuştu. Herkesin gol atma girişimi yapacağı pozisyonlarda o adeta bilgisayar oyunundaymışçasına bomboş olan birini buluyor ve işi garantiye alıyordu. Kimi zaman da pası alan kişinin bile tahmin edemeyeceği şekilde arkadaşlarını kaleci ile karşı karşıya bırakıyordu. Juventus’a transfer olan Diego’nun yerini alan Mesut Özil, sezonu 17 asist 9 golle kapatarak açılacak yeni kapıları beklemeye koyuldu.

Germany Win Wolrd Cup 2014

ALMANYA MİLLİ TAKIMI İLE MEMLEKETİ ARASINDA KALAN GENÇ ADAM

Sahada zorluklara alışkın olan Mesut için 2008 yılı bambaşka bir zorluğu beraberinde getirmişti. Altyapıda Alman Milli Takımını temsil eden Mesut artık A takım için karar vermesi gerekiyordu. Ya kökenlerinin geldiği Türkiye’yi seçip insanları mutlu edecekti ya da onu Mesut Özil yapan ülkeyi seçip başarıya alışmış bir ulusun içinde yer alacaktı. 2009 yılına kadar Fatih Terim ve Löw’ün ısrarlarını dinledi genç adam. Sonunda kararını verdi “Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum Alman Milli Takımı’nın formasını giyeceğim” dedi. Türkiye’den gelen tepkiler Mesut’a internet sitesindeki ziyaretçi defterini kapatacak kadar ileri gitmişti. Bu dönemi en iyi anlatan kişiye kulak verecek olursak babası o günleri çarpıcı bir örnek ile şöyle anlatıyor “Bu kararımızla birlikte adeta bir anda tüm akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı bize öfke dolu gözlerle bakarken bulduk. İnanır mısınız öz abim bile bu karardan dolayı hem bana hem de Mesut’a çok sert sözler sarf etti.” Mesut tüm olanlara “milletin ağzı torba değil ki büzesin” kalitesinde bir cevap vermektense “Umarım Türkler benim maçlarımı izler ve benim yaptıklarımla gurur duyar” demeyi tercih etmişti. Kimi gurur duydu onunla ama büyük çoğunluk “O bir Alman bizi ilgilendirmez” tarafını seçti.

 

REAL MADRID’E UZANAN YOL ALMAN MİLLİ TAKIMINDAN GEÇER

Mesut’un verdiği Almanya kararı ona yeni kapıları açacak anahtar olacaktı. Almanya Milli Takımı ile ilk kez 2009 Şubat’ında buluşan kahramanımız aynı yılın yaz aylarında Almanya’ya bir kupa kazandırdı. U21 Avrupa Şampiyonası’na takımın lideri olarak katılan Mesut, turnuvada her oyuncudan adeta dört gömlek daha iyiydi. Finalde İngiltere’yi 4-0 yenen Almanya şampiyon olurken Mesut da turnuvanın en iyi oyuncusu seçildi ve artık Alman A Milli Takımında yaşayacağı başarıları beklemeye koyuldu. Werder Bremen’de aynı performansına devam eden Mesut için her şeyin değişeceği yıl 2010 olacaktı.

2010 Dünya Kupası’nda Alman Milli Takımı kadrosuna alınan Mesut, Afrika’da tüm dünyaya o kendine has futbol becerilerini gösterme fırsatını yakaladı. Kimine göre Fransız efsanesi Zidane’ı hatırlatan soğuk kanlılığı sayesinde sanki ilk Dünya Kupası gibi oynamıyordu Mesut. İlk Dünya Kupası’nda zafere uzanamasa da Almanya’da “Örnek Göçmen Vatandaş” olarak lanse edilecek konuma gelmişti. Aynı yılın yaz ayları bitmek üzereyken Mesut hiç beklemediği bir teklif ile karşılaştı, dünya devi Real Madrid onu istiyordu. Her şey hayallerde olduğu gibi ilerlerken Mourinho ile telefonda 30 dakikalık bir görüşme yapan Mesut Özil kapatma tuşuna bastığı anda kararını vermişti. Yeni adresi Madrid olacaktı.

 

TÜRK KÖKENLİ İLK REAL MADRID’Lİ

Her ne kadar Türkiye’de çoğunluk Mesut’u görmezden gelse de dünya onun başarılarını böyle lanse etmiyordu. Real Madrid’e transfer olduğunda, yetenekleri kadar Türk kökenine sahip oluşu ve Müslüman olması da konuşuldu. 15 milyon Euro transfer bedeli ile Mourinho’nun müthiş zekasına kendini teslim eden Mesut Özil ilk günlerinde oldukça heyecanlıydı. Takım arkadaşlarına konuşma yapması istenen Mesut tüm konuşmayı Almanca yaptı ve bunun doğru olmadığını konuşması sonunda arkadaşlarının gülüşmelerinden anladı. Heyecan dolu günler yerini sahada takımın asist yükünü çeken adam günlerine bıraktı. Real Madrid’te geçen üç sezonda kazanılan üç kupada onun da payı büyük oldu. Mourinho ile yolların ayrılması ile beraber o da İspanya’dan ayrılıp 50 milyon Euro transfer bedeli ile futbolun beşiğine, İngiltere’ye doğru yol aldı. Arsenal’e büyük bir yıldız olarak gelen Mesut geçtiğimiz sezona her ne kadar iyi başlasa da devamında yaşadığı sakatlıklar onu olumsuz anlamda etkiledi ve istediklerini sahaya yansıtmasına izin vermedi.

 

Yazının tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store
ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play