Allah “Akil Fikir” Versin!

Pazartesi, 15 Nisan 2013 10:22

akil-insanlar-listesine-ilk-tepkilerPolemik yapacak bir hâleti ruhiyeye sahip değilim. Olsam da böyle bir iklimde ertelerdim. Gereği de yok zaten. İç siyasetimizin en önemli maddesi, barış görüşmeleri ve süreci, bize ışık tutmalı. Polemikten güç doğmuyor. Yine de demokrasi, oyunun en temel birimi, zemini. Barış için bazı yazarlarımızın ve sanatçılarımızın görüşlerine ve yorumlarına inanamayarak başvuracağım. Kimse üzerine alınmasın.

H. Laptalı adlı yazar, Murat Binzet üzerinden bir yazı göndermiş posta kutuma. “Akil Adamlar” ve “Doğu İlleri Kürdistan Eyaleti” adlı yazısında şu kişilere ve görüşlere de yer veriyor:

Kadir İNANIR (Sanatçı): “Kürt başka PKK başka denilemez. PKK’lılar neden kardeşimiz olmasın?

“Cevap: Kürt başka PKK başkadır. Kürt Türkiye Cumhuriyeti’nin bir evladıdır. PKK ise ABD, AB, tüm Vahşi Batı tarafından desteklenen ve Ortadoğu’yu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde şekillendirmek için kullanılan bir terörist örgüttür.

Yılmaz ERDOĞAN(Komedyen): “Sadece asker değil, dağda ölen kardeşlerimiz de şehit oluyor. ” “Cevap: Dağda ölen kardeşlerine, “kimse git de dağda öl” demedi.

Murat BELGE (Taraf Yazarı): “Devletten ordudan yana değil de, dağdaki Kürt’le yaşamak isterim.”

“Cevap: Öyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’sinde oturup, yiyip içip de ahkâm kesmek kolaydır. Buyur aslanım dağdakilerle yaşa… Seni tutan mı var? Vurulunca ağlama…”

İnsan duyarlılığı, barışın üzerine çıkmalıdır ki herkes görebilsin. Bir ülkede halklar birlikte yaşamak istiyorsa, bunun olmazsa olmaz koşulu demokrasidir. Daha iyisini bulana kadar bu böyle. “Ülkede demokrasi tüm koşulları ile sürdürülebilirse, demokrasi gelirse demiyorum, hem gelecek, hem sürdürülecek, ancak o zaman barış gelebilir.” diyor, barışı tatmamış bir kuşaktan olan yakınım.

Aslında ipe sapa gelmez ama, aynı yazı şöyle devam ediyor.

Doğu ERGİL (Akademisyen): “PKK’lılar da bu ülkenin evlatları… Bir şehit tutturdular gidiyorlar…”

“Cevap: Yalan söylüyorsun. PKK’lıların hepsi de bu ülkenin evlatları değildir. Kuzey Irak’ta ABD askerleri tarafından da eğitilmektedir. Utan, utan!.. Koca yaşınla başınla profesörlüğünle yaşadığın vatanın hudutlarını, bütünlüğünü korumak uğruna şehit düşmüş insanlarımızla alay ediyorsun… Bu vatanın bir damla suyu bir lokma ekmeği de, elbette sana helal casino australia online değildir. Şehitlerden uzak dur, başka ihsan istemem…”

Hilal KAPLAN (Yeni Şafak Yazarı): “Türk Bayrağı’nın adı değişmeli, Türkiye Bayrağı olmalı…” “Cevap: Tarihin derinliklerinden gelen “Türk Bayrağı” ismi değiştirilecekmiş… Emrin olur hanımefendi… Ve Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesi şimdilik “Eyalet” olarak ilan edildi. Eyalet sisteminin provası yapılıyor. Her coğrafi bölgeye 9 “Akil” atandı. 7×9=63 akil”

Sonuçta savaş, ilerleyen, yayılan ölümcül bir hastalık. Bu savaşları kimler çıkarıyor ki akil adamlar burnumuzu boktan çıkarsın. Deli, kuyu ve taş üçgeni… O kadar savaştan sonra bir savaş literatürü oluşuyor elbette. En önemli bilgilerinden biri, ‘savaşı pelerinle örtemezsin’. Hiçbir şeyle örtemezsin. Ancak sonsuza doğru giden bir barış süreci, bizi birbirimizi yemekten kurtarır.

Akil adamlar da bu coğrafyadan çıkıyor. Nereden çıkacak dersiniz? Birlikte demokratik olarak yaşamaya kimse inanmak istemiyor sanki. Barıştan korkmak hep var, bir türlü sıyrılamıyoruz bu durumdan. Şu geldiğimiz noktada biçare değiliz, ama yine de korkuyoruz. Korka korka da yaşanmaz ki! Pardon ama, siz hangi hâlden ölmek isterdiniz? Çatışmada dağda mı, meclisteki masalar ya da kürsülerde mi? Ne demek istediğinizi anlayanlarla bile anlaşamazken, bir kamyon ajitasyonla, kuru kışkırtmayla ne yapacaksınız!?

Savaşı kışkırtmak barışı kovalamaktan kolay, ondan oluyor galiba. Yol kazalarını çokça yaşamış bir ülkenin çocukları olarak, yoğurdu üflemeyi geçtim, dolaptan çıkarıp yemeye çalışıyoruz. Savaş, utanmazlığın aldığı en aciz, ilkel ve arkaik haldir. Savaş ekonomisinden, rantından bahsediliyor. Aynı durum barış için geçerli değil sanki!

Futbol yorumcuları niyet okuyorlar. Maç bitmiş, olan olmuş. Şu çıksaydı, bu girseydi, kırmızı kartı vermeseydi, 4 oynatsaydı, süper olurdu falan… Bu akiller de öyleymiş geliyor bana. İnsan kendi kendinin önünü tıkayan bir yaratık. Keşke şu yaşadıklarımız “Barış Tatbikatı” olsa! Barış içinde bir arada yaşamak dururken, neler diyoruz birbirimize. Savaşın ileri tutar tarafı yok eyvallah, ama barışı neresinden tutacaksınız!? Yeni bir şey söyleyecek olan, beri gelsin.

10 Nisan’13/ Ankara Barış Tatbikatı

tarhang@gmail.com

Tarhan Gürhan