Ali Arıkan, yazın ruhunu yakalayan en iyi filmleri yazdı

Pazartesi, 6 Haziran 2016 13:07

ALİ ARIKAN

 

Yaz Filmleri

Hazırlayan: Ali Arıkan

Oh be. En sonunda yaz geldi. Havasından değil doğrusu. Çünkü ben sıcaktan ve daha doğrusu rutubetten nefret ederim. Malum İstanbul da, Ekim ayına kadar bu iki çılgın sevdalının aşkının acı meyvesi olan, boğucu havadan muzdarip. Yazın gelmesi şu sebepten süper: sabahtan akşama sinemaya gidip, buz gibi salonlarda rahat rahat film izleyebileceğiz. Türk insanının cereyanla imtihanı sadece sinema salonlarını etkilemiyor. Püfür püfür esintiyi yazın en iğrenç günlerinde sadece sinema salonunda bulabilirsiniz ülkemizde. Yaz serinliğini, o kadar seviyorum ki Shakespeare’in beşli ölçüsünde cümle bile yazdım…

Yaz deyince Türkiye’de insanın aklına sinema gelmez.  Daha çok dağ, bayır, sahil; eğlence, çılgınlık, Serdar Ortaç veya sıcak, ter, nem gibi birbirinden ayrılamayan üçlemeler gelir.  Sinemalar yaz sezonunda pek fazla iş yapmaz Türkiye’de.  Son yıllarda bu eğilim birazcık değişmeye başlamış olmasına rağmen, yine de insanımız genelde kışın sinemaya gitmeyi seviyor.

Türkiye’de yaz sezonu sinema için pek iç açıcı olmasa da, sinema için yaz çok verimli bir mevsimdir. Yaz, dünyanın çoğu yerinde insanların kabuklarını kırdığı, yeni bir çevreye adım attığı veya çok basit olarak biraz kafasını dinlendirdiği günler demektir. Bu da bir sinema için güzel bir başlangıç noktasıdır şüphesiz. İşte yaz mevsimine resmi olarak girmemize tam bir hafta kala, yazın ruhunu yakalayan en iyi filmler.

Jaws

Yaz demek tatil demek. Yaz demek güneş demek. Yaz demek deniz demek. Her şey bu kadar iyiyken işin içine bir de dev köpekbalığı girmeseydi çok iyi olurdu ama heyhat! Steven Spielberg’ü dünya sinemasına tanıtan ve yönetmenin hala en iyi filmlerinde üst sıralarda yer alan Jaws, aslında korku filminden çok bir arkadaşlık filmidir. Üç tane birbiriyle anlaşamayan zıt kutbun (üç tane kutup nasıl oluyor diye sormayın, oluyor işte) yavaş yavaş arkadaşlık kurmasını ilginçtir. Zaten filmin en güzel sahnesi de köpekbalığını avlayan üçlünün hep bir ağızdan “Show Me the Way to Go Home”u söylemesidir.

jaws2

-

Weekend at Bernie’s

Ted Kotcheff’in yönettiği ve Andrew McCarthy ile Jonathan Silverman’ın başrolünü paylaştığı bu film, seksenlerdeki Hollywood’da çok pirim yapmış “high concept” denilen furyanın iyi örneklerindendir. “High Concept” direkt çeviri olmasa da anlam itibariyle “abartılı, hatta uçmuş kavram” demektir. “İki arkadaş gittikleri bir tatil köyünde ölen patronlarını, bir hafta sonu boyunca halen hayattaymış gibi göstermek zorunda kalırlar” diye özetlenecek bir hikaye de buna tabii ki cuk oturur.  Aslında ondan da öte, Hollywood komedisinin temel kültürlerinden olan vaudeville tiyatrosu (Marx kardeşler gibi) ve slapstick filmlerinden (mesela Buster Keaton) esinlenen bir havası vardır. Çaktırmaz pek ama Weekend at Bernie’s aslında kaliteli de bir filmdir.

WeekendAtBernies2

-

Superbad

Greg Mottola’nın filminde Michael Cera ve Jonah Hill, üniversiteye gitmeden önceki birlikte geçirecekleri son yaz tatilinde, milli olmayı kafaya koymuş iki arkadaşı oynar. Şehirdeki en iyi partiye gidip hormonlarının onlara dikte ettiğini gerçekleştirmeye çalışan ikili, aynı zamanda yetişkinliğe de adım atarlar. Ama bekledikleri şekilde değil. Bu arada filmin yazarlarından Seth Rogen ve Saturday Night Live’dan tanınan Bill Hader’ın oynadığı iki yeni yetme polisin, tam anlamıyla “kaybeden” bir çocukla yaşadıkları maceralar, Nerd’ü oynayan Christopher Mintz-Plasse’yi bir gecede stara dönüştürdü.

Super Bad

-

Summer of Sam

Amerika’nın en iyi yönetmenlerinden Spike Lee’nin filmi, 1977’nin yazında New York’a kan kusturan Sam’in Oğlu adlı seri katilin saçtığı dehşete paralel olarak şehrin çürüyen sosyolojik yapısını da ekrana yansıtır. New York tarihinin en sıcak yazı sırasında şehre hakim olan paranoya, şehirde yaşayanları insanlıktan çıkartır. Yönetmenin en iyi filmlerindendir.

summer of same

-

Meatballs

Amerikan sinemasında yaz kampları iki tür filme ilham olur genelde. Birincisi korku; biraz evvel bahsettik. İkincisiyse tabii ki komedi. İşte Bill Murray’nin ilk kez başrolde oynadığı film olan 1979 tarihli Meatballs da bu tür komedilerin bence en iyisidir. Camp North Star’daki biraz ezik, biraz kaybeden, biraz tutunamayan çocuklara eğitmenlik yapan Murray’nin öğrencileriyle ilişkisi süperdir.  Özellikle sıkılgan ve utangaç Rudy ile araları çok iyidir. Meatballs boyunca bu ikisinin aralarında oluşan bağ dokunaklı, bu bağın oluşma süreciyse çok ama çok komiktir.  Filmin sonunda Camp North Star ve komşu kamp Camp Mohawk arasında gerçekleştirilen spor müsabakasının nasıl bittiğini muhtemelen tahmin edebilirsiniz.  Ama inanın bu filmde ne kadar güleceğinizi tahmin edemezsiniz.

meatballs_10

-

Stand By Me

When Harry Met Sally ve This Is Spinal Tap gibi klasiklerle nam salmış yönetmen Rob Reiner’ın yönettiği film, Stephen King’in aynı isimli kısa bir öyküsünden uyarlanmıştır. Yazarın neredeyse tüm hikayelerinin geçtiği Maine eyaletinde küçük bir kasaba. Yazın tam ortası. Dört genç arkadaş, tanıdıkları bir gencin öldürüldüğünü öğrenir. Dedikodulara göre ceset, bir iki günlük mesafededir. Cesedin bulunduğu yere doğru harekete geçen grup, yolculuk boyunca kendilerini keşfeder, unutmayacakları, duygu dolu, acı-tatlı bir macera geçirirler.

 stand by me

-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 272. sayısını indirmek için

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play

 

Tags