“Ali İsmail Korkmaz Cinayeti’nin düşündürdükleri… Cüneyt Özdemir yazdı

Cumartesi, 24 Ağustos 2013 16:15

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Ben sokak kavgası bol bir mahallede büyüdüm. Çocukluğumdan itibaren sürekli ‘mahalle kavgası’ denilen tuhaf bir karmaşanın içindeydim. Şimdi sitelerde büyüyen çocuklar bilmez, bizim zamanımızda semtlerin içinde ‘mahalle’ denilen görünmeyen sınırlarla çizilmiş bir alan vardı. Bu kimi zaman bir sokağın üst tarafı kimi zaman bir iki sokağı kapsama alanına alan, hiçbir zaman net çizgilerle belirli olmayan daha çok ‘kankalarınızın’ oturduğu apartmanlarla çizilen bir sınırdı. O sınırın içindekiler ile dayanışma had safhadaydı. O sınırın dışında kalanlar karşımızda ‘aşağı mahalle’ ya da ‘yukarı mahalle’ olarak anılırdı. Sokağın ya da sokakların bu mahalle kültürü ile birbirine bağlandığı alanında büyümenin ilginç bir alt metni oluşurdu. Bizim mahalle içinde görünmeyen bağlar kurulur, komşuluklar yaşanır, kış aylarında apartmanların çatı aralarından indirilen merdivenlerle apartmanlar arası kaydırak yarışması düzenlenir, yazları aynı bakkalın duvarının üzerinde çekirdek çitlenirdi. Mahallenin gençlerinin gittiği kahveler, o kahvelerde oturulan masalar hep bu mahalle sınırlarına göre ayrılırdı. Koskoca bir şehrin kenar bir semtinde hayata tutunmaya çalışan bu insanlar mahallelerde birbirleri ile dayanışma içinde küçük bir getto inşa ederlerdi.

İşte bu mahalleler arasında zaman zaman yaşanan sürtüşmeler kimi zaman bir bakıştan, kimi zaman karşı mahalleden bir delikanlının diğer mahalleden bir başka delikanlının kardeşine aşık olmasından ya da bir yan bakıştan çıkan kavgaların çoğu da kanla biterdi. Mahallenin abileri genelde küçükleri ya da kızları korumak için mahalleler arasında dolaşır, olay çıkar, bir-iki yumruk, birkaç taş ve bol dedikodu ile olaylar yatışırdı. Bir süre kimse diğer mahalleye uğramaz, uğrasa bile kimse kimseye bakmadan yoluna devam eder giderdi. En kanlı kavgaların sonrasında bile kan davası güdülmez, olay orada kapanır ve kimse kimseye pusu atmayı düşünmezdi.

Kollar kırılır, kalpler kırılır, gururlar kırılır ama sonuçta kimse ölmezdi!

Ali İsmail Korkmaz’ın Eskişehir’de karanlık bir sokak arasında belli ki bir mahalleye ait grup tarafından alçakça pusuya düşürülüşünü gördüğümde aklıma bunlar geldi. Bermuda pantolonlu üniversiteli bir genci 6-7 kişinin karanlık bir sokakta yolunu kesip tekmeler, yumruklar yetmezmiş gibi sopalarla dövdükten sonra uçan tekmelerle öldürdüğü bu görüntüler mahalle kültürünün de bittiğinin en somut belgeleri gibi geldi bana… Eğer ortada bir pusu varsa bilin ki orada sinsi bir alçaklık da vardır.

http://www.youtube.com/watch?v=cPj_sQQf2Uk

Radikal gazetesinden İsmail Saymaz’ın ortaya çıkarttığı bu görüntüler bizlere alçakça bir pusunun nasıl olabileceğine dair her türlü ayrıntıyı anlatıyor. Üstelik mahalleliden biri bunu güya devlete yardım için yaptıklarını söylüyor.

Bu ülkede çok kötü bir bürokrasi alışkanlığı var. Kol kırılıyor, yen içinde kalıyor. Suçlar bireysel olarak algılanmıyor. Bir memurun sıradan alçaklığının faturası nerede ise bütün memurlara mal edilmeye çalışılıyor. Bu yüzden suç ve cezanın pusulası şaşmış durumda.

Ben emniyet teşkilatından onlarca emniyet müdürü ve polis tanıyorum. Aralarında zaman zaman görüştüklerim, iş icabı tanıdıklarım ya da arkadaşlarım var. Hiçbirinin arasında bermuda pantolonlu panik içinde kaçan bir üniversiteli gence, mahalleli ile pusu kurup, yere serip, dövüp, perişan bir halde yerde otururken uçan tekmeler atamayı düşüneninin olduğunu sanmıyorum. Tam tersi onların da buna tepki göstereceklerinden eminim.

İzlediğimiz bu görüntülerden anlıyoruz ki ortada dört dörtlük alçakça bir cinayet var. Ali İsmail Korkmaz cinayetinin faillerinin görüntüleri bu sefer gözümüzün önünde duruyor.

Emniyet teşkilatının böyle bir uygulaması olmadığını düşünüyorum. Yani sistematik olarak gençleri karanlıkta kovalayıp mahalleli ile pusu kurup, dövüp bir de üstüne uçan tekme atmak gibi bir dersin hiçbir polis akademisinde öğretilmediğine de eminim.

Peki o zaman biriniz bana söylesin, binlerce devlet memuru yasal sınırlar içinde görevlerini yapmaya çalışırken adının Mevlüt Saldoğan olduğunu öğrendiğimiz bu uçan tekmeci, pusucu sivil polis memurunu, emniyetinden valiliğine bütün bürokrasi neden böylesine kol kanat gerip koruyor. En basiti neden öldürülen bir üniversite öğrencisinin yanında saf tutmaktan uzak duruyorlar?

Böylesine bir utançtan kurtulmak için tam tersi bir an önce katilleri teşhir edip, meslekten atıp, cezalandırması böylesine iğrenç bir pusunun üstlerine kalmasını, genellenmesini önleyecekken neden yokmuş gibi davranıyorlar. Üstelik bu kötü alışkanlık en alt düzeyden en tepeye kadar uzanan bir zincirde bütün devlet tarafından sahipleniliyor.

Bugüne kadar nerede ise hiç sorgulanmayan kötü bir devlet alışkanlığı bu…

Bir zamanlar 90’ların Türkiye’sinde çok aşina olduğumuz bugün nerede ise tek tek hesabı sorulmaya başlanan bir devlet hastalığı…

Bunun sonucu bir işgüzar memurun mahalleliyi organize ederek karanlık bir sokakta bir gence attığı alçakça pusunun binlerce devlet memurunun üzerine kalması olarak geri dönüyor.

Böyle bir memuriyet olmayacağı gibi böyle bir mahalle kültürü de olmaz. Eskişehir’de karanlık bir sokakta sivil bir polis memurunun arkasına saklanıp tek başına kaçan bir genci nerede ise 10 kişinin dövmesi de delikanlılık raconuna ters düşer. Bir genci öldüren bu alçaklığa mahalle dayanışması da denilmez.

Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesinin tek bir adı var; Cinayet.
Çırılçıplak bir cinayet.
Pusu böyledir işte. Bazen karanlık bir sokakta tek bir genci öldüresiye dövdüğünüzü düşünürsünüz. Sonra bir bakmışsınız bütün Türkiye sizin bu cinayetinizi izliyor. Dünya görüyor.
Görüntüler bu kadar netken, şimdi tek bir umudumuz var.
Adaletin işlemesi.
Katillerin hak ettikleri cezayı alması.

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ