Ali Arıkan yazdı: Oscar’da Son Durum

Pazar, 22 Kasım 2015 11:56

ALİ ARIKAN

Oscar ödülleri sezonu normalde Toronto/Telluride/Venedik festivalleriyle başlar. Üçü de Ağustos’un sonu, Eylül’ün başı gibi “prestij” filmleri lakabını verdiğimiz eserlerin seyirci, eleştirmen ve hepsinden de önemlisi endüstriyle buluştuğu yerlerdir. Yine de, oraya gelene kadar belli filmler konuşulur, hangi filmin öne çıktığı, hangisinin biraz geriye düştüğü yavaş yavaş belli olmuştur. Bu seneyse biraz farklı. Arada sırada öyle bir yıl olur ki ne tek bir film öne çıkar. Ne de birkaç yapım “işte bunlar yarışacak” diye kendilerinden konuşturur. İşte bu yıl da öyle. Kimsenin bir türlü heyecanlanmadığı ve ödül sezonunun tek heyecanın da aslında bu monotonluk olduğu paradoksumsu bir yıl bu.

Mesela bu senenin başında bana sorsanız “Steve Jobs”un Oscar’ın en büyük adayı olduğunu söylerdim. Yönetmeni Danny Boyle “Slumdog Millionaire”le Oscar kazanmış bir kere. Yazarı Aaron Sorkin ise bir efsane, hadi bu sadece bir algı operasyonunun sonucu deseniz bile senaryo ve diyalog yazmaya gelince bir deha. Başrolde yıllardır yıldızı parlayan ama bir türlü gökte en tepeye ulaşamamış ve bunu zorlayan Michael Fassbender. Film de Oscar’ın her zaman sevdiği bir hayat hikayesi. Hadi onu da geçtim, hikaye bir modern zaman peygamberi (veya bana sorarsanız yalancı peygamber) Steve Jobs’u anlatıyor. Tabii ki Oscar’ın en büyük adayı. Hatta birkaç ay önce bile bu görüşü savunuyordum. Ama işte öyle olmuyor. Film öyle beklenildiği gibi iyi eleştiriler almadı. Sonra gişede çakıldı. Ve Oscar şansı da sıfırın altına indi. Daha da ilginci kimse buna pek şaşırmadı.

Peki aday olur mu? Zannetmiyorum. Zaten aday olup olmaması önemli değil.

Bazı filmler var ki (mesela 1994’te Pulp Fiction veya Shawshank Redemption gibi), aday olsun olmasın klasik haline gelir ve Oscar’a zamanında aday olmaları da başarılarının küçük bir kanıtıdır.

stevejobs

Peki bu sene hangi filmler adaylığa yakın? En iddialı yapım şu anda Türkiye’de sinemalarda oynuyor. Marslı’nın (The Martian) gişede başarılı olması zaten bekleniyordu. “Elle tutulur” bir bilim-kurgu olması ve Ridley Scott gibi pantheondaki bir yönetmenle başını Matt Damon’ın çektiği muazzam bir kastı birleştirmesi de ödül sezonunda adından söz ettireceğinin habercisiydi. Çok satan, popülist ama kaliteli bir kitabın uyarlaması olduğundan dolayı da “konuşan sınıflar”ın ilgisini çekeceği açıktı. Ama işte “Steve Jobs” nasıl beklenilenden kötü çıktı, bu film de tam tersi performans gösterdi. Hem eleştirmenler hem de seyirci tarafından çok tutuldu. Kalite filan tabii ki önemli ama gişe başarısı olmayan kaliteli filmlerin Oscar kazanması genelde zor olur. Marslı’da bu ikisi de var. Oylama önümüzdeki iki gün içinde yapılsa Pazar günü en iyi film Oscar’ını Marslı alırdı.

Gelin görün ki Oscar ödül töreni Pazar günü değil 28 Şubat 2016’da yapılacak. Oy verme işlemleri de 23 Şubat’ta bitecek.

Eğer Churchill’in dediği gibi politikada bir hafta çok uzun zamansa, Hollywood’da üç ay bir ebediyettir. Yani o zamana kadar çok şey değişebilir.

Mesela yarışta Marslı’nın önüne geçme potansiyeli en yüksek film şu anda Diriliş (The Revenant). Geçen senenin Oscar şampiyonu Birdman’ın yönetmeni Alejandro González Iñárritu’nun yeni filmini daha Hollywood dâhil kimse görmedi. Fakat ortada geçen sene hem en iyi yönetmen hem de en iyi filmi kucaklayan Iñárritu var. Eğer bu yıl ikisinden birini kazanırsa Oscar tarihinde böyle bir başarıyı yakalamış ilk yönetmen olacak. Bu film de bir uyarlama. Michael Punke’ın kaleme aldığı “The Revenant: A Novel Of Revenge” kitabından beyazperdeye uyarlanan öykü, kürk avcısı olan ve filmde Leonardo Di Caprio’nun canlandırdığı Hugh Glass adındaki bir tuzakçının, bir boz ayı tarafından yaralandıktan sonra, ekibi tarafından ölüme terk edilmesini anlatıyor. Yaraları bir süre sonra iyileşip intikam almaya ant içen Glass’ın hikayesi, suya sabuna dokunmayan filmlerle dolu bu yıl, bir anda tüm Oscar hesaplarını alt üst edebilir.

spotlight

Oscar’da sesini duyurmasına kesin gözüyle bakılan bir diğer film de Spotlight. İki aydır izleyen her eleştirmen ve gazeteci yere göğe koyamıyor filmi. Başkan’ın Adamları’yla mukayese ediyor bazıları, bazıları ondan bile iyi diyor ve şimdiye kadar yapılmış en güzel gazetecilik filmi olduğunu iddia ediyor. Şimdiye kadar gazetecilikle ilgili en iyi filmin Yurttaş Kane olduğunu düşünürseniz  bunun neden biraz abartılı olduğu kanısındayım teslim edersiniz. Aynı zamanda filmin yönetmeni de geçen yılın en garip yapımlarından The Cobbler’ı çeken Tom McCarthy. Tüm bunlara rağmen şansı yüksek. Gerçek bir hikayeden uyarlanan Spotlight, Katolik Kilisesi’ndeki taciz iddialarını, kilisenin kendini aklamaya çalışmasını ve bu tacizi aydınlatmaya çalışan Boston Globe gazetesi yazarlarını konu alıyor.

ABD’de geçen hafta gösterime giren ve çok beğenilen “Brooklyn” de bu yıl Oscar’larda boy gösterecek. En azından başrolündeki Saoirse Ronan’ın en iyi kadın oyuncu ödülüne aday olması bence kesin.

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 244. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play

Tags