Ali Mendillioğlu Dipnot Tablet için yazdı: “Gezi’ci Baba Oğul”

Pazar, 4 Ağustos 2013 16:27
fotograf(4)

GEZİ’Cİ BABA OĞUL

14 yaşındaki oğlum ilk kez İstanbul’a ziyaretime geldi. İki gündür Ankara’da katıldığı eylemleri anlatıyor. Doğrusu tedirgin olmadım değil. Yarım ağızla “yaşın daha küçük, katılmasan” demeye niyetlendim. Ağzımın payını oracıkta verdi. “Televizyonda kalabalıkları görünce mutlu oluyorsunuz ama kendi çocuklarınız eyleme gidince korkuyorsunuz. Böyle yaparsanız o meydanlar nasıl dolacak?” dedi. Haksız da değil hani. Neylersin ki baba yüreği…

30 Temmuz akşamı Nurhak ile beraber Taksim’i gezelim dedik. Daha fünikülerden Taksim’e çıkar çıkmaz yoğun bir gaz tabakası ile karşılaştık. Ben oğlumu koruma telaşındayım, baktım Nurhak gülümsüyor. “Ankara’da eylemler bitmişti canım sıkılıyordu zaten. İstanbul’a geldiğim iyi olmuş” diyerek.

Kabul etmeliyim ki; iyi bir baba olamadım. Oğlumla ilişkimizde aramıza hep uzun ayrılıklar girdi. En zor zamanlarında yanında değildim. Şimdi karşımda 14 yaşın çok üzerinde kafa berraklığı olan bir yetişkinle konuşuyorum sanki. Ya bana öyle geliyor ya da şu son iki ayda çocuklarımız çok büyüdüler. Niye eylemlere katıldığını soruyorum. ‘Her şeyi yasaklıyor’ diye cevaplıyor. Kürtaj yasağını örnek veriyor. ‘Kürtaj yasağının seninle ne ilgisi var?’ diye soruyorum. Cevap hazır, “ya ben kürtajdan kurtulduysam”? Sevinmen lazım o zaman diyorum. “Yoo kürtajla aldırsaydınız şimdi SBS stresini yaşamıyor olurdum” diyor. Verdiği cevap yarış atı gibi sınav maratonuna sokulmanın çocuklarda yarattığı tahribatı nasıl da güçlü anlatıyor. Sonra “alkol düzenlemesi” örneğini veriyor. “Alkol sağlığa zararlıysa sigara da zararlı, öyleyse sigarada yasaklansın. Derdi bizim sağlığımız değil” diyerek yorumluyor alkol düzenlemesini.

Ethem Sarısülük’ün öldüğü anın birkaç saat öncesinde Konur sokakta eylemcilerin buluştukları kafede Ethem’le tanışmışlar. Yeni tanıştığı birinin aynı gün öldürülmesi belli ki Nurhak’ı çok üzmüş ve daha hırslandırmış. Ya Ethem’in yerinde Nurhak olsaydı diye düşündüğüm anda bile içimde yeşil bir dal kırılıyor. Diğer yandan Nurhak’ın yerinde de Mehmetler, Aliler, Berkinler, Medeniler olduğunu bilmek kabir azabı gibi.

Birçoğunuz bu satırları okurken belki şaşkınlık, belki kızgınlıkla sen ne biçim bir adamsın diye geçiriyorsunuz içinizden. Oğlunun eylemlere katılmasına nasıl izin verirsin düşünüyorsunuz. Beni mi soruyorsunuz? Ben korkak bir adamım. Keşke oğlum kadar yüreğim sağlam, aklım berrak olabilseydi. Eğer ikna edebilecek olsaydım; kalbim oğlumun haklı olduğunu söylemesine rağmen Nurhak’ı vazgeçirmeye çalışırdım çünkü ben gerçekten korkak bir adamım. Oysa ok yaydan çıkmış bir kere vazgeçirmenin mümkünü yok”