Allah’ım Aklımızı Koru! Ali Mendillioğlu yazdı

Pazartesi, 2 Eylül 2013 14:46

tabanca-intihar (1)Gülsüm Çelik… İki çocuk annesi.

17 Ağustos 2013’de 19 yaşında Urfa’da intihar etti.

Stefan Zweig… Yazar.

22 Şubat 1942’de 61 yaşında Rio de Janeiro’da intihar etti.

Gülsüm, 16 yaşında berdel ile evlendirilerek, Siverek’teki köyünden Urfa’ya gelin gitti. Biri iki yaşında, diğeri daha iki aylık, iki kız çocuğu annesi. Kocası Antep’te hukuk fakültesinde öğrenci.

Gülsüm’ü adım adım ölüme götüren süreç, üç ay öncesinde kayınpederinin kızının sevdiği çocukla birlikte kaçmasıyla başladı. Görümcesi Gülsüm’e bir çocuğu sevdiğini, babasıyla kendisinin konuşamayacağını, Gülsüm’ün aracı olarak babası ile konuşmasını istedi. Gülsüm kayınpederi ile konuştu. Kayınpederi bu evliliğe karşı çıkınca Gülsüm’ün görümcesi sevdiği çocuk ile kaçarak evlendi.

O günden sonra kızlarının kaçmasına Gülsüm’ün yardımcı olduğunu düşünen ev ahalisi, Gülsüm’e hayatı zehir etti. Gülsüm, Ramazan Bayramı’nda babasını arayarak durumu anlattı ve eve dönmek istediğini söyledi. Babası ve abisi Gülsüm’ü alarak Siverek’teki köylerine döndüler. Bayramın üçüncü gününde Gülsüm’ün kayınpederi ve kocası Siverek’e geldi. Gülsüm’ü geri dönmesi için ikna ettiler.

Karabahçe Köyü ile Urfa’nın arası yaklaşık 149 kilometre. Aile önce 10.20 gibi Gülsüm’ü özel bir araca bindirdiler ve köye doğru yola çıktılar. Saatler 12:30’u gösterdiğinde de kayınpederi Gülsüm’ün babasını telefon ile aradı ve Gülsüm’ün silah ile kendini vurarak intihar ettiğini cenazeyi gelip almaları gerektiğini söyledi.

Şu anda Gülsüm’ün abisi Abdullah olayın aydınlatılması için mücadele ediyor çünkü o bu olayın bir intihardan öte bir cinayet olduğunu düşünüyor.

Gülsüm intihar etmiş bile olsa ne değişir? İki küçük çocuğunu geride bırakarak, daha 19 yaşında ölümü bir çözüm olarak görmüş bir genç kadının intiharını, hangi akıl, hangi vicdan kendi tercihidir diye açıklayabilir?

Stefan Zweig, Birinci Dünya savaşında orduda görev almış bir asker olarak, savaşın ahlaki, ekonomik tüm boyutlarıyla nasıl bir yıkım olduğunu bizzat deneyimlemiş büyük bir yazar. 2. Dünya savaşı yıllarında Nazi ordularının yenileceğine olan inancını yitirince Hitler rejiminin kalıcı olacağını da düşünerek, böyle bir dünyada yaşamaktansa karısı ile birlikte bir otel odasında intihar etmeyi çözüm olarak gördü.

Satranç kitabındaki Dr. B karekteri, Zweig’in muhtemelen kendi iç muhasebesinden ve gerilimlerinden ortaya çıkmış bir kahramandı. Savaşın sonu gelecek olsa bile, savaş sonrasında yaşayacağı hayatı, ruhunda yarattığı yıkımı ve acıları Dr. B karakteri ile özdeşleştirmişti Zweig… Savaş’ın bitmesi durumunda bile savaştan çıkılan bir dünyada yaşamaya değer hiçbir şey kalmayacağını düşünüyordu.

Savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde, alçak perdeden “ama”larla bile itiraz geliştirilemediğini (ki bütün “ama”lardan sonra gelen sözcükler yalandır ve ben buna bile razıyım) gördükçe Zweig’i anlamaya, daha kötüsü hak vermeye başlıyorum. Çünkü 19 yaşındaki iki çocuk annesi bir genç kadını, ölüme götürebilen bu toplumsal algı, gözünü kırpmadan bütün bir bölgeyi ateş topuna çevirmekte hiçbir beis görmeyecektir.

Ziyafet sofrası kuruldu bir kere. Masalarda ki boş kristal kadehlere kanımız doldurulacak besbelli. Şölen başlasın…!

Ali Mendillioğlu

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ