Ali İsmail Korkmaz’ı abisi Gürkan Korkmaz anlatıyor!

Pazartesi, 17 Şubat 2014 12:26

“İnsan tektir, hürdür; dizginlenmemelidir” Evet bu sözler kardeşim Ali İsmail’e ait… Ali İsmail 19 yıllık kısa hayatı boyunca buna inandı ve hayatının her aşamasında, her fırsatta bunu savundu, haykırdı, uyguladı.

2011 yılında, daha 17 yaşındayken sınıf arkadaşlarını çevresinde toplayıp Toplum İçin Gençlik adında bir grup kurdu; Bu gençlerle huzur evine gitti, engellilere tekerlekli sandalye almak için kapak topladı, köy okullarına kitap, kıyafet götürdü, ilkokul çocuklarına okuma sevgisini aşılamak için etkinlikler yaptı. Yani Ali İsmail; daha aydınlık bir gelecek, daha iyi bir dünya için sadece sokaklara inip haykırmadı, bunun için bir şeyler yaptı ve yapmaya da devam edecekti.

İNSAN ÖZGÜR OLUNCA İNSANDIR

Ali İsmail bazen saçlarını gençler arasında dazlak diye tabir edilen şekilde tamamen kazıtır, bazen de Punk’çu diye tabir edilen şekilde yanlardan kısaltır ortasını uzun bırakırdı. Babam bu duruma kızıp tepki gösterdiğinde ise Ali İsmail şunu derdi: Baba düzen bize nasıl giyinmemiz gerektiğini, nasıl traş olmamız gerektiğini, hangi ışıkta durmamız gerektiğini emrediyor. Başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadığımız sürece insan kendini istediği gibi ifade etmelidir çünkü insan özgür olunca insandır “derdi.

Ali İsmail en küçük kardeşimiz, annemin gözünde hiç büyümeyen oğlu; üniversitedeyken birkaç gün annemi aramayınca annem ona küserdi, çoğu defa ben arayıp; Oğlum bak annem yine sana sitemli, aramıyorsun; ara da gönlünü al derdim.Şimdi hala inanmıyoruz öldüğüne, Eskişehir’de ve bizi aramayalı uzun zaman oldu gibi geliyor bize.

Sonra bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze; Ali’nin sesini duymayacağız bir daha, yeni anılarımız olmayacak mesela. Yeğenleriyle oyun oynayamayacak ve çok merak ettiği yeğeni Yusuf’u tanımayacak, adının Ali Yusuf olduğunu da bilmeyecek.

Bir evlat kaybetmek, bir kardeşten mahrum kalmak çok zordur zaten, hele ki böyle dövüle dövüle öldürüldüğünü bilmek daha çok acı veriyor insana ve katlanılmaz kılıyor hem acıyı hem de nefes almayı. Bu acıyı bir nebze de olsa katlanılır kılan bir şey varsa o da milyonların yanımızda olmasıdır. Daha hastane sürecinde başladı insanların desteği. Hastane bahçesinde bir gün olsun yalnız kalmadık. Yeri geldi Akademisyenler ziyaret etti bizi, yeri geldi ilkokul öğrencileri öpmeye geldi annemi elini. 38 gün direndi kardeşim ama olmadı; 10 Temmuz günü gelen haber yüreğimizi dağladı.

O günden sonra anladık ki artık hiçbir şey eskisi gibi değildi; Ailenin bir araya geldiği, evin her köşesini neşe ve umudun kapladığı bayram günleri Ali İsmail’in yokluğunu hatırlatan,acımıza acı katan günler oldu mesela. Üniversitede okuyan kuzenlerimin gidişi de hüzün dolu artık, dönüşünde de ağlıyoruz Ali İsmail nerde, niye gelmedi diyerek.

Biliyoruz ki Ali İsmail ölmedi, ölümsüzleşti. Bir kardeş bir evlat kaybettik belkide ama yerine milyonlarca evlat, kardeş kazandık. İlk zamanlarda annemi teselli etmek için şunu diyordum; “Anne, zamanı geri alabilsek, Ali İsmail’i uyarabilsek ve desek ki; bak oğlum o sokağa girme, seni öldürecekler. Bu günleri görüp şunu derdi; ben 19 yıllık kısa hayatım boyunca hep daha iyi bir dünya için, daha aydınlık bir gelecek için uğraştım, 200 yıl daha yaşasam ölümümle sağladığım dayanışmayı sağlayamazdım, kendimi, yaptıklarımı anlatamazdım” derdi ve daha aydınlık bir gelecek, daha iyi bir dünya yaratmak uğruna yine o sokağa girerdi. “

Ben bunları, annemi teselli etmek için söylüyordum ilk zamanlarda ama sonradan Ali İsmail’in gerçekten bunu söyleyeceğini farkettim. Ali İsmail farklı renklerin dilinde aynı slogan oldu; Sadece Fenerbahçeliler değil Beşiktaşlı da Galatasaraylı da diğer takım taraftarı da söyledi Ali İsmail Korkmaz, Fenerbahçe yıkılmaz marşını. Ali İsmail farklı renklerin, sağcının da solcunun da; Alevi’nin, Sünni’nin de; Kürt’ün de Türk’ün de ortak acısı oldu, ortak kahramanı oldu. İşte bunu bilmek, Ali İsmail’in huzur içinde yattığına inanmak güç veriyor bize bir nebze de olsa…

ALİ İSMAİL KORKMAZ DAVASI EZBER BOZACAK!

Ali İsmail hayatını kaybedene kadar savcılık dosyasında neredeyse hiçbir ilerleme kaydedilmediği gibi, olay yerindeki kamera kayıtları da uzman ellerce, geri dönüşünü imkansız kılacak bir şekilde silinmişti. Ali İsmail hayatını kaybedince, cenazesi daha evine yetişmeden Eskişehir valiliğinden, Ali İsmail’i arkadaşının dövdüğü açıklaması geldi.

Ali İsmail’in hayatını kaybetmesi sonucu oluşan kamuoyu baskısının da artmasıyla görüntüler gün yüzüne çıktı ve Ali İsmail’i katleden dördü polis, dördü sivil toplam sekiz kişi hakkında Eskişehir’de dava açıldı. Bu sanıklardan biri polis dördü vatandaş beş kişi halen tutuklu, aynı suçu işlemelerine rağmen diğer üç polis hala serbest ve görevlerine devam ediyor, bellerinde silah taşıyor!

Dava Eskişehir’de açılmasına rağmen Ali İsmail davası Eskişehir’in güvenli olmadığı gerekçesiyle Kayseri iline taşındı. Oysa ki Eskişehir, Şerzan KURT, Uğur KAYMAZ gibi toplumsal önem arz eden ve muhatabının emniyet birimlerinin olduğu davaların güvenlik sebebiyle taşındığı bir şehirdir.Nitekim ocak ayı sonunda Lice davası güvenlik sebebiyle Eskişehir’e taşındı.

Yargılamanın Kayseri’ye taşınması Eskişehir’in güvenliği ile ilgili bir karar değildi, Eskişehir halkının duyarlılığı, sağduyulu davranışlarıydı davayı Kayseri’ye taşıyan. Gözlerden uzak, ulaşımı zor ve hava koşulları daha çetin olan bir şehire taşındı dava, ama 3 Şubattaki davada gördük ki; değil Erciyes eteklerine, Everest tepesine alsalar bu davayı insanlar davanın takipçisi olacak ve adalet yerini bulana kadar peşini bırakmayacak.

İlk duruşma başlı başına bir travma sebebiydi bizim için, bir ortam düşünün ki gözü yaşlı, yüreği yaralı bir anne; oğlunu yumruklarla tekmelerle öldüren kişilerle göz göze geliyor, yüzlerine bakıyor. Görüntülerde Ali İsmail’i canice, insanlığa sığmayacak bir şekilde darp ettikleri, tekme attıkları görülmesine rağmen, sanıklar ifadelerinde Ali İsmail’e tekme atmadıklarını sadece ayaklarıyla dürttüklerini pişkin bir şekilde beyan ediyorlar. Bu yetmezmiş gibi sanık avukatların arasında benim okul arkadaşlarımdan, hastaneye defalarca gelip annemin elini öpen, ben de senin bir evladınım diyen bir avukat sanık polisleri savunuyor. Ama annem ne kendini kaybetti ne de sanıklara laf attı. Başı dik, elinde oğlunun fotoğrafıyla canilerin gözüne baktı duruşma boyunca. Belki de bu psikolojik baskının da etkisiyle daha ilk duruşmada sanıklar birbirlerine düştü ve birbirlerini suçlamaya başladılar. Polisler ve esnafların iştirak halinde, birbirlerinden ve amirlerinde talimatlar alarak bu suçu işlediklerini gösterir birçok ifade ve beyan kayıtlara geçti. Öyle ki tutuksuz yargılanan polislerden biri hakkında duruşma savcısı tutuklama talebinde bulundu.

Kamuoyu desteği, verilen hukuk savaşı ve psikolojik savaşın da sayesinde bu tip toplumsal davalarda ezber haline gelen polisin sorumluluğundan sıyrılması bu davada gerçekleşmeyecek ve Ali İsmail KORKMAZ davası toplum belleğindeki ezberi bozacak ve hafızalara kazınacak.

Bu dava bütün toplum ve tüm çevreler tarafından takip ediliyor. Çünkü Ali İsmail, Korkmaz ailesinin bir ferdi olduğu için öldürülmedi o sokakta. O sokağa giren sen de olabilirdin, her hangi bir eylemci olabilirdi, hatta eylemci olmayıp sırf biber gazından etkilenmemek için koşan biri de olabilirdi. Yani bu düzenin yarın başka gençleri, fidanları katletmeyeceğinin garantisi yok. Bu davada hak yerini bulmadıkça, insanlar rahat uyuyamaz, anne babalar çocuklarını gönlü rahat üniversiteye, hatta ekmek almaya bile gönderemez.
Rahat nefes almak isteyen, kendini özgür hissetmek isteyen, fikrini rahatça beyan etmek isteyen hatta yaşamak isteyen herkesin davasıdır bu.

Yanımızda olan, davayı sahip olan herkese teşekkürler…

Gürkan Korkmaz

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ İNDİRMEK İÇİN